Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç

0
The following two tabs change content below.

Alperen Yurtoğlu

Latest posts by Alperen Yurtoğlu (see all)

Güney Slavları’ndan bir halk olan Boşnaklar tarih boyunca bu topluluğun mensubu diğer halklardan farklı tercihlerde bulunmuşlardır. Bölge halkının tercihlerinde genelde iki seçenek üzerinde yoğunlaşma mevcut olur iken Boşnaklar her zaman kendilerine bir ‘üçüncü yol’ bulmuşlardır. Bu ‘üçüncü yol’ eğilimi, din olgusunda da aynı şekilde olmuştur. Ortodoks Sırplar ve Katolik Hırvatlar arasında kalan Boşnaklar, önce teslise inanmayan ve Papalık otoritesini tanımayan “Bogomil” mezhebini daha sonra da İslamiyet’i seçmişlerdir. Dini tercihlerinde olduğu gibi, Boşnaklar hemen hemen her önemli meselede aynı stratejiyle hareket ederek Sırplar ve Hırvatlar’dan farklı olma gayreti içerisinde olmuşlardır.

Osmanlı Devleti’nin Balkan coğrafyasından çekilmesiyle bölgeye hâkim olan Avusturya-Macaristan İmparatorluğu ve Yugoslavya yönetiminde kendilerini birçok açıdan yalnız hisseden Boşnaklar, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ülkelerinin geleceğine damga vuracak bir liderle tanışacaktı. İleride bir neslin ‘Babo’ ardından gelen diğer neslinse ‘Dedo’ diyeceği bu kişi, daha sonra ‘Bilge Kral’ olarak anılacak olan Aliya İzzetbegoviç’ten başkası değildi.

Aliya İzzetbegoviç, 1925 yılında Bosanski Samats’ta İslami hassasiyetleri olan bir ailede dünyaya geldi. Henüz iki yaşındayken çeşitli sebeplerden dolayı ailesi, Saraybosna’ya taşındı. Aliya, Alman Lisesi’nde eğitim gördüğü sırada beraberindeki birkaç arkadaşıyla beraber Mladi Müslümani’ye (Genç Müslümanlar) katıldı.

Mladi Muslimani – (Genç Müslümanlar)
Mladi Müslimani İkinci Dünya Savaşı başlamadan hemen önce sadece Yugoslavya’da değil tüm Avrupa’da bulunan Balkan Müslümanları’nın katılımıyla kuruldu; teşkilatın öncülüğünü ise Boşnak Müslümanlar yaptı. 1939 yılında kurulan Mladi Müslümani’ye Aliya 1940’ta üye oldu. Üyeliğinin ardından teşkilattaki arkadaşlarıyla beraber İslami fikri altyapısını geliştirme çabasına girdi. Teşkilat, Müslüman gençler arasında, büyük saygı ve kabul gördü.

II. Dünya Savaşı başlamadan on beş gün önce, Mladi Müslimani ilk genel kurulunu düzenledi. Bu genel kurula, dış baskılardan dolayı yalnızca elli kişi katıldı. Savaş sürecinde Genç Müslümanlar, kısıtlı imkânlarına rağmen savaş mağduru Müslüman ailelere yardım çalışmaları yürüttü.

Hapiste Geçen Yıllar
Savaştan sonra bağımsızlığını kazanan Yugoslavya’da komünist rejim başa geldi ve Aliya 1946’da ‘İslamcılık’ suçundan üç yıl hapse mahkûm edildi. Aliya, daha sonraki yıllarda, o gün mahkeme esnasında savcının “Bunlara öyle bir ceza verelim ki bir daha böyle bir şeyi düşündüklerinde damarlarındaki kanları buz tutsun!” dediğini aktaracaktı. 1946-49 yılları arasında, çeşitli cezaevlerinde pranga mahkûmu misali kereste işçiliği yapan Aliya, nihayetinde özgürlüğüne kavuşacaktı.

Aliya İzzetbegoviç, hapisten çıktıktan sonra Saraybosna’da Ziraat ve Hukuk eğitimi aldı. 1980 yılında Josip Broz Tito ölünce Yugoslavya’da etnik çekişmeler ve ekonomik bunalım kendini göstermeye başladı. Bu durum yeni rejim tartışmalarını da beraberinde getirdi. Aliya, hayatı boyunca demokrasiyi savunmasına rağmen, bu süreçte yayınladığı ‘İslam Deklarasyonu’ adlı eseri nedeniyle 1983 yılında, ‘hâkim sistemi değiştirmek ve Bosna-Hersek’i İslami devlete dönüştürmek’le itham edildi. Bu suçtan dolayı, 14 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Sonra cezası 11 yıla düşürüldü ve artan uluslararası baskı sonucu 1988 yılında çıkan bir afla serbest bırakıldı. Bu hapis cezası kitabın popülaritesini daha da artırdı. Hapiste kaldığı süre içerisinde ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’ adlı bir eser daha kaleme aldı. Hapis hayatı sırasında dünyanın değişeceğini öngören Aliya, daha sonra yayınlanacak bir eseri daha bu hapis döneminde kaleme aldı. ‘Özgürlüğe Kaçışım-Zindandan Notlar’ adlı kitabı, dünyadaki değişimin hapishane duvarları ardından da fark edilebildiğini gözler önüne serdi.

Komünist ve Sosyalist rejimlerin çökmeye başladığı bir dönemde hapisten çıkan İzzetbegoviç, 1990 yılının Mart ayında Demokratik Eylem Partisi’ni kurdu. 5 Aralık 1990’da partinin genel başkanlığına seçilen Izzetbegoviç, partisinin katıldığı ilk genel seçimde büyük bir zafer elde ederek iktidara geldi.

Karadzic’e Meclis’te cevap!
Takvimler 14 Ekim 1991’i gösterdiğinde Bosna-Hersek Meclisi ilginç bir diyaloga sahne oldu. Bosna-Hersek’in Yugoslavya’dan bağımsız hale gelmesi konusunun tartışıldığı sırada, daha sonra büyük katliamlar yapacak olan savaş suçlusu, Bosnalı Sırplar’ın o zamanki lideri Radovan Karadzic meclis kürsüsünden: “Bosna-Hersek’i itmeye çalıştığınız yer cehennemdir. Bosna’yı cehenneme çevireceğimizin ve belki de Müslümanları tamamen yok edeceğimizin farkında değil misiniz? Müslümanlar burada savaş patladığında kendilerini savunamayacaklar!” diyordu. Bu saldırgan üslup ve hasmane sözler karşısında Aliya İzzetbegovic’in cevabı ise şu şekildeydi: “Karadzic’in verdiği mesajlar aynı zamanda, diğerlerinin de niçin Yugoslavya’da kalmak istemediklerini ortaya çıkardı. Karadzic’in istediği, içinde Sırplar’dan hiçbir milletin olmadığı bir Yugoslavya’dır. Herkes Yugoslavya’dan nefret etmeye başladı; çünkü Karadzic’in metodu bütünüyle yanlış. Çünkü o tek ve takıntılı bir bakış açısına sahip. Umarız ki Sırplar kendi demokrasi geleneklerine dönmeyi başarırlar. Çünkü bu durum onlar için prestij kaybıdır. Bizi yok etmekle tehdit ediyorlar ama bilsinler ki Müslümanlar yok olmayacaktır”

Sırpların bu düşmanca tutumu, Boşnaklar ve Sırplar arasındaki gerilimin artacağının ve Yugoslavya’nın dağılacağının habercisiydi. 1991 sonrasında henüz yıkılmayan ama çözülme belirtilerini iyiden iyiye göstermeye başlayan Yugoslavya’da, devlet yönetim ve orduda Sırplar etkindi. Demokraside ısrar eden Boşnaklar hep bir üçüncü yol arıyordu. Ama ne yazık ki bu kez savaştan başka bir “üçüncü yol” gözükmüyordu.

Savaş Sırasındaki Tavır
Bosna’da savaşın acımasız ve bir o kadar da kuralsızlaştığı, çoluk çocuk ayrımı yapılmadan herkesin keskin nişancılar tarafından vurulduğu, yani insanlık dramlarının yaşandığı günlerde, Aliya İzzetbegovic yanındakilere ‘isyan ahlakı’ ve ‘ilke’den bahsediyordu. Yine o zamanlardan biri olan 9 Aralık 1993 savaşın en onursuz, en ilkesiz ve en sınır tanımaz gününde Aliya, Boşnak askerlerine şu şekilde sesleniyordu: “Neredeyse bütün savaş teamülleri Sırplar ve Hırvatlar tarafından ihlal edildi, bizim tarafımızdan değil. Bu durum Avrupa için bir sürpriz oldu. Eğer birileri kadınları ve çocukları öldürüyorsa, kutsal şeyleri, köprüleri, kültürel yapıları tahrip ediyorsa, Avrupa, bunu yapanların ancak Boşnaklar olabileceğini düşünüyordu. Avrupa’nın medeni bir biçimde davranmalarını beklediği Avrupa kökenli halklar, savunmasız insanları öldürdüler, camileri ve köprüleri tahrip ettiler. Biz bunları yapmadık. Bu nedenle yurtdışına gittiğimde başım dik yürüyorum.” Aliya daha sonra kendisinin ‘kaybetmeye mahkûm bir ordunun muzaffer komutanı’ olarak anılmasını sağlayacak olan şu sözlerle devam ediyordu: ‘‘Savunmasız insanlara zulmetmeyin! Ancak halkın ordusu olduğumuzda ve insanlar bizden korkmadığında muzaffer olabiliriz! İnsanları tehdit eden bir ordu sefildir; muzaffer olamaz!’’ Askerlerine bu ifadelerle savaştaki en temel ilkeyi ifade eden İzzetbegoviç, hiçbir insanlık anıtının taşıyamayacağı kadar yüce ve canlı bir başka ilkeyi de şu şekilde dile getiriyordu: “Bizler özgürlük için savaşan bir halkız. Cesaret, bilgelik ve iyilikle amaca ulaşmak istiyoruz. İnsanlara karşı nefret hissetmiyorum. İnanın bana, tüm bu acı tecrübelerden sonra bile insanlardan nefret etmiyorum. Her şeyin güzel sonuçlanacağına ve bu cehennemden bir çıkış olduğuna yönelik umudumu diri tutan işte budur!”

Aliya beyanlarından da anlaşılacağı gibi hiçbir zaman nefreti savunmamış; aksine barışçıl ve hümanist davranmayı her türlü insanlık dışı, onursuz ve tahrik edici faktörlere rağmen sürdürebilmiştir.

Dayton Barış Anlaşması
Aliya, acı bir ilacı içmeye benzettiği ve Bosna Savaşı’nı sonlandıran Dayton Barış Antlaşması’nı imzalarken yine barışta ısrarcılığını gösteren şu sözleri söylemiştir: “Uzun hayatım boyunca pek çok iş yaptım. Ancak bugüne kadarki en zor iş, Dayton’daki anlaşma masasına oturmak oldu. Benim derdim muzaffer bir komutan olarak anılmak değil, ülkeme koltuğumun altında makul bir barış anlaşması ile dönmekti. Sırplar sadece benim önerilerime ters düşen önerilerle değil, aynı zamanda tüm adalet ve insanlığa ters düşen önerilerle çıkıyorlardı karşıma. Böyle bir barışı kabul etmek çok zordu. Ama zor olan başka bir şey vardı; eve ‘Savaşa devam ediyoruz!’ cümlesi ile dönmek. Bu yapılması neredeyse imkânsız bir tercihti ve ben kendimi çarmıha gerilmiş hissediyordum.”

Savaş sonrasında Bosna-Hersek Federasyonu kuruldu. Aliya İzzetbegovic Bağımsız Bosna-Hersek’in Kurucu Cumhurbaşkanı seçildi. Ardından bir dönem daha seçilen İzzetbegoviç, kapsayıcı ve kucaklayıcı tavırlarla yönettiği ülkesinin cumhurbaşkanlığını, sağlık durumunu gerekçe göstererek 2002 yılında bıraktı. 2 sene sonra da takvimler 19 Ekim 2003 tarihini gösterdiği gün vefat etti.

“Selam Sana Ey Halkım!”
Aliya’nın yapmış olduğu son konuşma ‘Selam Sana Ey Halkım!’ nidasıyla akıllarda kalmıştır. Bu veda konuşmasında, savaş sonrasında yaşanan tüm acıları ve tecrübeleri dile getiren Aliya, halkına öğütler verirken savaştaki kayıplarını da minnet ve şükranla anmıştır. Aktif siyaseti bıraktığını bu konuşmasında belirtmiştir. Konuşmanın şu kısmı Aliya’nın nasıl bir insan, nasıl bir lider olduğunu yansıtır niteliktedir: “Bu günleri gösteren yüce Allah’a hamd ediyorum. Tarihimizi kanımızla yazdık. Evlerimiz yakılıp yıkıldı. Düşmanlarımız mert değildi, alçakça katliamlar yaptılar. Yapılan katliamları dünya şimdilerde ortaya çıkartılan toplu mezarlardan anlamakta. Bu gerçekleri haykırmıştık; ama duyan, aldıran olmamıştı. Tüm acılara rağmen çok şükür ayaktayız. Yıkılan ev ve camilerimizi yeniden inşa ettik. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Onlarla inşallah cennette buluşacağız. Onları Allah’ın ve meleklerinin huzurunda şanlı direnişlerinden dolayı kutlayacağız. Gelinen noktada her şey bitmiş değil, yeni başlıyoruz. Başlattığımız mücadelede, eksiklikler olmasına rağmen bir yerlere geldik. Bundan sonra görev sizlerindir. İlerleyen yaşım ve sağlık sorunlarım nedeniyle aktif siyaseti bırakıyorum. Bundan sonra, geri kalan ömrümü, bir nefer olarak, halkıma hizmet etmek isteyen siyasilere destekle yaşayacağım. Allah’a hamd ediyorum ki bugün elimde dalgalanan bayrağı, gönül rahatlığıyla teslim edebileceğim, ‘inanmış yüzbinler’ var. Artık Bosna-Hersek hür! Bayrağımız kendi topraklarımızda dalgalanıyor! Selam sana ey halkım! İmanınıza, bayrağınıza ve devletinize sımsıkı sarılın!”

