Avrupa’nın Göbeği Makamında Bir Şehir “VİYANA”

0
The following two tabs change content below.

Muhammed Ali Uçar

Latest posts by Muhammed Ali Uçar (see all)

Şehrin Tarihi

Yedi iklim ve on sekiz padişahlık gezen Seyyah-ı Âlem Evliya Çelebi Seyahatnâme’sinde on iki büyük şehir olduğundan söz eder. Bu on iki büyükşehirden biri de Viyana’dır. Evliya Çelebi’nin Nisan 1665’te yaptığı Viyana gezisi, onun Osmanlı sınırları dışına yaptığı en mühim gezilerden birisidir. Ünlü “bal dök yala” sözünü ilk kullanan kişi olan Evliya Çelebi, bunu Viyana sokakları için kullanmıştır.

Viyana, Osmanlı Türkçesi’ndeki ismiyle Beç şehri, Tuna’nın sağ kıyısına yakın bir yerde, buraya dökülen Wien nehrinin iki tarafında düz bir alana kurulmuş, denizden yüksekliği 170 m. olan bir şehirdir. Avusturya Federal Cumhuriyeti’nin başkenti olan Viyana, bölgesel konumu itibariyle önemli bir merkezdir. 1792’de fevkalâde elçi sıfatıyla Viyana’ya gönderilen Ebubekir Râtib Efendi şehrin konumunu tarif ederken “Beç şehri Avrupa’nın göbeği makamındadır” der.

Viyana’nın tarihi Keltler (M.Ö. 400) zamanına kadar gitmektedir. Milattan sonra 90’larda burada bir Roma askerî garnizonu kurulmuştur. Zamanla şehrin ismi Vindobona olarak anılmaya başlanır ve bugünkü Viyana oluşmaya başlar. Roma idaresinin sona ermesiyle 976’da kurulan Ostarrichi (Österreich) ile birlikte Viyana yükselişe geçmiştir. 1276’da I. Rudolf tarafından zapt edilerek Habsburglar’ın eline geçen Viyana, 1438-1806 yılları arasında Habsburglar’ın temsil ettiği Kutsal Roma İmparatorluğu’nun merkezi olur. Bu dönemde kurulan ve Avrupa’nın saygın üniversitelerinden olan Viyana Üniversitesi bugün bünyesinde çok sayıda Türk öğrenci barındırmaktadır.

1648-1740 yılları arasında Viyana’da büyük bir inşa faaliyeti yürütülmüş ve bu faaliyetler Viyana’yı önemli bir barok şehri haline getirmiştir. Viyana’nın mimarî olarak gelişmesinin aksine şehir uzun süre salgınlarla mücadele etmiştir. 1679’da 100.000 ve 1700’de 80.000 civarında insanın ölmesine rağmen Viyana nüfusu 1750’lere gelindiğinde 175.000’e ulaşmıştır. Maria Theresia döneminde yapılan büyük mimarî faaliyetler neticesinde Schönbrunn ve Belvedere Sarayları yapılmıştır. Mimarî faaliyetlerin yanı sıra kültürel faaliyetler de artmıştır.

Kayzer II. Franz (1792-1835) 1806’da Napolyon tehlikesinden dolayı Kutsal Roma Cermen İmparatorluğu’ndan feragat ederek Avusturya İmparatorluğu’nu kurmuştur. Viyana şehri, 1815 yılındaki Viyana Kongresi ve onun neticesinde başlayan büyük restorasyon döneminden büyük ölçüde etkilenmiştir. 1857 yılında Viyana surlarının yerine Ring adı verilen geniş bir bulvar yapılmıştır. Bugün bu Ring üzerinde Viyana’nın en meşhur binaları olan, Opera Binası, Parlemento, Belediye Sarayı, Viyana Üniversitesi, Saray Tiyatrosu (Burgheater) Borsa Binası, Sanat Tarihi Müzesi ve Doğa Tarihi müzesi bulunmaktadır. Bu Ring aynı zamanda dünyanın en büyük tam yuvarlak kavşağıdır ve adeta bir galeri görünümündedir. Ring’de inşa edilen ilk görkemli mekân opera binasıdır ve bugün şehrin görülmeye değer en önemli yerlerinden birisidir. Fakat bu durum her zaman böyle olmamıştır. Opera binası ilk açıldığı zamanlar kamu tarafından benimsenmemiş ve reddedilmiştir; ayrıca yapının iki mimarı sert bir şekilde eleştiriye maruz kalmıştır. Daha sonra Kayzer Franz Josef’in de kişisel eleştirilerine muhatap olan Eduard van der Nüll, intihar ederek hayatına son vermiştir. İntihar eden mimarın yardımcısı olan August Sicard von Sicardsburg da birkaç hafta sonra ağır bir ciğer hastalığı geçirerek hayatını kaybetmiştir. Viyana kamuoyunun mimarlara karşı sert tutumu, onların ölümüyle sonuçlanmıştır ve neticede iki mimar da Opera binasının açılışını görememiştir.

Bu mimarî ve kültürel gelişmelere sanayileşmenin de eklenmesi neticesinde Viyana nüfusu hızla artmış ve 1890’larda 1,5 milyona, 1910’larda 2 milyona dayanmıştır. I. Dünya Savaşı neticesinde Viyana, yeni kurulan Avusturya Cumhuriyeti’nin başkenti olmuştur. Daha sonra Almanya’yla birleşmesine (Anschluss) kadar bu önemini koruyan Viyana, II. Dünya Savaşı’nın bitmesinden 10 sene kadar sonra (1955) bu eski önemine tekrar kavuşmuştur.

Viyana tarihsel arka planının zenginliğiyle, mimarî ve kültürel gelişmelerin yanı sıra sanat alanında da zamanla Avrupa’nın merkezi haline gelmiştir. Başta Wolfgang Amadeus Mozart ve Ludwig van Beethoven olmak üzere çok sayıda dünyaca meşhur sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Eski şehir birçok savaşta zarar görmüştür. Özellikle II. Dünya Savaşı’nda binaların yaklaşık %20’sinin yıkılmasına rağmen şehir büyük ölçüde korunmuştur. Bu tarihsel miras ve bunların hatıraları, turizmin bacasız bir sanayi olarak keşfedilmesiyle birlikte adeta satışa çıkarılmıştır. Bu bağlamda Viyana sokaklarında, müzelerinde ve saraylarında I. ve II. Viyana Kuşatmaları’nın hatıralarını görmek de mümkündür.  Bunlardan Türk ganimetleri, Türk Porseleni, zafer alâmetleri, Türk savaş aletleri, Türk çadırları ve Türk topları birçok binanın önüne asılarak ya da müzelerde sergilenerek ziyaretçilere sunulmaktadır. Viyana Kuşatmaları’ndan kalan Osmanlı’ya ait en önemli eserler Viyana’nın 3. bölgesinde bulunan ve Arsenal olarak anılan Heeresgeschichtliches Museum’dadır. Viyana ayrıca tiyatrosu, flarmoni orkestrası ve dünyada başka bir örneği bulunmayan İspanyol Binicilik Okulu gibi yapıtlarıyla Avrupa’nın önde gelen kültür şehirlerdendir. Saray tiyatrosu  (Burgthater), Alman dilinin konuşulduğu coğrafyada yer alan en önemli sahnelerden biridir. İnşası opera binasının dört katı kadar pahalı olmuştur. Açılış davetiyelerine son derece fazla rağbet olmuştur ve açılışta fuaye önünde izdiham oluşmuştur. Kayzer Franz Josef, bu ihtişamlı yapıya nedense çok fazla önem vermemiştir. Sadece yakın arkadaşlarından Katharina Schratt sahneye çıkacağı zaman tiyatroyu ziyaret etmiştir.

Viyana bu tarihi ve kültürel arka planın yanında siyasî olarak da bir merkez konumundadır. Uluslararası Atom Enerjisi Organizasyonu (IAEO), Petrol İhraç Eden Ülkeler Organizasyonu (OPEC) ve Birleşmiş Milletler (UNO City) bu şehirde bulunmaktadır. Bugün 23 bölgeye (semt/ilçe) ayrılmış ve yaklaşık 1.8 milyon nüfusa sahip olan Viyana, yapılan farklı istatistik çalışmalarında dünyanın en yaşanabilir şehirleri sıralamasında sürekli ilk üçte yer almaktadır.

Viyana ve Osmanlı

Viyana, tarihimizde önemli bir dönüm noktasıdır. Osmanlı’nın balkanlarda hızlı bir ilerleme katetmesi ve son olarak 1526 yılında Budin‘in (bugünki ismiyle Budapeşte; o zamanlarda Buda kısmı Budin olarak anılmaktaydı ve Peşte Tuna’nın batısında yer alan Budin kalesinin dışında kalan bir köy/yerleşim yeriydi.) fethedilmesiyle birlikte Osmanlı, Viyana için bir tehdit unsuru olmaya başlamıştır. I. Viyana Kuşatması, 1529 yılında esas hedef Viyana olmamasından ötürü hazırlıksız bir şekilde yola çıkılması sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Ordu 22 Eylül’de Viyana önlerine gelmiş olsa da, hava muhalefeti sebebiyle ancak Ekim ayında taarruza geçilebilmiş ve ne yazık ki bu kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Bu tarihten itibaren Osmanlı İmparatorluğu Viyana için her an geri gelebilecek bir güç olarak görülmüştür. Bu sebepten ötürü Viyana şehrinin surları sağlamlaştırılmış, ordu bu kuşatmaları savuşturmak için daha disiplinli bir eğitime tabi tutulmuştur. II. Viyana Kuşatması, I. Viyana Kuşatması’ndan alınan dersle daha iyi planlanmış ve 14 Temmuz 1683’te Osmanlı ordusu Viyana önlerine gelmiştir. Kuşatma 12 Eylül’e kadar devam etmiştir. Bu kuşatma Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın emri üzerine yapılmıştır. Bu emre IV. Mehmet’in onay verip vermediği tartışmalıdır. Kuşatma esnasında Kayzer I. Leopold ve şehir halkından yaklaşık 80.000 kişi şehirden kaçmıştır. Viyana’ya yaklaşık 200 km. uzaklıkta bulunan Linz şehrine kaçan Kayzer I. Leopold şehrin savunmasını Kont Ernst von Starhemberg’e bırakmıştır. Osmanlı, Viyana surlarını büyük toplarıyla vursa da, henüz yeni onarılmış ve güçlendirilmiş olan Viyana surlarını yıkmak kolay olmamıştır. Yeni yapılan bu güçlü surlardan ötürü zaman kazanan savunmacılara Lehistan Kralı Sobieski’nin önderliğindeki yardım kuvvetlerinin gelmesiyle Osmanlı ordusu için hazin sonuç gerçekleşmeye başlamıştır. Sobieski ve ordusu Viyana’nın kuzeyinde bulunan ve şehrin en yüksek tepesi olan Kahlenberg tepesinden şehre yardıma gelmiş ve bu civarda büyük çaplı çatışmalar gerçekleşmiştir. Kahlenberg tepesi II. Viyana Kuşatması’nda önemli bir rol oynamıştır ve bu özelliğiyle Viyana’ya gelen Türklerin uğrak noktası olmuştur. 1983 yılında, Viyana’nın Türklerden kurtuluşunun 300. Yıldönümünde, Kahlenberg tepesinde bulunan St. Joseph Kirche’nin (Aziz Yusuf Kilisesi) duvarına bir kitâbe eklenmiştir. Bu kitâbede kendisiyle ilgili şu ifade yer alır: “Jan III. Sobieski, Polonya Kralı; Müttefik orduların başkumandanı, Viyana önlerinde Hristiyanlığın Kurtarıcısı…”

Sobieski’nin yardıma gelmesi, hava şartlarının kötüye gitmesi ve erzakların azalması neticesinde Osmanlı ordusu geri çekilmiş ve bu geri çekilmeden sonra Avusturya ile yapılan savaşlar Osmanlı topraklarında vuku bulmaya başlamıştır. Bir anlamda Osmanlı sürekli atak yapan durumundayken II. Viyana Kuşatması’ndan sonra savunma yapan bir devlet konumuna geçmiştir. Osmanlı’nın geri çekilmesiyle birlikte Avusturya Avrupa’nın kurtarıcısı olarak görülmeye başlanmıştır. Bu kuşatmada Viyana’yı savunan ve Osmanlı’yı geri püskürten kumandanlar ve askerler kahraman ilan edilmiştir. Bu kuşatma ve Türklerle ilgili çok sayıda efsaneler, hikâyeler üretilmiştir.

  1. ve II. Viyana Kuşatmaları’ndan sonra Viyana’da Türklere ait birçok hatıra kalmıştır. Bunlardan en önemlisi hiç kuşkusuz kahvedir. Osmanlı, Viyana önlerinden Budin’e doğru geri çekilirken ardında birçok kahve çuvalını bırakmıştır. Viyana halkı çuvallarca olan bu kahverengi tozların bir süre ne işe yaradığını anlamamıştır. Daha evvel Osmanlı coğrafyasında bulunan bir kişi bunların kahve olduğunu anlamış ve Viyana’nın ilk Kaffeehaus’unu (Kahvehane) açma imtiyazını elde etmiştir. Bugün Viyana sokaklarında yürürken sıklıkla görebileceğiniz her biri 100 yaşını aşmış kahvehaneler bulunmaktadır. Bunlardan hiç kuşkusuz en önemli olanı 1824’ten beri orjinal halini koruyan Viyana’nın 1. bölgesindeki Cafe Frauenhuber’dir. Bu kafenin 1788’deki ilk açılışına Wolfgang Amadeus Mozart katılmıştır.

Hiç kuşkusuz Viyana’da kalan yegâne Türk hatırası Kahlenberg Tepesi ve kahve değildir. Bunların yanında Çerkez Dayı heykeli, Türkenkugel, Türkenhof, Türkensteine, Türkenkreuz, Türkenritthof, Türkenmuttergottes, Türkenschanzpark, Türkentrophäen gibi yaklaşık 30 farklı yerde Türk hatıraları vardır.

Viyana’da Görülecek Yerler

Viyana’nın en merkezî noktası şüphesiz Stephansplatz’dır. Bu meydan, ismini üzerinde bulunan Stephansdom’dan (Aziz Stephan Katedrali) almaktadır. Tarihi 1137 senesine kadar geriye giden bu katedral Viyana Başpiskoposu’nun ikametgâhıdır. II. Dünya Savaşı’nda katedralin bir kısmı zarar görmüş olsa da savaşın sona ermesiyle orijinal haline tekrar kavuşturulmuştur. Yaklaşık 137 metre yüksekliğiyle eski şehir bölgesinin en yüksek ve Viyana’nın 9. yüksek yapısıdır. Avusturya’daki en önemli gotik yapılardandır. Avusturya-Macaristan İmparatorluğu sürecinde, imparatorluk coğrafyasında Stephan Katedrali’nden daha yüksek kilise yapılması yasaklanmıştır. Bu sebepten ötürü Avusturya’nın Linz şehrindeki Mariä-Empfängnis-Dom 2 metre daha alçak inşa edilmiştir.

Viyana sokaklarında yürürken her bina bir sanat ve mimarî eseri olarak dikkat çekmektedir. Hofburg, Habsburg Monarşisi’nin iktidar merkezi ve dünyanın en tanınmış ve Avrupa’nın da en büyük saray kompleksidir. Bu saray, 18 parkur, 54 blok, 19 avlu ve 2.600 civarında odaya sahiptir. Saray, tarih içerisindeki serüvenine 13. yüzyılda Ortaçağ kalesi olarak başlamıştır. Habsburg Monarşisi’nin yükselen iktidarı sebebiyle, yaklaşık altı yüzyıl sonra, görkemli bir saray olarak yeniden inşa edilmiştir. Duvarları arasında, Kayzer daireleri, hazine odası, gümüş oda, Avusturya Ulusal Kütüphanesi, İspanyol Binicilik Okulu ve Sisi Müzesi gibi görülmeye değer pek çok ünlü mekân bulunmaktadır.

Hofburg’un Ring istikametinde tam karşısında bulunan ikiz binalar bütün görkemiyle dikkat çekmektedir. Bunlar Kunsthistorisches Museum (Sanat Tarihi Müzesi) ve Naturhistorisches Museum’dur (Doğa Tarihi Müzesi). Kunsthistorisches Museum, dünya üzerindeki en önemli sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapmaktadır. Yıllık bir milyonun üzerindeki ziyaretçi sayısıyla Sanat Tarihi Müzesi, Avusturya’nın en büyük müze kompleksini oluşturmaktadır. Koleksiyon 16. yüzyılda Kayzer II. Rudolf ile başlamış ve daha sonra gelen haleflerle yavaş yavaş geliştirilmiştir. Her gelen, koleksiyona yeni bir tat kazandırmış, böylece varlığını bugün hâlâ koruyan eşsiz bir koleksiyon oluşmuştur. Bu binada, dünyanın dördüncü büyük resim galerisi yer almaktadır. Burada yer alan eserler, eski büyük ustaların sanatlarının zirvelerine ulaştıkları eserlerdir. Değerli taş koleksiyonunun yer aldığı sanat odası ve ayrıca eski Mısır ve Doğu dünyasına ait madenî para koleksiyonu da bu müzede ziyaretçilerini beklemektedir. Bu koleksiyonlardan her biri, heyecan verici ve oldukça ilginç hazinelerle dolup taşmaktadır. Örneğin, bunların arasında Mikronezya Adaları’ndan olan Yap Adası’nın taş paralarının sergilendiği madenî para koleksiyonuna, ziyaretçilerden çok azının yolu düşmektedir.

Schönbrunn Sarayı, Viyana’nın 13. bölgesinde bulunan ve Viyana’ya yolu düşenlerin uğramadan ayrılmadıkları bir yerdir. 1693 yılında Kayzer I. Leopold’un mimar Johann Bernhard Fischer von Erlach’a bir av/yaz sarayı yapması talimatını vermesiyle sarayın inşasına başlanır. Sarayın inşası ancak Maria Theresia döneminde (1740-1780) tamamlanabilmiştir. Sultan Abdülaziz, 1867’deki Avrupa seyahati sırasında Viyana’yı da teşrif etmiştir. Viyana tren garında Sultan Abdülaziz’i karşılayan Avusturya İmparatoru alay arabaları ve tören eşliğinde Sultan Abdülaziz’i Schönbrunn Sarayı’na götürmüş, Sultan Abdülaziz ve beraberindekilere sarayın büyük bir kısmı tahsis edilmiş, onuruna yemek verilmiştir. Aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası listesinde de yer alan Schönbrunn Sarayı’nda 1441 oda bulunmaktadır. Sarayın bahçesi de görülmeye değerdir. Sarayı ve sarayın bahçesini her yıl ortalama 7,6 milyon kişi ziyaret etmektedir.

Viyana’da Yaşam

Viyana, çok farklı ülkelerden gelen ve çeşitli milliyetlere mensup insanların bulunduğu kozmopolit bir şehirdir. Avusturya’ya 1964 yılında başlayan iş göçü ile Türkler Viyana’ya gelmeye başlamıştır. Bugün Avusturya genelinde 183.000 Türk olduğu tahmin edilmektedir. Mağazalarda, kafelerde, restoranlarda, taksilerde, şehrin hemen her yerinde Türk görmek mümkündür. Bu yüzden turist olarak Viyana’ya geldiğinizde, yabancı dil bilmiyorsanız dahi sorun yaşamayabilirsiniz.

Viyana toplu ulaşım araçlarını en iyi ve en yoğun kullanan şehirlerdendir. Şehir adeta demir ağlarla örülüdür. Gitmek istediğiniz her yere rahatlıkla toplu taşıma ile gidebilirsiniz. Bunun için günlük, iki günlük ya da haftalık ulaşım kartları (Fahrkarte) alabilirsiniz.

Viyana sokaklarında gezerken mola vermek ve bir şeyler yemek istediğinizde şüphesiz Schnitzel tavsiye edilir. Schnitzel, tavuk, kırmızı et ya da domuz etinden yapılmaktadır. Bu yüzden Schnitzel yiyeceğiniz mekânı iyi seçmeniz ve etlerin yenilebilir olduğundan emin olmanız gerekir. Yemeğinizin ardından Viyana’nın meşhur pastası Sacher Torte’yi Cafe Demel’de yahut Hotel Sacher’de yiyebilirsiniz. Bunun yanında Viyana’nın ismiyle müsemma Viyana Kahvesi’ni (Wiener Melange) içmek için Cafe Central’i ziyaret edebilirsiniz. Cafe Central, zamanla Viyana’nın entelektüel atölyesi haline gelmiş adeta benzersiz bir asalet enstitüsüdür.

Muhammed Ali UÇAR

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz