“Bir Adam Yaratmak”taki Karakterler Üzerinden Toplumsal Cinsiyet Eleştrisi

0
The following two tabs change content below.

Toplumun iki temel cinsiyet grubunu oluşturan kadınlar ve erkekler her ne kadar yasalar önünde eşit sayılsalar da toplumun gözünde aynı eşitlik söz konusu değildir. Toplumun önündeki bu eşitsizlik hayatın farklı alanlarında hissedilmektedir. Özelikle de kamusal alanda kadınlara çok yer verilmediği ve kadınların etkisiz kılındıkları gözlenmektedir. Bu makalede de toplumsal cinsiyetin neden olduğu eşitsizlik Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak adlı piyesi ele alınarak incelenecektir. Öncelikle toplumsal cinsiyet kavramı tanımlanacak daha sonra ise eserdeki kadın karakterler incelenecek, bu karakterler üzerinden de toplumun kadınlara bakış açısı anlatılacak ve kitapta geçen üç kadın karakter olan Ulviye, Selma ve Zeynep ile ilgili örnekler verilerek konunun daha net anlaşılması sağlanacaktır. Daha sonra ise toplumsal cinsiyetin erkek üstündeki etkisi kitabın kahramanı olan Husrev esas alınarak izah edilmeye çalışılacaktır.

Toplumsal cinsiyet tartışmaları geçmişten günümüzde artarak devam etmektedir. Bu tartışmaların geneli toplumsal cinsiyet ile biyolojik cinsiyet arasındaki farkın anlaşılamamasından doğmaktadır. Bu farkı Andrew L. Cherry şu şekilde tanımlamaktadır: “Toplumsal açıdan cinsiyet (gender), kadın ve erkelerin sosyal ve kültürel rol beklentileri olarak tanımlanmaktadır. Biyolojik bir kavram olarak ise cinsiyet (sex), fiziksel farklılıklara işaret etmektedir” (Aktaran Demirbilek 13). Bu tanımdan yola çıkılarak biyolojik cinsiyetin fiziksel özelliklere dayandığı ve toplumsal cinsiyetin ise toplum tarafından kişilerin nasıl hareket etmeleri gerektiğini belirleyen kurallar bütünü olduğu anlaşılmaktadır. Toplumsal cinsiyet Bilton’ın deyimiyle farklı kültürlerde farklı biçimlerde tanımlanan, sosyal olarak kurulmuş erkeklik ve kadınlık kategorilerini ve her iki gruba  atfedilen sosyal olarak empoze edilmiş yükümlülük ve davranışları belirtir (129). Bu normlar ve davranışlar bütünü toplumdaki bireyleri belli kalıplara sokmakta ve bu kalıplara da kişiler farkında olmadan girmektedirler.. Günay ve Bener’in de ifade ettiği gibi “bir erkek veya kadını, farklı nitelikleri, davranış modelleri, rolleri, sorumlulukları, hakları ve beklentileri olan bir erkek ve kadına, eril ve dişile yavaş yavaş dönüştürür” (167). Bu durum ise nesiller boyunca devam etmektedir. Kılıç’ın da ifade ettiği gibi “Toplumlarda cinsiyet rolleri, cinsiyetlere göre görev dağılımları, cinsiyet algıları ve tanımlamaları, cinsiyetlere göre doğru ve yanlışlar, âdet, gelenek, görenek ve alışkanlıklar bütünü içerisinde kodlanarak nesilden nesile aktarılmaktadır” (84). Bu aktarımın ilk başladığı yer ailedir. Bu durumun en somut örneklerinden ailedeki kız ve erkek çocuklarının durumudur. Erkekler daha özgür bırakılarak özgüven sahibi bireyler olarak yetiştirilirken kızlar ise bu süreçte korunma amacı öne sürülerek ev işleriyle uğraştırılmakta ve bundan dolayı da daha arka planda yer almaktadırlar. Toplumun en küçük yapı taşı olan aile de bile böyle bir anlayışın olması toplumun genelinin de aynı anlayışa sahip olmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Ayrıca Durkheim’ın da deyimiyle çocuğun her an maruz kaldığı bu baskılar onu kendi görüntüsüne göre biçimlendirmeye yönelen çevrenin baskısıdır, analar ile babalar da sadece bu çevrenin temsilcileri ve aracılarıdır (33).

Toplumun ürünü olan debi eserlere toplumsal cinsiyet algısının istenerek veya istenmeyerek sirayet ettiği görülmektedir. Eseri ortaya koyan yazar da hem toplum yapısından etkilenmekte hem de toplumun yapısını etkilemektedir. Toplumun bu yapısından etkilenen eserlerden biri olan Bir Adam Yaratmak bu yazıda referans alınacak, kitap üzerinden toplumun kadın ve erkek olmaya bakışını ve cinsiyetçi bakış açısının bireyleri nasıl şekillendirdiğini incelenecektir. Ayrıca Necip Fazıl eserinde barındırdığı kadın tipleriyle Türk toplumunun 1930’lu yıllardaki kadınlara bakışını gözler önüne sermektedir. Bununla birlikte eserin başkahramanı Husrev’in kadınlar hakkındaki düşünceleri toplumun kadınlar üzerine düşünceleriyle örtüştüğü de gözlemlenmektedir.

Kadınlara toplum tarafından verilen öğütlerden biri kadınların namuslarını korumasıdır. Erkeklerin egemen olduğu günümüz dünyasında toplumun kadın ile erkeklerin cinselliği hakkındaki görüşleri farklılık arz eder. Toplum, erkeği cinsellik konusunda daha özgür bırakmış hatta erkeği “erkek çocuğu yapar”, “erkek adam yapacak tabi” ve “kerata” gibi söylemlerle de desteklemiştir. Buna karşı kadın toplumun “namus”u olarak görülmüş ve bunu koruması ondan şiddetle istenmiştir. Bu konuda hata yapması kadına cinayetlere varan sonuçlar doğurmaktadır. Kardam’ın da deyimiyle “Daha küçücük bir çocuk iken kendi bedenlerinin aileleri için ne anlama geldiğini öğrenen genç kızlar, onu titizlikle koruması gerektiğini içselleştirir; kendi bedenlerinin istekleri ve karşı cinsle ilişkiler konusunda endişe ve utanç taşır ve en küçük kural dışı hareketlerinin cezasının çok ağır olacağı korkusunu taşıyarak yaşamayı öğrenirler” (3). Yani bir yanda mazur görülen hareket diğer yanda ölümle cezalandırılmaktadır. Bu düşünce eserde de kendisine yer bulmaktadır. Eserde Husrev ile Zeynep yasak aşk yaşamıştır ve bir süre sonra da ilişkileri sona ermiştir. Fakat Husrev yaşadıkları bu ilişkiden Zeynep’i sorumlu tutmuş ve Zeynep’in, Husrev’de bulunan bir zaaf anını mahkumiyete çevirdiğini dile getirmiştir (Kısakürek 77). Ayrıca “ruhumuzun bu amansız kanunları önünde, kaybolan cazibeleri iade için en kaba vasıtalara baş vurdun. Kanuna, jandarmaya, cemiyete müracaat eder gibi, âcizlere mahsus bir hak takibine giriştin. Sen ne yaptın biliyor musun? Beni öldürdün.” diyerek yaşadıklarının çoğundan Zeynep’i sorumlu tutmuştur (76). Zeynep’in de erkeğin aklını aldığını ve bununla birlikte erkeğin yaşamını çekilmez hale getirdiği de bu kısımdan anlaşılmaktadır. İlerleyen bölümlerde Husrev’in arkadaşı ve aynı zamanda Zeynep’in kocası olan Şeref ile Husrev arasında geçen sert bir münakaşa sonunda Husrev Şeref’e eşinin kendisinin metresi olduğunu itiraf etmiştir. “Karınız metresimdir, bunu da yazın” sözleriyle Husrev, Zeynep’i namusunu koruyamadığıyla itham etmektedir (86). Bunun üzerine “put gibi, kireç rengindeki gözleriyle” kocasını takip eden Zeynep bütün ilişkiden dolayı suçlu konuma getirilmiş ve kişiler gözündeki değeri azalmıştır. Ayrıca Hüsrev’in Zeynep’e söylediği “Sen tam bir kadınsın. Cinsiyetinin kör hamlelerinden başka bir şey görmüyorsun.” sözlerinden Zeynep’in yaptıklarının duygularını ve arzularını takip etmesinden dolayı olduğu sonucu çıkarılabilir (75). Buradan ise kadınların duygularına hakim olamamaları doğalarının eksik yönü olduğu ve bu noksandan dolayı birçok olaydan dolayı sorumlu oldukları söylenebilir. Bütün bu davranışlar sonucunda Zeynep, koruması gereken namusu yerine duygularının peşinden gitmiş ve arzularının peşinden koşan biri olarak tasvir edilmiştir.

Erkekler ve kadınlar varolduklarından beri belli başlı özelliklere sahiptirler ve bunun yanısıra bulundukları topluma göre farklı sıfatlarla tanımlanmışlardır. Irzık ve Parla’ya göre ataerkil ideolojiler kadınların varoluşlarını gizem, mahremiyet ve sessizlik olarak tanımlamışlar ve kamusal karşıtı olarak kurgulamaları buna örnek olarak verilebilir (aktaran Sancar 139). Bu durum romanın kadın karakterlerinden biri olan Selma’da görülür. Selma, Husrev’i içten içe sevmektedir ve Husrev’in uzaktan kuzenidir. Husrev’e karşı tabiri caizse “platonik” bir aşk yaşar ve duygularını ise dışa değil günlüğüne yansıtır. Vefatından sonra ortaya çıkan günlüğünden Selma’nın duygularını öğrenen Husrev, Selma’nın duygularını içinde yaşamasını yücelik olarak değerlendirdiği Zeynep’le arasında geçen şu konuşmada görülmektedir: “…O kız ki, defterine yazdıklarından hiçbirini, hiçbir ifade vasıtasına aksettirmedi. Kimseye, hiçbir şey sezdirmeyecek kadar incelik ve mahremiyet gururu sahibiydi” (Kısakürek 79). Kadın mahremiyetin sembolüydü ve duygularını dışarıya aksettirmemeliydi. Sessiz bir şekilde duygularıyla yaşamalıydı kadın. Selma’nın zıddı bir konumda ise Zeynep yer almaktaydı çünkü Zeynep düşündüklerini açık bir şekilde ifade eden bir kadındı. Bundan dolayı Zeynep toplum gözündeki “sessizlik” imajına aykırılığından dolayı olumsuz bir şekilde karşılanmaktaydı. Hüsrev’in Zeynep’e “Sen o kadın tipindensin ki, yüzüne mânevî bir kapı kapatıldığı zaman onu görmez, kendisine mal etmez. İçeriye girmemesi için maddî bir kapıdan ve zorla itilmek ister. Bir sihirbaz inceliği ile başlayan iş, bir hamal kabalığı ile bitirilmeli ki neticeye aklı ersin” diyip onu ısrarcı ve tembel olduğu için eleştirmektedir. Ayrıca Zeynep’in “Koğulacağımı bile bile geldim. Size her zamankinden daha bağlıyım” ve “size tekrar malik olmak için her şeyi yapacağım” gibi sözleri ile duygularını ifade etmesi Zeynep karakterinin olumsuz görülmesinin nedenlerinden biridir (72).

Berktay’ın deyimiyle topluma göre akıl ve rasyonalite kadınlardan ziyade erkeklerin kökenlerinin derinliklerinde aranmalıdır (24). Toplum tarafından kabul edilen bu yargıya kitaptaki kadınların söylemleri de örnek teşkil etmektedir. Kitapta Zeynep’e iki erkek karakter olan Husrev ile Şeref’in konuşmaları sorulmuştur fakat Zeynep “benim bu işlere aklım ermez” diyerek toplumdaki bu kanıyı desteklemiştir (Kısakürek 40). Buna ek olarak Dündar’ın ifadeleriyle özellikle ataerkil toplumlarda kadın, erkeğe bağımlı ve ondan daha aşağı bir düzeyde tanımlanmıştır (92). Buna örnek olarak ise Turgut’un esas niyetini anlamayan Ulviye’nin ‘ben bu insanların maksatlarını ne bileyim’ sözleri örnek olarak verilebilir (Kısakürek 26). Kadınların toplumdaki algıyı destekler nitelikteki davranışları kadınlara yönelik bu algıyı güçlendirmektedir. Ayrıca temiz yürekli olan Ulviye ile kurnaz Zeynep’in kadının sınırlı aklı konusunda aynı fikirleri beyan etmeleri kadınların toplum tarafından kendilerine verilen rolü nasıl benimsediklerini gösterir.

Toplumsal cinsiyetin odak noktasında her ne kadar kadın yer alsa da erkeklere de toplum tarafından belli roller biçilmektedir. Erkeğe biçilen roller kadınlardan farklıdır ve genellikle erkeklerden kadınların davranışlarının tam tersi davranışlar beklenmektedir. Toplumsal cinsiyete göre erkekler otorite sahibidirler ve etraflarındaki kişilere yön verirler. Evdekilerin Husrev’e neredeyse her konuda danışmaları örnek gösterilebilir. Eve gelen misafirler için Husrev annesine onları karşılamalarını söyler hatta annesine “çaydan evvel biraz rıhtımda oturursunuz.” diyerek buluşma sırasında bile neler yapması gerektiği konusunda annesini yönlendirir (30). Kadına toplum tarafından verilen anne rolüne karşılık erkeğe ise “baba” rolü verilir. Erkeğin bu role uygun davranması ve evdeki bireylerden mesul olması beklenir. Husrev’in uzaktan akrabaları olan Selma’ya “babalık” ettiğini dile getirmesi ve ona “mevkisinden dolayı velisi” olduğunu söylemesi bu duruma örnek teşkil eder. Aslında evin en yaşlısı ve tecrübelisi olan Husrev’in annesinin evde akıl danışmanı görevini üstlenmesi gerekirken Husrev bu göreve layık görülmüştür. Ayrıca Selma’ya velilik konusunda daha uygun olan Ulviye’nin yerine gene Husrev’in bu görevi üstlenmesi toplumun erkeklere yüklediği görevi erkeklerin isteyerek ya da istemeyerek kabullendiklerini gösterir. Başka bir deyişle de erkekler bu rolleri üstlenmeyi görev bilmişler ve bu görevin onlara toplum tarafından verildiğinin de bazen farkında olmayabilirler. Başka bir örnekte ise erkek karakterinin de arzularına yenik düşebileceği Hüsrev’in şu sözlerle belirtmektedir: “Başı boş, gözü kör, dizginsiz isteklerimizin bizi ne kadar çirkinleştirdiğini gör artık!” (77). Toplumun bir parçası olan erkeklerde aynı kadınlar gibi duygularının peşinden gidip bazı hatalar yapabilirler ama daha öncede belirtildiği gibi kadınlara suçu yıkma durumu erkekleri toplum nazarında suçlu konumundan uzaklaştırmıştır. Erkekler toplum tarafından kendilerine yüklenen sağlam duruşlu ve duygularını gizlemeyi bilen kişi rolüne geri dönerler. Bütün bunlar dikkate alınarak ise erkeklerin davranışları toplumsal cinsiyetin onlara yükledikleri görevler ve roller gereği hep “mazur” ve “meşru” görülmüştür.

Toplum, erkek ve kadınlara değişik roller ve davranışlar yüklemektedir. Toplum kişilerin bu rollere uygun yaşamlarını idame etmelerini ister. Bayhan’ın da deyimiyle cinsiyetlerin toplum tarafından yazılan senaryoya bağlı kalarak rollerini oynamalarını izler (157). Mamafih toplumsal cinsiyet bizlerin değerlerini ve niteliklerini belirlediği gibi bizlerin nasıl davranması gerektiğini de belirler. Ayrıca toplum, bizlerin sahip olması gerektiği bazı özelliklerin de olduğunu bizlere ifade etmekten geri kalmaz. Örneğin narin, yumuşak ve fedakarlık gibi davranışlar kadınlar için uygun görülürken özgüven, güç ve otorite gibi özellikler de erkeklere uygun görülür. Özellikle de kadınlar toplum tarafından şekillendirilmekte ve toplumun izin verdiği ölçüde yaşayabilmektedirler. Bu konuda Adak şu soruyu sormayı uygun görmüştür: “Et ve makine olmaktan çıkarılan kadınlar ‘erkeklere temiz, çalışkan bir arkadaş, çocuklara ve bütün memlekete bir ana, bir mürebbi’ olacaklardır. Peki bireysel istekleri, arzuları, duyguları olan kadınlar olabilecekler midir?” (166). Bu sözlerde de anlaşılabileceği gibi kadınların duygularını dizginlemek ve toplumun onlara çizdiği yolda gitmek mecburiyetine karşın ataerkil toplumlarda ne kadar özgür ve eşit olabildikleri tartışma konusudur. Sonuç olarak toplumsal cinsiyetin kadın üzerindeki etkisi daha kolay anlaşılmakla birlikte erkekten de toplum tarafından beklenen birtakım roller vardır. Bu bağlamda Necip Fazıl’ın Bir Adam Yaratmak eseri üç kadın ve bir erkek karakter üzerinden analiz edilmiştir.

 

Kaynakça

Adak, Hülya. Otobiyografik Benliğin Çok Karakterliliği: Halide Edib’in İlk Romanlarında Toplumsal Cinsiyet. İstanbul: İletişim Yayınları, 2004.

Bayhan, Vehbi. “Beden Sosyolojisi ve Toplumsal Cinsiyet”. Doğu Batı 63 (2012-2013): 231-255.

Berktay, Fatmagül. “Felsefenin Kadına Bakışı”. Türkiye’de Toplumsal Cinsiyet Çalışmaları. Der. Hülya Durudoğan vd. İstanbul: Koç Üniversitesi Yayınları, 2010.

Bilton, Tony vd. Sosyoloji. Çeviri editörü: Kemal İnal. Ankara: Siyasal Kitabevi, 2008.

Demirbilek, Sevda. “Cinsiyet Ayrımcılığının Sosyolojik Açıdan İncelenmesi”. Finans Politik & Ekonomik Yorumlar 511 (2007): 12-27.

Durkheim, Emile. Sosyolojik Yöntemin Kuralları. Çev. Cemal Bali Akal. Ankara: Dost Kitabevi Yayınları, 2012.

Dündar, Serpil. “Televizyon Haberlerinde Kadının Temsili”. Erciyes İletişim Dergisi 4 (2010): 91-106.

Güner, Gülay ve Özgün Bener. “Kadınların Toplumsal Cinsiyet Rolleri Çerçevesinde Aile İçi Yaşamı Algılama Biçimleri”. TSA 3 (Aralık 2011): 157-171.

Kardam, Filiz. “Töre Cinayetlerinden İntiharlara” “Namus Gerekçesiyle Öldürülme ya da Kendi Canına Kıyma: Kadın Cinselliği Üzerinde Baskıların Benzer Koşullarda Farklı Sonuçları mı: (Genişletilmiş)”. Kadınlar Dünyası Dergisi 15 (Aralık 2000): 1-10.

Kılıç, Nilgün Sofuoğlu. “Butler’ı Schutz ile Okumak: Toplumsal Cinsiyet Kavramı ve Cinsiyet Ayrımcılığın Bazı Göstergeleri Üzerine Bir Değerlendirme”. Toplum Bilimleri Dergisi 4 (Temmuz-Aralık 2010): 83-93.

Kısakürek, Necip Fazıl. Bir Adam Yaratmak. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları, 2011.

Sancar, Serpil. Türk Modernleşmesinin Cinsiyeti: Erkekler Devlet, Kadınlar Aile Kurar. İstanbul: İletişim Yayınları, 2012.

Paylaş

Yazar Hakkında

Yorumlar kapalı.