Sonuç
Sadece Bosna Hersek’te değil tüm dünyada sevenleri olan Aliya’nın vefatıyla Türkiye’de de her kesim üzüntüye boğulmuştu. Cenaze törenine iştirak etmek için on binler Saraybosna’ya akın etmişti. Saraybosna da delikanlısını kaybetmeye tepkisiz kalmamış; gök gözlerinden dökülen yaşlarını, şehitlerin kanlarıyla sulanmış bereketli topraklarına bırakmıştı.

Aliya hakkında Tanıl Bora şunları söylemiştir: “Üzerinde birleşilen nokta, İzzetbegoviç’in düşüncesinin; çeşitli milletlerin, dinlerin, kültürlerin, Doğu ile Batı’nın birbirine kavuştuğu Yugoslavya’nın zenginliğinden ve ‘avantajlarından’ yararlanan; yaşadığı coğrafyanın kültürel zenginliğini yansıtan niteliğidir.” Farklılıkların bir arada barış içerisinde yaşadığı bir dünya hayal eden Aliya, bu uğurda bir ömür harcamış; ancak kendi ve bağlı bulunduğu kültürün benliğini tehdit edecek her şeye karşı da savaşmıştı.

Yıllar sonra, Aliya İzzetbegoviç’in savaştaki duruşuna binaen bir yazar: “Dünyanın bütün Karadzic’lerine rağmen Aliya’lar yaşıyor!” diyecekti. Bir başka yazar da bir yandan Aliya’nın dünyaya erken veda edişine sitem ederken diğer yandan da kendisine bir kez bile “Komutanım!” diyememiş olmasına hayıflanacak; Bilge Kral’a dünyanın bütün dillerinde ‘Komutanım!’ diye haykıracaktı.

Ölümünden sonra, insanlık dışı katliamlar yaparak savaş ahlakını hiçe sayan düşmanları. bir bir ortalardan kaybolacak ve yıllar sonra bulunarak Lahey’deki Adalet Divanı’na teslim edileceklerdi. İnsanlıktan nasibini alamamış bu mahlûkların aksine Aliya, savaştaki ilkeli ve onurlu duruşundan dolayı bir yere kaçma ya da saklanma gereği duymadan başı dik bir şekilde Avrupa’da her yere gidebilmişti. Yalnız bu başı dik, cesur ve onurlu lider, dünyaya buruk veda edecekti. Binlerce Boşnak onursuzca katledilirken uluslararası toplum ve kuruluşların esamisinin bile okunmamış olmasına içerleyecek ve ötelere gönlü kırgın gidecekti.

Kendisinden yıllar sonra, yine Bosna-Hersek’in yetiştirdiği sanatçı Edin Dervishalidovic ya da sahne adıyla Dino Merlin, Aliya için şarkılar yazacak ve söyleyecekti. Hakkında, ‘O şarkı söylediğinde Balkanlar’a barış gelir.’ denen Dino Merlin’in Aliya’yı anlattığı şarkısının ismi ‘Date Nije Aliya’ yani ‘Aliya sen olmasaydın’dır. Barışı getiren şarkıcı, Aliya için şöyle der bir şarkısında: “Karanlıkları ışık bilirdim; Aliya sen olmasaydın…”

Rahat uyu Bilge Kral; “Dünyanın bütün Karadzic’lerine rağmen Aliya’lar hep yaşayacak!”

Yazar: Alperen YURTOĞLU

1- BORA, T. (1994). Yeni Dünya Düzeninin Av Sahası: Bosna Hersek. İstanbul: Birikim Yayınları.
2- COŞKUN, A. H. (2004, Eylül 10). Aliya’ya Özlem. Sabah Gazetesi .
3- ELİAÇIK, R. İ. (2004). Aliya İzzetbegovic. İstanbul: İlke Yayınları.
4- İZZETBEGOVİÇ, A. (2003). Tarihe Tanıklığım. (A. Demirhan, A. Erkilet, & H. Öz, Çev.) İstanbul: Klasik Yayınları.
5- İZZETBEGOVİÇ, A. (2005). Özgürlüğe Kaçışım. (H. T. Başoğlu, Çev.) İstanbul: Klasik Yayınları.
6- YUSUF, S. (2003). Sana Dünyanın Bütün Dillerinde Komutanım Demek İsterdim. Gerçek Hayat Dergisi.

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz