Bir Modern Zaman Kahramanı: Aleksi Zorba

0
The following two tabs change content below.

Yasemin Yavuz

Latest posts by Yasemin Yavuz (see all)

1883 Girit doğumlu Nikos Kazancakis’ in kendi deyimiyle; ona hayatı sevmeyi ve ölümden korkmamayı öğreten dostuna yaptığı bir “güzelleme” adeta Zorba. Fakat bunun yanında Kazancakis’ in içinde bulunduğu arayış halinin ve kendiyle giriştiği hesaplaşmanın bir aynası olduğu söylense kuşkusuz yanlış sayılmaz. Zira yaşadığı dönem boyunca anlaşılamamış, yaftalanmış ve netice olarak ciddi anlamda ötekileştirilen Kazancakis, iki ana karakter üzerinden ilerleyen romanda, kendine biçtiği Basil karakterine oldukça haşin yaklaşmakta.

Aleksi Zorba ve Yunan asıllı İngiliz yazar Basil’ in yolculuğu Yunanistan Pire’ den, Zorba’ nın teklifiyle ve hatta bir parça da ısrarıyla başlar. Rota, Patron’ a (Zorba, Basil’ e böyle hitap eder.) miras kalan Girit’ teki maden ocağınadır. Elinden her iş gelen Zorba, çorba ve hoş sohbet vaat eder Basil’ e. Bir de Selanikli Recep Efendi’ den öğrendiği santurunu çalacaktır, fakat keyfi yerinde olmak şartıyla. Gönül ferahlığı ister çünkü santur ona göre, ihanet etmediği tek kadınıdır.

Okumayan fakat çok gezip gören Zorba’ nın, “kitap faresi” adını taktığı Patron’ una hayatı yaşama sanatını öğretme çabası hakikaten takdire şayandır. Gördüğü herkese, her şeye onu ilk kez keşfeden bir çocuğun ilgisiyle yaklaşan bu adam, merak ettiğini sadece kitaplarda arayan dostunu kuşkusuz bir türlü anlayamaz. Etliye sütlüye karışmadan, çekildiği köşesinden dünyayı seyreden
Basil’ in korkularını, tabularını, etrafına ördüğü o koca duvarı azimle yıkmaya çalışır. Çünkü hayatı her türlü bağımlılıktan arınmış bir şekilde adeta iliğine kadar sömürerek yaşayan Zorba, mutluluğu ararken öncelikle insanın kaybettiği özgürlüğünü yeniden kazanması gerektiğine inanır. Ona göre mutluluk; yaşanan özel bir anla birlikte ortaya çıkmaktan öte, özgür insanın kafasını nereye çevirse tam da önünde bulacağı türden bir olgudur.

1956 yılında “UluslararasıBarış Ödülü” alan Kazancakis, Makedon asıllı Aleksi’nin hayatı algılayış biçimini kolay kazanmadığının özellikle üstünde durur. Zorba; gençlik yıllarından, bölgede ve hatta dünyada hakim olan milliyetçilik furyasına kapılıp katıldığı çetelerde yaptıkları yüzünden pişmanlık ve öfkeyle bahseder. Ve hatalarıyla yüzleşirken asla kendine acımaz;

…“Dünyaya özgürlüğün gelmesi için bu kadar cinayetler ve alçaklıklar mı gerekli yani? Çünkü oturup sana işlediğimiz cinayetlerde yaptığımız
alçaklıkları saysam tüylerin ürperir. Fakat sonuç ne oldu? Özgürlük! Tanrı yıldırımını atıp bizi yakacağına özgürlüğü veriyor? Hiçbir şey anlamıyorum!”

…”Şimdi kendi kendime sık sık şöyle diyorum: Hay kahrolasıca pis herif, hay yok olası aptal! Yani akıllandım, artık insanlara bakıp şöyle demekteyim: Bu iyi adamdır, şu kötü. İster Bulgar olsun, ister Rum, isterse Türk! Hepsi bir benim için. Şimdi iyi mi, kötü mü yalnız ona bakıyorum. Ve ekmek çarpsın ki, ihtiyarladıkça da buna bile bakmamaya başladım. Ulan, ister iyi, ister kötü olsun be! Hepsine acıyorum işte…”

Romanda Zorba’ nın kadına bakış açısı da ayrıca incelenmeye değer bir konu. Sınırsız bir acziyet sahibi ve asla yalnız bırakılmaması gereken varlıklar olarak gördüğü kadınlara, onları her zaman mutlu görme isteği ve her birinin hakettiğine inandığı alakayı göstermekteki cömertliği ile kendini affettirir mi bilinmez. Fakat Kazancakis’ in diğer eserleriyle de yer yer paralellik gösteren ve şüphesiz psikososyolojik temellere dayanan bu kadın algısının okuyucuyu şaşırtabileceğini eklemek gerek.

Kelimelerin yetmediği yerde raks etmeye başlayan, çanak çömlek yaparken işini engelleyen parmağını kesebilen, tutkulu, vefalı Zorba’ yı tarifsiz bir coşkuyla anlatır Kazancakis. Öyle ki, öğretilmiş hayatların içinde kapana kısılan insan, kitabın sonuna geldiğinde Girit’ teki o kulübecikte hikayelerini dinleyip gıpta ettiği dostunu kaybetmiş gibi olur. İşte bu yüzden kimse Aleksi Zorba’ yla tanışmakta Patron kadar geç kalmamalı bu hayatta ki farketmeden üstüne basıp geçtiği bir yeşil taş, güzelliği gözünü kamaştırmayan bir gündoğumu kalmasın.

Yazar: Yasemin YAVUZ

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz