Barış Aktivisti Martin Luther King, Jr.

0
The following two tabs change content below.

Yasemin Yavuz

Latest posts by Yasemin Yavuz (see all)

İkinci Dünya Savaşı’nın galibi ABD, 1950’li yıllarda dünya ekonomisinin ve siyasetinin de lideri konumundaydı. Aynı dönemde SSCB’nin nüfuzunu dengelemeye çalışan kapitalist devletler, kendi sınırları içindeki muhaliflerin, özellikle de işçi sınıfının sosyal haklarını büyük ölçüde genişletmişlerdi. Avrupa’daki bu ideolojik değişimin Amerika’da yayılmasını önlemek için “McCarthycilik”* ya da Amerikalılar’ın deyimiyle “Red Scare(Kızıl Panik)” adıyla gündeme gelen bir politikayla açıkça bir komünist avına çıkılmıştı. Soğuk Savaş döneminde, ülkedeki sol ideolojiye büyük bir darbe vurmak için bir “Amerikan rüyası” imajı oluşturularak Amerikan halkı, dünya politikasından soyutlanmaya çalışıldı. Fakat netice olarak ABD, siyaseten durulmuş sayılmazdı. Baskı ve ödüllerle sindirilen beyaz muhalefet devlet politikasının savunucusu haline gelirken; sistemden dışlanan siyahlar, muhalif bir kimlik kazanarak örgütlenmeye çalışıyordu. Bu muhalefetin odağında Medeni Haklar Hareketi ve kısa sürede bu hareketin önderi olacak olan Martin Luther King vardı.

15 Ocak 1929’da doğan Martin Luther King, eğitimli ve ortalamanın üzerinde gelire sahip bir aileye sahipti. Lise eğitimini tamamladıktan sonra Atlanta’nın Marchouse Koleji’ndeki Sale Kilisesi’ne ”toplumbilim öğrencisi” olarak kayıt oldu. Bu dönemde, ırkçılığa karşı olan siyah örgütlerin gençlik kollarında çalışmaya başladı. 1948 yılında kazandığı burs sayesinde Pennsylvania’daki Crozer Din Bilim Okulu’na kayıt oldu. Sosyal ve dini duyarlılığı bir bütün olarak görüp “sivil itaatsizlik”* anlayışını benimsemeye başladığı dönemde, Gandhi’nin Hindistan’da gerçekleştirdiği mücadelenin şekli ve başarısı, şiddetsiz ve doğrudan eylem kavramına olan inancını güçlendirdi.

Mezuniyetinden sonra 1951 yılında yine burslu olarak Boston Üniversitesi’nde doktoraya başladı. Aynı yıl tanıştığı Coretta ile 1953 Haziranı’nda evlendi. Okulu bitirip doktor unvanını aldıktan sonra, Alabama’nın Montgomery şehrindeki Baptist Kilisesi’nde rahip olarak göreve başladı. O dönemde eyalet yasalarının ırkçı anlayışa göre düzenlenip uygulandığı Montgomery’de siyahların oy kullanması engelleniyor; okullardaki etnik ayrımcılık, eğitim haklarını kısıtlıyordu. Bardağı taşıran olay kabul edilen, bir dönem NAACP (National Association for Advancement of Colored People) yerel biriminde sekreter olarak çalışmış olan Rosa Parks’ın, 1 Aralık 1955 günü otobüste beyazlara yer vermediği gerekçesiyle tutuklanması da ABD’de siyah-beyaz ayrımcılığının doruk noktaya ulaştığını göstermiş ve King’in “sivil itaatsizlik” hareketinin örgütlenmesi için uygun bir zemin oluşturmuştu.

Montgomery Otobüs Eylemi

NAACP yerel birim başkanı E.D. Nixon, Rahip Abernathy ve King ile beraber üçlü bir komisyon oluşturmaya karar verdi. Aynı gece King’in kilisesinde düzenlenen toplantıda, farklı meslek gruplarından müteşekkil 40 kadar siyahtan, 5 Aralık Pazartesi günü otobüsleri boykot etmesi istendi. El ilanlarıyla boykotun halka duyurulması ve eylemden bir gün önceki Pazar ayininde rahiplerin cemaatlerini boykota çağırması yönünde kararlar alındı. Eylemci siyahların işlerine gidip gelmeleri problemi de, toplantıya katılan siyah taksi işletmecilerinin yardımları ve sonrasında oluşturulan bir gönüllülük ağı organizasyonuyla çözülecekti.

Boykotun ilk gününün sonundaki toplantıda, işlerin örgütlü yürütülmesi amacıyla MIA (Montgomery Geliştirme Derneği) kuruldu ve başkanlığına Dr. Martin Luther King seçildi. Otobüs işletmeleri ve belediyeye verilmek üzere eylemcilerin onayına sunulmak üzere bir bildirge hazırlandı. Bu bildirgede, otobüs şoförleri siyahlara nazik davranacaklarına söz vermedikçe; oturulacak yerler beyazlar ön, siyahlar arka kapıdan binmek koşuluyla, ilk oturanın yerinden kaldırılmaması ilkesine göre düzenlenmedikçe ve genellikle siyahların bindiği otobüslerde siyah şoförler çalıştırılmadıkça hiçbir siyahın otobüslere binmeyecekleri yazılıydı. Tüm siyahların bildirgeyi kabul etmesiyle, Amerikan tarihinin en uzun süreli eylemlerinden biri başlamış oldu. King’in tahmin ettiği ve amaçladığı gibi ırkçı olmayan beyazlarla, bazı beyaz örgütleri de eyleme destek verdiler. Sendikaların da desteğiyle Montgomery Otobüs Eylemi, ırkçılık karşıtı bir eylem olmaktan çıkıp Amerika’daki tüm muhaliflerin çığlığı haline gelerek 1950’lerin apolitik ortamında, siyah hareketini toplumsal muhalefetin odağına oturtmuştu. Fakat ırkçı provokasyonlar sonucunda King’in evi bombalı saldırıya uğradı. Bir toplantıda olan King, evinin önünde toplanan kalabalığı; boykotun meşruluğunu kaybetmesi için uğraşan ırkçıların provokasyonları konusunda uyararak, öfkeli siyahları sakinleştirmeyi başardı.

Yaklaşık bir yıl sonra, 13 Kasım 1956 günü Yüce Mahkeme(Supreme Court), boykotçuların kazandığını ilan ettiğinde, ABD tarihinin en kapsamlı ırkçılık eylemi başarıya ulaşmış oldu.Boykotun başarısı ve dünyada uyandırdığı yankı sonucunda 28 yaşındaki King, ırklar arası ilişkilere katkıda bulunan kişilere verilen “Spingarn Madalyası”na layık görüldü. Sonrasında, siyahların insanca yaşama haklarını aramak amacıyla “SCLC” (Southern Christian Leadership Conference) adlı örgüt kuruldu ve King başkan olarak seçildi. SCLC, Medeni Haklar Hareketi’ni tekrar ülke gündemine taşımak amacıyla, “Dua Haccı” ve devamı olarak “Vatandaşlık Seferberliği” ilan etti. Burada amaç, Güney’deki 5 milyondan fazla siyah seçmenin kaydını yaptırmaktı. Ancak hükümetten olumlu bir adım gelmeyince, Güney’de oy sandıkları başında sessiz bekleyiş eylemleri gündeme geldi. Tam da bu dönemde ırkçılar, King’in aleyhine başlattıkları kampanyada, ABD’de yaygın olan komünist düşmanlığından yararlanmak istiyordu. King’in komünist olduğu ve kiliseyi zaafa uğratmaya çalıştığı yönündeki propagandaların bir sonucu olarak King, 1958 Eylül’ünde “Özgürlüğe İlk Adım” adlı ilk kitabının imza gününde siyah bir kadının saldırısı dolayısıyla ağır yaralandı ve ancak 1959 başlarında taburcu olabildi. Süreci takiben saldırılar iyice arttı, özellikle Güney’de bombalamalar ve faili meçhul cinayetler sıradan olaylar haline gelir oldu. Bu gelişmeler siyahlardaki şiddet eğilimini de artırmakla beraber aralarında birtakım bölünmelere zemin hazırladı. Başlangıçta bu ayrımın temelinde “din” kavramı vardı. Nitekim, siyah Müslüman hareketinin lideri Elijah Muhammed, King’in şiddetsiz eylem anlayışını eleştiriyordu. Beyaz ırkçı hareketin etkinliğini arttırması ile Malcolm X de dahil olmak üzere pek çok eylemci ”şiddete dayalı devrim” fikri etrafında toplanıyordu. Yapılan eylemleri sadece siyahların hakları ile sınırlı görmeyen King’e göre ise, asıl mesele “zengin ve yoksul Amerika” arasındaydı. Bu nedenle King, Elijah Muhammed ve taraftarlarının aksine daha çok beyaz gönüllüyü eylemlere katmayı hedefliyordu. Bu eylemlerin başında 1960’larda hızla taraftar bulan ve King’in de aktif olarak katıldığı “oturma eylemleri” vardı. Bu süreçte birçok bölge, özellikle de Montgomery, otobüs boykotu yenilgisinin intikamını alma amaçlı olarak saldırılarını yoğunlaştırmıştı. King’in Baptist Kilisesi’ndeki toplantılarından birinde, bin kadar siyah içerdeyken kiliseyi kuşatan ırkçılar büyük bir çatışma çıkardı. Olaylar ancak valinin sıkıyönetim ilan etmesiyle bastırılabildi. King ve kilisedeki siyahlar asker korumasında evlerine dönebildi. Bu olayın akabinde, bir yıl boyunca Albany’de yaşayan King, siyahlarla pasif direniş eylemleri örgütlemeye çalıştı. Yürüyüşler, protesto oturuşları, dua törenleri gibi eylemler sonucu King ve eylemciler tutuklanmalara maruz kaldı. Hapisteki King, Albany’de siyahlar eşit haklara sahip olana dek kefalet kabul etmeyeceğini ilan etti. Bunun üzerine boykotlar nedeniyle zarara uğrayan işadamları ve yerel yönetimler, King hapisten çıkıp eylemlere son verirse isteklerini kabul edeceklerini bildirdiler. Ancak sonrasında sembolik adımlar dahi atılmadığından King ağır eleştiri aldı ve yöntemlerini sorgulamak zorunda kaldı.

Birmingham Direnişi

Yasadışı ırkçı grupların son derece etkili olduğu, sayısız bombalama olayına gönderme yapılarak “Bombingham” diye anılan Birmingham’da belediye başkanı seçimleri yaklaşmaktaydı. Irkçı olmayan bir beyazın başkan seçilebilme ihtimali, SCLC’nin Birmingham’ı sonraki süreç için üs olarak seçmesine neden oldu ve King şehre davet edildi. Fakat kentin “kamu güvenliği” sorumlusu Eugene Connor, siyahların her hak girişimini bastırmayı başarıyordu. King ve SCLC ile beraber hareket etme kararı alan Rahip Fred Shuttlesworth’un, “C Planı” adını verdikleri eylem planı dahilinde yaptıkları 6 Nisan tarihli yürüyüş tutuklamalarla sonuçlandığında boykotlar hız kazandı.

Seçmen olmak isteyen siyahların yaptıkları protestolar, Connor’ın açtığı dava sonucu yasadışı ilan edildi. Bu noktada, o güne dek ırkçılığı yasaklayan kararlara dayanarak eylem yapan SCLC çıkmaza girmişti. Yalnızca yasal mücadeleyi ilke edinmiş olan King, “Medeni Haklar Hareketi”nin istikbalini düşünerek ilk kez bir mahkeme kararına karşı gelinerek eylem yapılacağını açıkladı. Kırk kadar eylemci başlarında Abernathy ve King’le, sonunda tutuklanacaklarını bildikleri bir yürüyüş düzenlediler. Yürüyüş başladığında yol kenarında toplanan bini aşkın siyah “Özgürlük Birmingham’a Geldi” şarkısını söylerken; bazıları diz çökmüş, eylemin başarısı için dua ediyordu. Sekiz blok sonra Connor’ın emriyle tutuklanıp cezaevine gönderildiklerinde King tecride alındı. Bu dönemde Birminghamlı ırkçı rahipler, özellikle dindar siyahlara King’i kanun tanımaz ve şiddet yanlısı biri gibi göstermeye çalışıyorlardı. Siyahlara, eylem yapmayıp sabırla bekleyerek haklarını elde edebileceklerini salık veren rahiplere, King “Birmingham Hapishanesi’nden Mektup” isimli kitapçıkla yanıt verdi.

Sekiz gün sonra kefaletle serbest kalan King, tekrar harekete geçerek, silahsız ve şiddetten uzak bir direniş hakkında bilgi verici toplantılar düzenlemeye başladı. Toplantıdan sonra gençler gruplar halinde “ordu” ya alınıyordu. King bu oluşumu; “içtenlikten başka erzakı, azminden başka üniforması, inancından başka cephanesi, vicdanından başka parası olmayan; şarkı söyleyecek ama öldürmeyecek bir ordu” olarak tanımlıyordu. Buradaki eğitimlerde, şiddetsiz direniş felsefesi öğretiliyor; polis ve ırkçıların kışkırtmalarına kızgınlığa kapılmadan direnme, dayak karşısında bile şiddete başvurmama gibi eğitimler temsili provalarla test ediliyordu. Sonrasında da her gönüllü, on maddelik taahhütnameyi imzalayarak sivil direniş kurallarına uyacağına söz veriyordu.

2 Mayıs’ta özgürlük sloganlarıyla yola çıktıkları yürüyüşte, Connor’ın eylemcilere tazyikli su ve eğitilmiş köpeklerle saldırması sonucu pek çok siyah yaralandığında, kullanılan şiddetten tüm dünya kamuoyu haberdar oldu ve Birminghamlı ırkçılar protesto edilmeye başlandı. Boykot sonucu, Kennedy’nin de uzlaşı isteği doğrultusunda, Birminghamlı işadamları ve eylemciler arasında King’in taleplerini kabul eden bir antlaşma imzalandı. Ancak ırkçı beyaz örgütler bu antlaşmayı tanımadıklarını açıkladılar ve aşırı sağcı Ku Klux Klan, King’in önce kardeşinin evini, sonra da karargah olarak kullandığı otel odasını bombaladığında; ırkçılar amacına ulaşmış, siyahlar kışkırtılmıştı. King ve kardeşi tesadüfen kurtulduysalar da öfkeli binlerce siyah, beyazlara ait birçok ev ve iş yerini ateşe verdi. Olaylar Kennedy’nin Birmingham’a yolladığı askeri güç ile durdurulabildi.

Irkçı Connor’ın 1965’e kadar Birmingham‘ın yönetiminin kendine verilmesi isteğini reddeden Yüce Mahkeme kararı siyahlara cesaret verdi. SCLC ve King’in planladığı ilk miting Chicago’da on bin kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ardından Detroit’te düzenlenen “Özgürlük Yürüyüşü”nde özgürlük isteyen 115 bin siyahın sesi tüm ülkede yankılanıyordu. Tüm bu gelişmelerin kaçınılmaz bir sonucu olarak Kennedy, 11 Haziran 1963’te o güne kadarki en geniş kapsamlı “Medeni Haklar Tasarısı” teklifinde bulundu.

İş ve Özgürlük İçin Yürüyüş

28 Ağustos 1963 günü, Washington Anıtı’ndan başlayıp Beyaz Saray’da sonlanacak yürüyüş, şiddete karşı olan ve tüm ezilenlerin bir araya gelmesi ve örgütlerin de desteğiyle yaklaşık 300 bin katılımcıya ulaşmıştı. Amerika’daki en büyük işçi sendikası AFL-CIO ve siyah hareketin birlikte düzenlediği yürüyüşe Joan Baez, Marlon Brando, Bob Dylan gibi pek çok ünlü ismin bulunduğu sayısız sanatçı da katılmıştı. Lincoln Anıtı önünde toplanan kalabalık, siyah önderlerin Başkan’la görüşmesi sona erdiğinde, insanlık tarihinin en anlamlı konuşmalarından birine şahit olacaktı:

“Bir hayalim var. Gün gelecek, eski kölelerin evlâtlarıyla eski köle sahiplerinin evlâtları, Georgia’nın kızıl tepelerinde kardeşlik sofrasına birlikte oturacaklar. Bir hayalim var. Gün gelecek, dört küçük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerine göre değerlendirildikleri bir ülkede yaşayacaklar… Ülkenin en küçük köyünden en büyük kentine kadar her tarafından özgürlük şarkıları duyulunca, ancak o zaman, Tanrı’nın bütün evlatlarının; siyah olsun, beyaz olsun, Katolik olsun, Protestan olsun, Musevi olsun, Tanrı’nın bütün evlatlarının el ele verip şu eski zenci şarkısını söyleyecekleri günün yaklaştığını anlayacağız; “Özgürüz artık! Özgür, özgür! Şükürler olsun sana yüce Tanrım, özgürüz artık!”

Washington yürüyüşü, yasal olarak ciddi bir pratik kazanım oluşturmasa da, ABD’de baskı ve sömürüye maruz kalan tüm insanları bir araya getiren ve seslerini dünya kamuoyuna duyurmalarını sağladığı bir dönüm noktası oldu. Fakat eylemden üç hafta sonra Birmingham’da bir siyah kilisesine yapılan saldırı sonucu 4 kız çocuğu hayatını kaybettiğinde, ülkenin farklı bölgelerinde şiddet yeniden yükselişe geçti. Yürüyüş sonrasında yakalanan olumlu hava dağılmış; olası bir uzlaşıya inanç azalmıştı. Irkçıların saldırılarına cevaben siyah hareket şiddet göstermekten çekinmiyor ve bundan dolayı siyahların toplum huzurunu bozduğuna yönelik intiba güçleniyordu. Zamanla siyahlara yönelik bu ayrımcılık, tüm göçmenleri hedef almaya başladı ve onları kendi gettolarında yaşamaya ve aralarından yeni liderler çıkarmaya itti. Eylemlerinde hep en geniş ezilen kitleyi birlikte tutmayı amaçlayan King, bu ayrışmanın yalnızca egemen güçlerin işine yarayacağını biliyordu. Oluşan bu karamsar ortamda, iç ve dış siyasetteki olumsuz durumun sorumlusu olarak görülen Kennedy ve hükümeti aleyhine başlatılan kampanya hızla netice verdi. Kennedy’nin beyaz seçmenler arasındaki taraftarlarını kaybettiği ortaya çıkmıştı. King süreci dikkatle izliyordu ve SCLC ile birlikte eylemleri geçici olarak durdurma kararı verdi. Bu süreçte Teksas’ın Dallas kentinde suikaste uğrayan Kennedy’nin ölümü büyük yankı uyandırsa da, sonrasında ABD’deki gerginlik azalmaya başladı.

1964 baharında doğrudan eylemi tekrar harekete geçirmek isteyen King bu kez St. Augustine’i seçti. Burada yapılan eylemlere devlet güçlerinin yerine direkt olarak ırkçılar müdahale ediyordu. Polisin olayların tamamen dışında kalması sonucu saldırılar inanılmaz boyutlardaydı. 11 Haziran günü siyahlara yemek vermeyi reddeden bir lokantada oturma eylemi yapan King ve arkadaşlarının tutuklanmasıyla başlayan boykot ve doğrudan eylem süreci, 1964’te Medeni Haklar Yasası’nın kabulüyle neticelendi. Irkçı eylemler devam etse de, bu gelişmeyle Güney’de ırkçılık hukuki olarak sona ermişti.

Kuzey eyaletleri ırk ayrımcılığı anlamında Güney’den iyi durumda gözükse de, gettolardaki siyahların yaşadığı sefalet had safhadaydı. Toplumsal olarak ayrımcılık devam ettiği sürece, bir beyazın yaşadığı hayata ulaşamayacağını bilen siyahlar 1964 yılında büyük bir isyan çıkardılar. Mücadelesini Güney’deki ayrımcılığın yanında Kuzey’deki sefalete karşı da sürdürme kararı alan King, yaklaşan seçimler için siyahların seçmen olabilmesi adına kampanya başlattı. Kampanya sürecinde, 14 Ekim günü Nobel Barış Ödülü’nü kazanan King, ırkçı beyaz politikaların tüm dünyaca reddedildiğini göstermiş oldu.

Selma Direnişi

King’in sıradaki hedefi, Alabama’da küçük bir kasaba olan Selma’ydı. Siyahların seçmen kaydını yaptırma amacıyla düzenlenen eylemlerde tutuklanan King hapisten çıktığında; Marion’da yapılan bir eylemde siyah bir gencin polis tarafından öldürülmesi üzerine Selma’dan, eyalet başkenti Montgomery’ye yürüyeceklerini açıkladı. 7 Mart 1965 günü yola çıkan grup, “dağılın!” emrine beklemeyle karşılık verince, polis saldırı emri verdi. Coplarla ve gaz bombalarıyla saldıran polise, ırkçılar da atlarıyla destek oldular. Yakındaki rahip lojmanlarında 60’tan fazla eylemci tedavi edildi, 17 ağır yaralı hastaneye kaldırıldı. Tüm dünyanın tepkisini çeken ve Selma’ya olan ilgiyi arttıran olay “Kanlı Pazar” olarak hatırlanacaktı. 25 Mart günü sonlanan beş günlük yürüyüşün ardından, o yılın ağustos ayında yapılan düzenlemeyle 20 binden fazla siyah seçmen kaydını yaptırabildi.

Siyah Hareketin Ayrışması

Selma direnişinin getirdiği başarı ile ırkçı yasalar ve uygulamalar kaldırılmış olsa da, toplum içinde kökleşmiş ırkçı anlayış varlığını sürdürüyordu. Siyahların yaşadığı gettolardaki korkunç yaşam koşullarının beyazların hayat standartlarıyla arasındaki uçurum, King’i yeni bir kampanya için Chicago’yu seçmeye yöneltti. Ancak bu dönemde siyahlar arasındaki şiddet yanlısı muhalif sesler etkilerini arttırıyorlardı. King, kendilerini ”Kara Güç” (veya “Siyah İktidar”) olarak tanımlayan bu hareketin, beyaz muhaliflerin desteğini kaybetmelerine neden olarak ırkçıların elini güçlendirmesinden endişe duyuyordu. Ünlü “Tom Amca’nın Kulübesi” romanındaki işbirlikçi ve boyun eğen siyah figürünü reddettiği gibi, şiddet yanlısı yaklaşımı da reddeden King; eylemsizliği korkaklık, şiddeti ise ahlaki zayıflık olarak değerlendiriyordu.

Martin Luther King’in bireyin gönüllülüğüne dayanarak şiddeti reddeden eylem anlayışı, kapitalizme de cephe alıyordu. Kapitalist dünyada, bireyin yitirdiği anlamı, basit insanlarla yönetilen adil bir düzende bulabileceğini düşünen King, kişinin her türlü haksızlığa, kendine yapılmışçasına karşı çıkması gerektiğini savunuyordu. Küçük bir azınlığın tüm zenginliği elinde tutup, büyük çoğunluğun ise sefalet içinde yaşaması ona göre büyük bir ahlaksızlıktı. Antimilitarist bir anlayış benimseyen King, özellikle Vietnam Savaşı sırasında savaş karşıtı safta yerini alacaktı. Yalnızca egemen ve seçkin beyazlara özgürlük vaad eden Amerikan politikasını eleştiren King, başka milletlerin halklarını öldüren bir ülkenin, kendi yoksul ve ezilmiş halkına verecek bir şeyi olamayacağını söylüyordu; ”Genç zencileri, daha Harlem’de kendilerinin sahip olamadıkları özgürlüklerini korumak için Güneydoğu Asya’ya gönderiyoruz. Daha okul sıralarında yan yana oturtamadığımız zenci ve beyaz gençlerin birlikte ölüşünü televizyonda seyrediyoruz.”

King’in savaş karşıtı tutumu ve bu yönde yaptığı eylemler, Amerikan egemen güçleri oldukça rahatsız etmişti. Amerika aleyhine çalıştığına dair yayınlarla itibarı sarsılmaya çalışılan King, mevcut olumsuz şartlarda dahi yöntemlerinde ısrarcıydı. Savaş karşıtı bir kamuoyu oluşturarak devleti, dış politikasını değiştirmeye zorlamak amacıyla “Yoksul İnsanlar Yürüyüşü” adlı yeni bir eylemin hazırlıklarına başladı. Bu esnada çoğunluğu siyah olan Memphis temizlik işçilerinin grevi gündemdeydi. Çıkan çatışmalar sonucu gerginliğin tırmanmasıyla, siyah liderler King’i şehre davet etti. King eylemcilere destek olmak amacıyla bir gün boyunca sürecek genel bir grev, boykot ve yürüyüş planı önerdi; eylem için 28 Mart günü belirlendi. Ancak bir grup siyahın polisle girdiği çatışma, bir anda tüm Memphis’e yayıldı. Daha sonra; polisin sert tutumunu protesto etmek amacıyla yeni bir yürüyüş yapmaya karar veren King; tekrardan komiteler örgütlemeye, propaganda ve eğitim faaliyetlerine başladı. Siyahların, Memphis’te King önderliğinde birlik içinde hareket edebilecekleri bir ortam oluştu.

4 Nisan gününün akşamında, gece yapılacak toplantı için hazırlanan King, kaldığı motelin balkonuna çıktı. Karşısındaki pansiyondan James Earl Ray adlı kişinin uzun namlulu tüfeğinden çıkan kurşunlarla çenesinden ve ensesinden vuruldu ve orada hayatını kaybetti. King’in ölümüyle ülke genelinde görülmemiş derecede yaygın şiddet olayları başladı. Olaylar öylesine büyüdü ki, Beyaz Saray federal birliklerce korumaya alındı. Eylemlerin önderi konumundaki Kara Güç Hareketi’nin lideri Carmichael; “Beyaz Amerika Dr. King’i öldürerek, bize savaş ilan etti. Evlerinize gidin ve tüfeğinizi kapın.” diyerek halkı ayaklanmaya çağırıyordu. Öfkeli binlerce insan sayısız binayı ateşe verdi, kampüsler işgal edildi. 24 binden fazla kişinin tutuklandığı ve resmi rakamlara göre 43, esasında çok daha fazla olduğu tahmin edilen, kişinin hayatını kaybettiği olaylar, ordu ve Ulusal Muhafız Birlikleri’nin müdahalesiyle durdurulabildi. Cenaze töreninden bir gün önce Memphis’e giden eşi Coretta Scott King, Martin Luther King’in ölmeden önce planladığı temizlik işçileri yürüyüşüne önderlik etti. Cenaze töreni sırasında ise tüm ülkede adeta yaşam durmuştu. Tam da görmek isteyeceği gibi; siyahlar ve beyazlar hep birlikte sessiz yürüyüşler yaptılar.

Sonuç

Adaletsizlik karşısında tüm yoksulların birliğini savunan ve ardında umut dolu bir direniş geleneği bırakan Martin Luther King, kısa süren hayatını adadığı davasında tutarlılığını asla kaybetmemiş bir liderdi. Bugün barış için ifade ettiği anlamı, yaşamı boyunca benimsediği “fedakarlık” anlayışıyla kazanan King, hayat felsefesini ve düzenini, ona ihtiyaç duyulan yerde olabilmek üzerine kurmuştu. Daima karşısında durduğu şiddetin kurbanı olsa da; kendi sözleriyle, “haklı amaçlarını gerçekleştirebilmesinin, canını korumaktan daha önemli olduğu”na inanarak hareket etmişti. Ölümünden 24 saat önce yaptığı konuşmada korkusuzca sesleniyordu; “Beni tehdit ediyorlar ve önümüzde zor günler var. Fakat artık bunların hiçbirini umursamıyorum. Çünkü ben o dağı tırmandım. Herkes gibi ben de uzun bir hayat sürmek isterim; fakat artık umrumda değil. Ben sadece Tanrı’nın isteklerini gerçekleştirdim ve O benim, dağın tepesine çıkmama izin verdi ve ben ufka baktım, vaat edilmiş toprakları gördüm. Sizinle oraya gelemeyebilirim. Fakat bu gece emin olmanızı istiyorum ki bizler, insanlar olarak, o vaat edilmiş topraklara ulaşacağız. Ben bu gece çok mutluyum. Hiçbir şeyden endişe duymuyorum. Hiç kimseden korkmuyorum. Benim gözlerim Tanrı’nın görkemini gördü.”

Yazar: Yasemin YAVUZ

KAYNAKÇA

  1. AKALIN, C.(1995), Düşler ve Gerçekler Tanıklarıyla Dünya’da ve Türkiye’de 68, Sarmal Yayınevi, İstanbul.
  2. AYGÜN, T. (2006). Efendiliğin Reddi Sivil İtaatsizlik ve Doğrudan Eylem, Versus Kitap, İstanbul.
  3. BLEIWEISS, R. M. & HARRIS, J. L. & MARFUGGI, J. R.(1971) Martin Luther King Jr., Redhouse Yayınevi
  4. FRASER, R. (1988), 1968 İsyancı Bir Öğrenci Kuşağı, Belge Yayınları.
  5. KING, M. L.(1995), Sevginin Gücü, Arda’s Yayınları
  6. KING, M. L. (1997), “Birmingham Cezaevi’nden Mektup”, içinde: Kamu Vicdanına Çağrı Sivil İtaatsizlik, Ayrıntı Yayınları.
    1. MARCUSE, P., 2002, “The Shifting Meaning of the Black Ghetto in the United States”,Marcuse R van Kempen (Ed), States and Cities, s: 109-142, Cambridge, UK: Oxford University Press.
    2. MASSEY, D. ve Denton, N.(1993), American Apartheid, Cambridge Ma: Harvard University Press.
Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz