“Bana Orhan Diyorlar; Asıl Adım İnsandır.”

0

Mülakat: Emre Akkaş-Fatih Kafadar-Merve Aksu

Fotoğraf: Onur Reha Yıldırım

Genç Barış İnisiyatifi olarak, hem çözüm sürecine ilişkin görüşlerini almak hem de Türkiye gündeminde büyük yere sahip ve kamuoyu tarafından yakından takip edilen âkil insanlar heyetinin süreç içindeki konumlarını ortaya koymak için Karadeniz Bölgesi heyetinden sağlık problemleri nedeniyle Marmara Bölgesi heyetine geçen Orhan Gencebay ile mülakat gerçekleştirdik.

Yarım asırdır şarkılarıyla ve barışçıl kişiliğiyle Türkiye halkının gönlünde taht kurmuş, bu topraklarda yaşayan genç-yaşlı yüz binlerce insanın beğenisini toplamış ve bu ülke insanının “Orhan Baba”sı olmuş bir sanatçı olan Orhan Gencebay, yıllardır verdiği barış, sevgi ve kardeşlik mesajlarından dolayı “çözüm süreci”nde en çok konuşulan isimlerden birisi.

3

Orhan Gencebay: Akillerin siyasetçi olduğu ile ilgili yorumlar yapıyorlar. Bir sanatçı olarak bu oluşumun içinde bulunuyorum. Kendi adıma bu görev için anlatacağım bir şey varsa tabi ki mutlu olurum. Çünkü bize bu durum söylenirken şöyle dendi. “Ülkemiz için bir şeyler yapabilirseniz mutlu oluruz.” Biz de “Pek tabi, ülkemiz için yapacağımız ne varsa yapmaya hazırız!” dedik. Buna sokaktan kimi çevirseniz “evet” der. Bu duyguyla “evet” dedik; başka ne gibi bir amacımız olabilir ki?

Ben sanatçıyım, siyasetle de ilgilenmiyorum. İlgilenmek de istemiyorum. Onların işi zor, ancak siyaseti iyi yapana da teşekkür ediyorum. Siyasetin amacı da “Yaradanın yarattığı tüm güzelliklere, insana hizmettir. Eğer bunu iyi yapabiliyorlarsa, onlara teşekkür edebilirim. Siyasetçi adaletli, hakkaniyetli olmalı. Bir bestemde dediğim gibi:

“Madem yaşamaya geldik bu dünyaya,

Benim de her şeyde bir hakkım vardır.

Sevmiyorsan hor görme bari,

Benim de senin gibi Allahım vardır.”

İster inançlı ister inançsız olsun, herkes benim için Yaradanın yarattığı bir varlıktır. İster ateist, ister teist olsun; ister dini bütün olsun, ister gnostik, ister agnostik olsun; yeter ki insan olsun. İnsan değerini bilsin; başkasına ve kendine zararı olmasın, saygılı olsun. Empati yapabilsin. İnsanlık tek-tip değil! Biz aynı tornadan çıkmadık. İnsanların bu çeşitliliği, hem gönlün hem de aklın istekleri bizi çeşitliliğe sevk ediyor. Yeter ki başkasına zarar vermesin. Önce insanlık… Din konusu çok ayrı, değerli bir konu tabi ki ama öncelikle insanlık… Zaten tüm dinler de temelde mensuplarının iyi bir insan olmasına yönelik değerler içerir.

Genç Barış: Efendim, mesele barış, çok gelen var tabi size bu konuda. Gerçekten de çok teşekkür ediyoruz bizi ağırladığınız için. Öncelikle şöyle başlayalım, sizin kişisel barış algınız algınız nedir? Barış deyince aklınıza ne geliyor?

Orhan Gencebay: Barış deyince, var olanlar ve paylaşılar… Mademki var olanlar varlar, mademki var olanlar varlıklarını sürdürmek için bazı değerleri paylaşacaklar; işte bu paylaşımların adaletli olması gereklidir. Ve tabi ki sonunda mutluluk söz konusudur. Mutluluğa ulaşmanın pek çok yol vardır elbette; ancak benim için mutluluk, birbirini anlamak, kabul etmek, değerleri gereği gibi paylaşmaktır. İmtiyazlı olmamaktır. Bu dünya bir tane; her birimiz de birer tane, kendi hayatımızın başrolündeyiz;  ancak, bu bizim ayrıcalıklı olduğumuzu göstermez. Herkes kendini haklı görebilir. Benim “Sen de haklısın!” diye bir bestem vardı. Orada da şöyle diyorum:

“Haklısın haklı!

Bence sen de haklısın!

Hak aranır eğer varsa,
Aranıp da bulunursa.
Kimin hakkı kimde kalır?

Eğer razı olunursa.
Haklısın haklı!
Bence sen de haklısın!
Herkes “ben haklıyım” diyor.
Haksız olan kimdir?
Herkes “en çok bana” diyor.
Razı olan kimdir?
Bu nasıl hak aranışı?
Bu nasıl hak dağılışı?
Herkes farklı farklı ister,
Bu nasıl fark yanılışı?”

Haklıyız haklı!

Şimdi mesela bir ülke kızdığı ülkenin ormanlarını yakıyor, karşılıklı olarak o da onunkini yakıyor. Kim haklı burada? İkisi de haksız! Yaktıkları kendi ormanları mı? Hayır! Ne kadar zarar verdiğinin ötesinde asıl zararı dünya gördü. Bir tane dünya var, buna sahip çıkmalıyız. Asıl dünya anavatan bana göre. Yaradan “doğ” diyor doğuyoruz; gözümüzü bu dünyaya açıyoruz. Sonra doğduğumuz toprakları “bizim vatanımız” diye tanımlıyoruz. Önce bu dünyaya geliyoruz. Demek ki önce bu dünyanın iyi olması gerek. Bunun da en azından bulunduğumuz toprakları, çevreyi temiz tutarsak, sahip çıkarsak, daha doğrusu çok sevdiğim söz olan “Yurtta barışı cihanda barış” ile sağlayabiliriz. Ben böyle bakıyorum. Sempati, empati, hoşgörüyle, sevgiyle, saygıyla, paylaşmakla, adaletle, tüm bu güzellikleri, estetikle-ki bu çok önemli- bu dünyayı hep beraber paylaşmalıyız.

Ama barış da kolay değildir, sırat köprüsü gibidir. Çok iyi korunmayı, sahip çıkılmayı gerektirir. Çünkü farklı farklı düşüncelere sahibiz. Öncelikle bencilliklerimizi yenmemiz gerekir, ki bunu yenememek de söz konusu olabilir. Veya kontrol altına almamız gerekir. Adaletin sabitliği gereklidir. Barışı korumak kolay değildir. Barışın bir tarafı uçurumdur bir tarafı yaşamdır. Kıl payı bir yerdedir. Çok nazik bir çizgidedir. Hepimiz ona sahip çıkmalıyız. Adeta el bebek gül bebek gibi korumalı, büyütmeli; ilgiyle, sevgiyle, saygıyla beslemeliyiz. Barış benim için böyle bir yerde.

Genç Barış: Barış dedik, birbirimizi anlamanın barışı getireceğinden bahsettik, Anadolu toprakları asırlarca birden çok etnik köken, dil, dine ev sahipliği yaptı aslında. Ne oldu da birbirini bu kadar kardeşçe seven insanlar, birbirine potansiyel tehlike olarak görünmeye başladı? Bu noktada, özellikle Türk ve Kürtlerin birbirine böyle gösterilmesinin sebebini neye bağlıyorsunuz? Sizin veciz ifadenizle “sevenler kavuşunca yaşamak ne güzel!” diyebilecek miyiz sizce önümüzdeki dönemde?

Orhan Gencebay: Şüphesiz sevenlerin kavuşması bir vuslattır. İdealdir, isteklerin bir odağıdır. Bana göre ülkemizde Kürt sorunu yoktur “terör sorunu” vardır. Sorun yaratılmak istenmiştir. Yalnız Kürt vatandaşlarımız değil, ülkemizde her kim ihmal edilmişse, her kimin hakları gereği gibi kullanılamamışsa, o kişinin sesini çıkartması normaldir. Zamanında böyle hatalar yapılmış. Cumhuriyetimiz kurulduğu zaman atalarımızın koymuş olduğu ilkeler doğrultusunda- “Din, dil, cins, ırk ayrımı yoktur!” ifadesi uyarınca- herkes devlete eşit mesafededir. Vatandaşlık kavramı, herkesi aynı hizada bütünleştirir ve beraberliğe sevk eder. Bunun temel başlığı da Türk Milleti’dir. Bu kültürel bir başlıktır. Hamasetle, ırkla bağdaştırılmamalıdır. Nitekim devletimizin içindeki bütün unsurlar, ayrımlar olmaksızın tüm haklarını ve öz değerlerini yaşamalıdırlar. Atalarımız bu kuralları böyle koymuş ama bunların ne kadarı uygulanmış, bunlar hep soru işareti.  Baktığımızda bu sorunların yaşanması, bu kuralların uygulanmamasından, ihmal edilmişliklerden ileri geliyor zaten. Pek tabi iyi olmamızı istemeyenler de bunun içinde mevcut. Onların da buna çomak sokmasından ötürü gelişen şeyler de var. Bizim Kürt kardeşlerimizle ne tür bir sorunumuz olabilir ki? Ben bir siyasetçi olmadığım için bütün bunların cevabını siyaseten veremem, ama bir insan olarak, çocukluğumuzdan beri böyle gördük. Bütün unsurlar vardır ailemizin içinde. Benim ailemde de Kürt var Gürcü var Çerkez var Abaza var Türk var. Biz hiçbir zaman “vay efendim şu şudur, bu budur!” diye bir şey söylemedik. Birbirlerini sevdiler mi, evlendirdik; onlardan doğan çocuklar da bizim evlatlarımız oldu.

Genç Barış: Efendim, bu süreç bir barış derneği olarak bizi çok heyecanlandırıyor tabi ki, fakat şunu size sormak istiyoruz:  Ne değişti de çözüm sürecine şu an başlandı, neden 3 sene önce ya da sonra değil de şimdi? Şartların olgunlaşmasından bahsediliyor. Gelişmeler halk ve medyanın sürece olan desteğinin giderek arttığını gösteriyor. İnsanlarımızın sosyolojik olarak hazır olmasını bir sanatçı olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Orhan Gencebay: Aslında en büyük çözüm süreci, başlangıçta İstiklal Savaşı’nda hep beraber yeni bir yapı oluşturmak üzere yaşanmış. En büyük yürek konulmuş ortaya. Bestemde de, “mutluluk hedeftir; ancak onu yakalamak yürek ister; cesaret ister, cesaretini mutluluk için göster!” derim ben. Önce kendini yen, bencilliğini yen, o zaman daha mutlu olacaksın. “Kır gönlünün zincirini” demiştim seneler önce, “sar mutluluk senin olsun.” Her şey insanın içindedir aslında, bunu ben şuna benzetirim: Mesela bir sazın akordu bozuk olsun, o enstrümanı virtüöze ver, çıkan sesler yine bozuktur; çünkü akort bozuktur. Bu akort bozukluğunu insan ahlakıyla bütünleştiriyorum ben. Bir insan kendini yenememişse veya ahlak eksikliği varsa çıkan sesler hep bozuk çıkacaktır. Bir sanatçı olarak iyi ahlakla iyi akordu birbirine benzetirim. Önce insanlarımızın daha iyi olması lazım, gelişmeleri lazım. Hak-hukuka daha çok dikkat eden, sevgi saygıda kusur etmeyen, yaşanılmışlıkları anlayabilen ve onlardan kâm alabilen insanlarımızın çoğalması lazım. Binlerce yıldan beri bu topraklarda yaşayan Anadolu insanı muhteşemdir; çünkü kültürü, muazzam kültürlerin kaynaşmasıyla oluştu. Şu anda burada var olanlar da binlerce yıl evvel yaşayanların torunlarıdır. Büyük çoğunluğu böyledir. Bu torunlar, dedelerinden çok şey öğrendiler; sağduyuyu öğrendiler. Burada büyük kültürler iz bıraktı. Yüzlerce insan cinsi yaşamış olabilir tarih boyu; yönetimler değişmiş olabilir; ancak önemli olan buradaki insanlardır, insanlar aynı insanlardır. Sağduyuya sahiptir. Her şeyin üstesinden gelir. Bütün yönetimlerin insanlarımızla daha yakın bir ilişki kurarak anlatması lazım. Belki de bundan evvel uzun zamandan beri anlatılmamıştı, Kurtuluş Savaşı’nı hep beraber yaptık, orada bir yürek olmayı denedik ve başardık. Şimdi yine bunu pekiştirmek için, arada bir ayar tutturmak için öyle bir zaman geldi diye düşünüyorum. Yanlışlarımız belli ölçülerde olabilir tabi ama bunları aşarız biz Evelallah. Daha önce de aşıldığı gibi bunları da aşarız.

Genç Barış: Efendim dünyanın değişik yerlerinde daha önce “akil insanlar” metodu denendi, “wise men” olarak ifade edildi. Türkiye’de de sizin de içinde bulunduğunuz bir heyet var ve bu heyeti destekleyenler olduğu gibi karşı çıkıp eleştirenler de var. Siz bu heyette yer alan isimleri nasıl buluyorsunuz?  Ayrıca çok sevilen bir insansınız, “Orhan Baba” olarak görülüyorsunuz. Akil insan olarak seçildikten sonra hayranlarınızın size bakışı ve tepkisi nasıl oldu? Son olarak da akil insanların farklı kesimlerden seçildiğini biliyoruz. Bu seçimi ve metodu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Orhan Gencebay: Ben bu listedeki isimlerin büyük çoğunluğunu tanımıyorum. Ama şunu biliyorum bu projeyi oluşturan kişiler mutlaka bunu barış için, ülkemizin daha iyi olması için, insanlık adına ve düşünerek yaptılar. Ona inanıyorum. Bu projenin içinde yer alan akil veya her ne varsa hepsi bir denge unsurudur; hepsi bir dengenin temsilcidir. Ben nasıl sanatla ilgili duygularla ilgili bir şeyler anlatacaksam; akademisyen vardır, tarihçi vardır, hukukçu vardır, sosyolog vardır. Hepsi kendi doğrultularında barışla ilgili söylemlerini geliştirirler; bir de tabi ki asıl halkımızın ne düşündüğünü not alırlar. Yani akil heyetinin yapacağı bu. Bunun haricinde akil heyetinin zaten bir yaptırım gücü yok, aldıkları kararlar resmi bir karar olacak diye bir şey yok, sadece sohbet… Karşılıklı sohbetler olacak, fikirler konuşacak ve alışveriş olacak. Mesele budur. Akil heyetinin bu yapacağı işi birçok insanımız farklı algılayabiliyor, ben ona üzülüyorum işte. Gerçeğini anlasalar onlar da belki teşekkür edecekler, bu hepimiz için iyi bir projedir diye. Tabi işin siyasi diğer bir yönü varsa, onları ben bilemediğim için fikir yürütemem. Önemli olan benim için bu barış sürecinin pekiştirilmesi, daha iyi olmak adına. Siyasi bir yönü varsa, onu siyasiler ve hükümetimiz daha iyi bilir. Biz de vatandaşlarımız gibi televizyondan, haberlerden bilgileniyoruz. Bu çerçevede biz görevimizi yapıyoruz. Ama bu arada benim özel bir durumum var şu; ben tanınan birisiyim. 63 tane akilimizin kaç tanesi toplumumuz tarafından tanınabiliyor? Bazı arkadaşlar var; onlarla beraber biz en tanınan sivri kişilerden biri olmuş oluyoruz yani. Sivri derken “tanınan” anlamında söyledim. Dolayısıyla tanımadığı herhangi birine bir şey söylemiyor belki o akillerden veya ona üç defa söylüyorsa bize milyon defa söylüyor. Bu da insanı üzüyor, yani internette şurada burada çıkan yazılar, orda ben diyorum ki “benim gönül dostlarım beni nasıl tanımaz bilmezler.” Ben bu kadar yıldan beri, elli yıla yakın zamandır ne söyledim ki? Sevgiden, saygıdan, hoşgörüden, bilgiden, adaletten bahsettim. Beni nasıl başka bir yere koyabilirler. İşte bu beni üzüyor. Onların bu tarzına üzülüyorum. Gönlümü kırıyorlar. O gün bazı söylemlerden sonra doktora gittim, hastaneye gittim. 24-25’e çıktı tansiyonum, kalp ritmim iyice bozuldu. İnsan etkileniyor, üzülüyor. Üzüntümden dolayı, yoksa Yaradan’ın verdiği bir can var, onu da her zaman teslim etmeye hazırız, Evelallah bütün inancımızla. Ben Yaradan’a teslim olan biriyim, öyle de bir yapım var. Dolayısıyla O’na olan inancım beni teselli ediyor. Hoşgörüm oradan kaynaklanıyor. Ve bu gönül dostlarıma da sitem ediyorum, bana nasıl başka şeyleri yakıştırdılar diye.

Genç Barış: Efendim sizin de ifade ettiğiniz gibi bu sürecin siyasi boyutları var ve siz de halkın kitlesel anlamda takip ettiği birisi olduğunuz için siz daha farklı bir görev yüklenmiş oluyorsunuz akil insan heyetinde. Fakat dışarıdan bakınca siyasi anlamda da bir sorun var gibi gözüküyor, keşke tüm partiler birlikte bu sürece girebilseydi…

Orhan Gencebay: O çağrıyı da geçen televizyondan yaptık. “Beraber olun, halkımızın iradesi orda, bütün güzellikleri pekiştirecek olan meclistir, akillere ne gerek var ki?” dedim. “Sizler bu görevinizi lütfen yapın canlarımız” dedim, çağrıda bulundum.

Genç Barış: Mecliste bulunan partilerin de belli kitleleri var tabi. Yani bu çözüm sürecine karşı olan insanlar acaba sadece süreci AKP başlattığı için mi sürece karşı? Bir de, Güney Afrika’yı biraz inceledik, ilk röportajımızı Güney Afrika Büyükelçisi’yle yapmıştık. Orda zencilerle beyazlar arasında bir affolma süreci oluyor. Beyazlar zencilere elli yıl civarı zulmetmiş. Hakikaten tam manasıyla bir zulüm var, otobüslere binemiyorlar. Bizim ülkemizde de o kadar yaşanmasa da belli şeyler yaşandı. Güneydoğu’da geçmişteki JİTEM uygulamaları son dönemde ortaya çıktı. Sizin de bir sözünüz var: “Gönlümüzün zincirlerini kırmak.”Aslında kesinlikle affetmek meselesi karşılıklı olarak biraz buradan geçiyor gibi. Gönüllerimizin kilitlenip, “ben Türküm herkes Türk’tür!” veya “ben Kürt’üm ayrılmamız lazım!” gibi, insanların o gönüllerindeki birbirlerine koydukları çizgileri kırıp bir birliktelik mi oluşturması gerekiyor, bu durum sizin dilinizden çok daha güzel ifade edilebilir efendim, duymak istiyoruz mümkünse.

Orhan Gencebay: Ben en büyük yürekliliğin Kurtuluş Savaşı’nda gösterildiğini ve bir çatı altında toplandığımızı söyledim. İşte biz ordayız aslında. Orada ilkeler koymuş dedelerimiz atalarımız. Demişler “dil, din, cins, ırk ayrımı yok. Bu vatan hepimizin burada herkes aynı şartlarda yaşayacak, imtiyaz yok!” demiş. Bütün mesele burada yatıyor; eğer ki o alınan kararlar gereği gibi uygulansaydı biz şuan bunları konuşmuyor olacaktık. Uygulanmadığı için bunları konuşuyoruz. Ben yine ordayım, en büyük yüreklilik orada; biz yine o yürekliliğin hedefini, odağını taşımalıyız. Böyle düşünmeliyiz. Çünkü birbirimize hiçbirimiz zarar vermek istemeyiz. Bir bütünün parçalarıyız, kesinlikle orada olmalıyız, diye düşünüyoruz. Ama bazı gizli eller bizi başka yere götürmek istiyorsa da onlara kanmayalım, bunlara teslim olmayalım demek istiyorum. Birbirimizin canını acıtmayalım diyorum. Bu arada benim söyleyemeyeceğim kişiler varsa o da şehit analarıdır. Ben onlara hiçbir şey diyemem. Ben onlarla oturur ağlarım ancak, onların acılarını paylaşmaya çalışırım ancak. Ama ben onlara “şunu yap bunu yap” diyemem. Bunu diyemem ama ben şuna da inanıyorum ki pozitif bakarak da o anne o baba yüreği yanık, yüreği parça parça yaşamayı artık önemsemeyen yüreklerin şunu düşüneceğine inanıyorum “başka canlar ölmesin başka kanlar dökülmesin.” Bunu söyleyeceklerine inanıyorum büyük ölçüde. Yani ben o kişilere “şunu yap bunu yap” diye katiyyen ağzımı açamam. Korkunç bir şey yani, Allah sabır versin. Onların gönüllerine, akıllarına bırakıyorum, karar onlarındır. Onlar ne derse o olur, ama dediğim gibi bizim insanımız neler yaşamış tarih boyu sonunda doğruyu bulmaya çalışmış. Benim dedem 14,5 yıl savaşmış dedelerimizden biriydi, bütün dedeler gibi. Osmanlı’nın askeri, cumhuriyetin askeri yani, Kurtuluş Savaşı, Çanakkale her tarafta savaşmış gazilerden biriydi. O ağacın kabuğunu kemirdiğini çok söyledi Kırkpınar’da bana;  ama “biz barış için savaştık oğlum!” dedi. Ben o zaman 14-15 yaşlarındaydım. Onlar da barışı istiyorlardı. Çünkü o biz yürekliliği İstiklal Savaşı’nda gösterirken Türkiye’nin Osmanlı’nın nüfusu 1913’te 23 milyondu cumhuriyette 13 milyona inmişti. 10 milyon kayıp vermiştik. Ne büyük ne muazzam acı, ne büyük ne muazzam kayıp… O zaman da bunu kaybettik ama sonucunda barışa gitti. Kürdü, Lazı, Çerkezi. Çeçeni hep beraber yaptık bunu. Şimdi böyle bir ortamda değiliz ama yine de canımız yanıyor tabi. O şehit anasına hiçbir şey diyemem ben, onun ben biliyorum ki, asil duyguları karar verecektir,  o bilir.

Genç Barış: Orhan Bey, yıllardır toplumumuzda büyük ölçüde medyanın neden olduğu ve şiddet kültürüne yol açan bir şiddet söylemi var. Bu çözüm sürecine kadar medya, kullandığı haber başlıklarıyla, ötekileştirdiği ve toplumda ayrımcılığa neden olan ve bunu popülerize eden diliyle sorumluluklarını tarafsız bir şekilde yerine getirmeyi başaramadı. Süreç içinde değişen devlet politikaları dahilinde, medyanın efektif bir şekilde sorumluluklarını yerine getirebileceğini düşünüyor musunuz? Acaba medya daha objektif olmayı başarabilecek mi?

Orhan Gencebay: Hepimiz acı, tatlı olaylardan acımızı hissimizi kaparız, alırız, almamız lazım. Medyamızın içerisinde son derece iyi yazan kalemler var; ama karışıklığı, belli ölçüde yine medyada kullananlar da olabilir. Kullananlar da ülkemize zarar vermek amacıyla kullanmamış olsalar dahi -ki öyledir- yöntemi farklıdır. Bu neye benzer? Kötü haber tez yayılır ve etkilidir. Mesela manşet atarken iyi bir haber atmazlar belki etkisi fazla olmaz diye, kötü bir haberle aynı konuyu manşet olarak yazdığınızda daha farklı bir etki uyandırabilir. Bu da bir yöntemdir ve bunu kullanan arkadaşlarımız da var. Ama ben medyamızın hiçbir insanının ülkemizin kötü olması için çaba göstereceğine inanmıyorum; yalnız yöntem farklıdır. O, “dil yarası”nı gerektiriyor işte, “dil yarası”nın önemini gerektiriyor. “Dil yarası en acı yara imiş; dudaktan kalbe bir yol var ki saygı ve sevgidenmiş.” dedik. Dilin etkinliğini biliyoruz. “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.” demiş atalarımız. Güzel sözün etkisi ile kötü sözün etkisi arasında muazzam bir fark var. Onun için “kötü söz sahibinindir” demişler. Ben de diyorum ki, “ben o kötü sözü taşıyacak kadar güçlü değilim.” Yani ben öyle bakıyorum meseleye; ama bunu kullanan arkadaşlarımız var etkili olmak için, varlığını sürdürebilmek için. Olabilir; fakat altyapısında yine de ülkemize, ülkemizin insanına hepsinin yarar sağlama isteğinin olduğunu biliyorum. Lakin, bu kötü yöntemleri kullanmasalar, ne kadar güzel olacak…

Genç Barış: Efendim, bahsi geçen medya kültürümüzde köklü bir değişim olursa sadece Türk-Kürt probleminin değil, Türkiye’de hâlihazırda mevcut olan diğer problemlerin de çözülebileceğini düşünüyor musunuz?

Orhan Gencebay: Güzellikler sirayet eder. Güzellikler, güzel olan değerlere sahip çıkmak, o güzelliğin ortaya dökülmesi, herkes tarafından olumlu karşılanması o güzelliğin başka konulara da sirayet etmesine sebep olur.  Ben etkileneceği kanaatindeyim. Hep beraber bir güzelliğin içinde topluca ve zengin bir şekilde olma isteğimiz güçlenir o istek güçlendiği zaman zaten daha güzel olur her şey. O istek dürtüsünü ortaya koymak için işte, yürek lazım. Şimdi o yürek ortaya konuluyor. İnşallah bunun sonunda daha iyi, daha güzel, daha adil, daha sevgi dolu bir dünya için, barış için, insanlık için, vatan için güzel neticeler alınır.

Genç Barış: Kral TV Türkiye Müzik Ödülleri gecesinde yaptığınız konuşma gerçekten muhteşemdi. Çok etki bıraktı bizde ve tabii ki toplumumuzda. O gecede sizinle beraber orada bulunan ya da bulunmayan sanat camiasının, gözlemlediğiniz kadarıyla, akil insanlara ve çözüm sürecine ilişkin tepkileri ne yönde, yani ne düşünüyor sanat camiası efendim?

Orhan Gencebay: Şimdi birçok duygular, düşünceler değişiktir. Bazı siyasi görüşler de bazı yerleri şiddetle etkileyebilir. Şimdi, mesela Devlet Bey bazı söylemlerde bulundu. Ama ben şuna inanıyorum: Devlet Bey, belki gönül kırıcı çok söylemlerde bulundu, ama inancım şudur ki, Devlet Bey bu ülkeyi çok seviyor, çok iyi bir vatansever. Hepimiz öyleyiz, Tayyip Bey de öyle Kemal Bey de öyle. Yine Kürt milletvekillerimiz de aynı şekilde. Hepimiz bu ülkenin iyi olmasını istiyoruz, ama yöntemler farklı. Bu yöntemler işte, dille ifade edildiği için orada gönül kırmamaya özen göstermek lazım, bir sanatçı olarak bunu söylemek istiyorum. Yoksa hangimizin vatanseverliği ve insancıl duyguları birbirinden üstündür diye baktığımızda, bunu ölçmemiz mümkün değil; herkeste bu değerler şiddetlidir, en üst düzeydedir, buna inanıyorum ben.  Ama özetle, yöntemler dil ile ifade edildiğinden, dikkat etmek ve gönül kırmamak lazım.

Benim de söylediğim gibi tarihte bizim Pirlerimizden Dadaloğlu da söylemiş:

“Deveyi tuz öldürür, sürmeyi göz öldürür,

Yiğidi kılıç kesmez, bir kötü söz öldürür.”

Ne güzel söylemiş… İşte bu da dil yarasıdır.

Genç Barış: Sağlığınız el verdiği ölçüde -inşallah çok daha güzel günler görürsünüz-bu süreçte “âkil” bir insan olarak size çizilen herhangi bir yol haritası var mı? Neler yapmayı planlıyorsunuz? Sanatçı kimliğinizden yola çıkarak, bu noktada herhangi bir single, albüm ya da konser gibi bir düşünceniz var mı?

Orhan Gencebay: Şu anda sahne ile ilgili herhangi bir düşüncemiz yok da ama söylemlerimle işte gazetede, dergilerde, televizyonlarda duygularımı ifade etmeye çalışıyorum. Zaten birçoğuna denk gelmişsinizdir. Bu süreçte bize, en başta söylediğim gibi kesinlikle siyasilerimizden yahut da bize bu teklifi yapanlardan “şöyle yapacaksınız, böyle yapacaksınız” diye bir talimat gelmemiştir, böyle bir şey yok.  Olmazdı da, mademki âkil insanız, o zaman biz ne yapacağımızı biliyoruz demektir.

Şimdi demin söylediğimiz çerçevede, herkes kendi konusundaki güzellikleri ifade edecek, yakalamaya çalışacak. Ben de sanat alanında, duygu alanında bir şeyler anlatmaya çalışacağım. Bizim bilgilerimize, duygularımıza ters gelecek bir şeyi kimse bir şey söylemez zaten, biz de onları yapmayız zaten. Ama öyle bir şey yok ki ortada. Bakın siyasiler başta başbakan olmak üzere diğer bakanlar ve kişiler ne güzel şeyler söylüyorlar, televizyonlardan ben de bir vatandaş olarak izliyorum. Kötü şeyler söylemiyorlar. Ama bu arada ne senaryolar yazılıyor!  Neler varmış neler! Bilmiyoruz, öyle şeylerin olduğuna da inanmıyoruz! Böyle bir şey de ortada yok, her kafadan bir ses çıkıyor. Bekleyelim bakalım nedir ne değildir hep beraber görelim. Olumsuzluk olmaması için dua ediyoruz, istemiyoruz.

Genç Barış: Sosyal medyada son zamanlarda “Türklük” temelli tartışmalar, propagandalar, protestolar vs. oluyor. Kişiler belki de sürece ilişkin tepkilerini bu şekilde dile getiriyorlar. Bu tepkilerde genel olarak, farklı olana tahammül edememe durumu söz konusu. Bu sorunun nasıl üstesinden gelinebilir size göre? Öte yandan, “oluşturulmak istenen” olarak tabir ettiğiniz Kürt Sorunu’nu çözelim derken ortaya bir Türk Sorunu çıkar mı?

Orhan Gencebay: Ne yani, bir de ikinci bir sorun mu çıkaracağız? Allah korusun. Ne Türk Sorunu ne de Kürt Sorunu böyle bir şey olmaz; ben bunlara bizim sağduyumuzun müsaade etmeyeceği ümidini taşıyorum. Israrla bunun üstüne gidenler var sanki ama muvaffak olamazlar, kesinlikle olamazlar diyorum. Bu yorumları nasıl yapıyorlar? İşte art niyet diyorum ben bunlara, art niyetlerin etkinliği diyorum.

Genç Barış: Sizin veciz ifadenizle “hatasız kul olmaz”. Hepimiz hata yapıyoruz bazen, herkes hata yapıyor. “Beşerdir, şaşar.” Demiş atalarımız. Bu ülkede de geçmişte çok hata yapıldı ve belki de hala yapılmaya devam ediliyor. Gerek insan olarak gerekse toplum olarak birbirimize “hatamla sev beni” diyebilecek miyiz; birbirimizi hatalarımızla sevmeyi öğrenebilecek miyiz?

Orhan Gencebay: Niye sevmeyelim aslında, neden sevmeyelim ki? Ve mecburuz da birbirimizi anlamaya mecburuz, aynı çatı altındayız. Aynı çatı alında yaşayan kişiler birbirini anlamazsa yaşayamazlar ki. Yoksa herkesin kendi gönlüne göre bir dünya kurması kendi gönlünde olabilir. Tabi ki herkesin dünyası kendine hastır, kendi dünyasıdır ama “gönül”de. İşte o gönüller bilmeli ki, ancak başka gönüllerle beraber yaşayabilecektir. Onun için herkese öyle fiziki dünya verilmesi gibi bir durum olmayacağına göre birlikte yaşamak durumundayız. Mecburiyetten değil bunu otomatik hale getirmek lazım. Yani mecburi, silah zoruyla olması gibi bir şey düşünülemez. İşte biz ne zaman olgunlaşırız? Bunu anladığımız zaman. Sevgi, saygı, hoşgörü, paylaşmak ve adaleti anladığımız zaman olgunlaşırız. Adalet olmadı mı hiçbir şey olmaz. Demin söylediğim gibi “Sen de haklısın” adlı bestemde onu ifade etmeye çalışmıştım.  Sonra bir bestemde de şöyle demiştim:

“Sevmek mi daha güzel sevilmek mi gülüm,

Senin niyetin beni öldürmek mi gülüm?

Bu dünyanın kanunu al gülümle ver gülüm,

Aşk paylaşmak içindir, paylaşalım be gülüm.

Aşkın hesabı olmaz aşktır gözü doymaz,

Her şeyi satın alır, satın alınmaz.”

Pirimiz Mevlana der ki, “iki gönül buluştukları yerde, birbirlerine bir şey vermediyse ayrılığın başlangıcıdır.” Seven sevdiğinden ne ister? Onu görmek ister, onun mutluluğunu ister, ama ona dokunmak ister, ona sarılmak ister, bağrına basmak ister. Bu elde olmayan bir durumdur, bir güdüdür bu adeta. Ama işte sevgili onu esirgiyorsa ayrılığın başlangıcıdır. Seven cömerttir çünkü. Hesap varsa aşk yoktur. Bestemde dediğim gibi “Aşkın hesabı olmaz. Aşktır bu gözü doymaz. Her şeyi satın alır, satın alınmaz.”

Genç Barış: Asırlardır bu topraklarda Türkler, Kürtler ve diğer unsurlarımızla kardeşçe yaşıyoruz.

Orhan Gencebay: Amatör bir tarihçi olarak şunu söyleyebilirim, Kürtlerin büyük bir kısmının köken olarak Türkmen olma ihtimali çok yüksektir. Mesela İdris-i Bitlisi vardır 1500’lü yılların yazarlarındandır. Onun yazdığı bir kitap vardır, Şerefnâme. Bu eser, Kürt destanını anlatır. Hikayenin başlangıcında bir vatan vardır.  O anlattığı vatanda onlar sıkışmış bir yerdedirler. Orada asırlarca yaşarlar, sonra oraya artık sığmamaya başlayınca çıkmak için yol ararlar. Demirci Kava der ki, “şu dağı eritirsek oradan aşağı ineriz.” Bu hikaye, tam anlamıyla Ergenekon Destanı’dır. Bu kadar benzer! Bu bir Kürt efsanesidir. Ergenekon’dan ne farkı var? Bir ‘kurt’ farkı var, ‘asena’ yok burada. Niye bu kadar benzerlik var? Bir de şuradan ele alalım: K-ü-r-t, T-ü-r-k. Aynı harfler yer değiştirmiş. Bunun bir anlamı var mı acaba? İşte insan soruyor. Ziya Gökalp Diyarbakırlı Zaza’dır. “Bir Türk ne kadar Kürtse,  bir Kürt de o kadar Türk’tür.”der. Tabii bunu yalnız Kürtler ve Türkler için söylememeliyiz. Hep Kürt vatandaşlarımızı konu ediniyoruz. Aslında Çerkezi, Çeçeni, Abazası, Gürcüsü onlarla da yine farklı unsurlar gibi görünse de tarih boyu binlerce yıldan beri birlikte yaşamışız, hatta çoğunun kökeni aynı yani birbirimizle bu denli iç içe girmişiz. Biz şimdi neyi ayırmaya çalışıyoruz? İşte o son derece zor.  

Genç Barış: Siz efendim kendi ailenizde ya da kendi kişisel hayatınızda herhangi bir etnik meseleyle hiç karşılaştınız mı?

Orhan Gencebay: Hayır hiçbir zaman! Dediğim gibi, ailemizin içinde herkes var, Kürt de var, Çerkez de var, Çeçen de var, Gürcü de var. Karadeniz zaten böyle bir harman, bir sentez vardır. Türkiye’nin her tarafında var bu. Şimdi ben daha evvele gitmiyorum, tarihe müracaat etmiyorum. Frigya, Hititler, Hattiler, İskitler, Mesegetler, Göktürkler, Hunlar yani o kadar çok sayabiliriz ki, bunların hepsi Türk kavimleridir. Ama bakın Türk demedim dikkat ederseniz. Hun diyorum, Meseget diyorum, Saka diyorum vesaire. Hazarlar, Selçuklar, Osmanlılar, bakın hala Türk demedim. Fakat köken olarak öyle tanımlanıyor. Türk kültürü diye bir şey var tarihte, o kültür devam ediyor. “Tanrı misafiri” kavramıyla devam ediyor, “aman dileyene kılıç kalkmaz” kavramıyla devam ediyor, “hacca komşun açken gidemezsin” demekle devam ediyor. Bunlar harika şeyler! İşte bu bir kültür ve bizim tarihimizde var. Bu kültürün sahibine köken itibariyle büyük ölçüde Türk diyorlar vs. Ancak aslında bize Türk tanımını koyanlar yabancılardı, özellikle İtalyanlardı. Niye? Roma İtalyanların demekti Roma İmparatorluğu. Romalılar, İtalyanlar ve sonra Batılı bize “alla turca” diyordu. Alaturka- alafranga diye ikiye ayırmak için bizi böyle tanımlıyorlardı. Müslüman Türk’e Alaturka diyorlardı. Müzikte de yemekte de bu tanım kullanılıyor. Ama bu ismi koyan batılıdır bize. Sonra Atatürk ve arkadaşları Türk ismini koymuşlar. Türkiyeli değil Türk ismini koymuşlar. Bir ara Memlükler de Türkiye koymuşlar. Memluk Devleti’ni kuran Baybars, Kıpçak Türk’ü. Onların çoğu Arap- Türk sentezleriyle devletler kurmuşlar. Aileler birbirine karışmış tarihte. Türkler de var, Kürtler de var, Çerkezler de, Kıpçaklar da var. Böyle kurmuşlar bu devleti.

Genç Barış: Efendim çok teşekkür ediyoruz kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için. Son olarak, hakikaten örnek alınan saygıyla ve ilgiyle takip edilen ‘güngörmüş’ bir büyüğümüz olarak biz gençlere neler tavsiye edersiniz barış ile alakalı, hayat ile alakalı? Gençlere ve tabii genç kalanlara ne söylemek istersiniz, “Orhan Baba”mız olarak?

Orhan Gencebay: Öncelikle mutluluğu yakalamak için yürekli olun, bilgilenin. Mutluluğu yakalamak için önce kendimizi yenme yürekliğini, kendimizle barışık olma yürekliliğini göstermeliyiz. Çünkü kendiyle barışık olmayanın başkasıyla barışık olması mümkün değil. Önce gönül ile akıl birbirine ters düşmeyecek. Ters düşmediği zaman barış vardır. Ama gönül ile akıl ters düşerse onu durumu yenmeden hiçbir şey olmaz, kişi bunalımdadır, sorunludur. Akordu bozulabilir.

Yaşama yürekli bakın, ama saygıyla bakın, paylaşma duygusu ile bakın, çekinmeyin. Çekinmemek demek saygısızlık anlamına katiyyen gelmesin. Hırsla azmi karıştırmayın aynı zamanda. Azmetmek ayrı, ihtiras bunun daha ötesidir, hırsın ötesidir. Bunu terk edin. Gurur ile inadı da karıştırmayın. Gurur başka bir şeydir, inat başka bir şeydir. Kötü söz sahibindir bunu yüklenmeyin, üstünüze hiç almayın. Özetle bir gün bu dünyadan göçeceğiz, “ömür dediğin bir süreç, ha bir gün erken ha bir gün geç…” önemli olan bu mesafede mutlu olmak. Sonra benim o sözümü de kendimi daha iyi tanıtmak için söylemek istiyorum. Yani ben ne düşünüyorum, özde şunu düşünüyorum ve kendimi böyle kabul ediyorum:

“Bu yaşamın çatısı yaşam kadar kutsaldır,

Yaradan’ım yaratmış dünya anavatandır.

Dil, din, cins, ırk ayırmam şu dünya gurbetinde,

Bana Orhan diyorlar asıl adım insandır.”

Benim felsefem budur. Berhudar olun hepiniz.

Paylaş

Yazar Hakkında

Genç Barış

Cevap Yaz