Güney Afrika Barış Süreci ve Güney Afrika’nın Bugünü

0
The following two tabs change content below.

Emre Akkaş

Latest posts by Emre Akkaş (see all)

Röportaj: M.Emre AKKAŞ, Musab BÜYÜKSOY

Günümüz Güney Afrika’sını ve Barış Sürecini Güney Afrika Büyükelçisi Vika M. Khumalo İle konuştuk.

M. Emre Akkaş: Öncelikle bize bu fırsatı verdiğiniz için size teşekkür etmek istiyoruz.
V.M. Khumalo: Böyle güzel bir dergi için röportaj yapılan ilk kişi olmak benim için bir onurdur.
M.E. Akkaş: Sizin kişisel barış algınızla başlamak istiyoruz. Barış sizin için ne ifade ediyor?
V.M. Khumalo: Barış sadece fiziksel çatışmanın olmadığı yer değildir. Aslında barış, bir ruh halidir. Benim için barışın amacı mutlu olmak ve tanıdığım insanlarla iyi ilişkiler yürüterek hayatın tadını çıkarmaktır. Başkalarıyla barış içerisinde olmadan önce, barışın kişinin kendi içerisinde olması gerekir. Eğer bir birey olarak içsel barışı sağlayamadıysanız, diğer insanlarla olan ilişkilerinizde barıştan söz edemezsiniz. Tamamen kişisel bir tanım yapmam gerekirse, barış benim için huzur içerisinde oturmak, bir bardak şarap eşliğinde kitap okumak, ailemle ve arkadaşlarımla sohbet etmektir.
Musab Büyüksoy: Güney Afrika’nın temsilcisi olarak ülkenizin barışa bakış açısından bahseder misiniz? Barışın Güney Afrika’daki sosyal ve siyasi boyutu hakkında ne söylemek istersiniz?
V.M. Khumalo: Güney Afrika öncelikle kendi iç barışını sağlamaya özen gösteriyor. Bunun yanı sıra dünya barışının sağlanması için de çaba gösteren bir ülke. 1994 yılı bizim bağımsızlığımızı ilan ettiğimiz tarih ve bu gelişme Güney Afrika’da her şeyin mümkün olabileceği bir ortam yarattı. Bu ayrıca, barışın gerçekleşmesini sağladı ve komşularımızı rahatlattı. O günden itibaren daha istikrarlı bir hale geldik ve kıtamızdaki diğer devletlere ekonomik ve politik açıdan katkıda bulunarak kıtamızdaki barışa da katkı sağlıyoruz. Eğer bölgemiz barış içerisinde değilse biz de barış içinde olamayız.
M. Büyüksoy: Bir ‘gökkuşağı ülkesi’ olarak Güney Afrika bu başarılı barış sürecini nasıl yönetti ve çok iyi işleyen bir demokrasiye geçisi nasıl sağladı ?
V.M. Khumalo: Biz kültür, din ve etnik köken açısından çok çeşitliyiz. Bu çeşitlilik bize “Gökkuşağı Ülkesi” tanımını kazandırdı çünkü ülkemizde tüm renkleri görmek mümkün. Ülkede barış içerisinde yan yana yaşayan 5 farklı kıtadan yurttaşlarımız var. Bu çeşitlilik, sorunlarla başa çıkabilmek için ulusumuzun farklı kesimlerinden farklı özelliklerinden faydalanmamızı sağladı ve böylece biz de herkes için uyum içerisinde yaşayacağı bir ortam oluşturduk.
M. Emre Akkaş: Peki demokrasiye geçiş sürecinde neler yaşadınız?
V.M. Khumalo: 1991’de barışı sağlama sürecinde CODESA olarak da bilinen “Demokratik Güney Afrika Kurultayı“nı oluşturduk. CODESA’yı insanların bir araya gelerek tartışabilcekleri bir ortam oluşturmak için kurduk. Bu mekanizma, farklı siyasi partileri ve dini grupları tek çatı altında toplayarak ülkenin geleceği hakkında konuşmalarını sağladı.
M. Büyüksoy: Ne zaman barıştan söz edilse, Dalai Lama ve Mahatma Gandi gibi uluslarası barışın en önemli sembollerinden olan Nelson Mandela aklımıza gelir. Onun uluslararası arenadaki bu ünü ne derecede ülkesinde ki Mandela algısını yansıtıyor?

V.M. Khumalo: Mandela Güney Afrika halkı tarafından Madiba takma adıyla tanınır. Fakat genel olarak biz ona “Aziz Mandela “ diyoruz, çünkü o ulusumuzun babası. Bu onun Güney Afrikalılar tarafından nasıl algılandığının göstergesi. O bizim özgürlük hareketimizin sembolu haline geldi. O başarımızın da en önemli sembolü. O şu an yeni neslin de babası. Mandela ülkemize barış getirdi. O barışın ve uzlaşı kültürünün de babası. Çok sayıda probleme ve anlaşmazlıklara neden olan pek çok farklılığımız var. Mandela herkesi bir araya getirerek ulus olarak gerçekten neyi başarmak istediğimize odaklanmamız gereketiğinin önemini vurguladı. Evet, bizler ülkedeki siyahiler olarak yıllarca Güney Afrika’da acı çektik ama o, geçmişe takılıp kalmanın amaçlarımızı gerçekleştirmede kimseye bir yarar sağlayamayacağının farkındaydı.

M. Büyüksoy: O zaman Nelson Mandela’nın gerçekten de tüm ulusun simgesi olduğunu söyleyebiliriz.
V.M. Khumalo: Evet, onun şöhreti bizim ülkemizden de büyük.
M.Büyüksoy: Güney Afrika’da barışı sağlama süreci ve Mandela hakkında konuştuk. Eski rejim hakkında neler söyleyeceksiniz, statüko hala varlığını sürdürüyor mu ? O “kötü adamlara” neler oldu?
V.M. Khumalo: O kötü adamlar da Güney Afrikalıydı. Mesela bir ev düşünün. Evde sürekli problem yaratan bir çocuk var. Ne yaparsa yapsın o yaramaz çocuk, sizin evladınızdır. Ben de bir babayım. Çocuklarım problem çıkardıklarında, onlar artık benim çocuklarım değil, demiyorum. Irkçılık yapmış olsalar da, bu durum eski rejim için de geçerlidir; onlar da bu ülkenin birer parçası. Şu an Güney Afrika bu konuda net bir tutum sergiliyor; ülkede ırkçılığa yer yok. Fakat ırkçılık evrensel bir problem. Böyle olması ırkçılığın kabul edilebilir olduğu anlamına gelmiyor ama maalesef hala yaygın. Hepimiz toplumsal ya da bireysel hayatımızın tüm evrelerinde ırkçılığı ortadan kaldırmak için mücadele ediyoruz. Geçmişimiz diğer insanlarla aynı masada oturmayı hak etmeyenler damgasını yiyen bizlere, insan olmanın ne demek olduğunu öğretti. Irkçılık temelde bir ulusun diğer ulusa üstün olduğu görüşüne dayanır. Irkçılık ayrıca,karşıdakini önemsememeye de dayanır, hepimizin insan olduğu gerçeğini görmezden gelmeye yani. Hepimizin aynı atadan geldiği gerçeğini benimseyen bir gökkuşağı ulusuyuz biz.
M.E.Akkaş: Toplumdaki imkanların ırk temelli ayrımcılıklara göre paylaştırıldığı bir tarihten geliyorsunuz. Ülke ve devlet olarak böyle bir tarihle nasıl yüzleşiyorsunuz?
V.M. Khumalo: Mandela “Long walk to Freedom” kitabında şöyle der: “Hayatım boyunca ırkçılığa karşı mücadele ettim; azınlığın çoğunluğu bastırmasına, ezmesine karşı direndim. Eğer çoğunluk azınlığı ezmeye kalkışırsa, o zaman ben buna karşı da mücadele edeceğim.” Azınlık veya çoğunluk, hiçbir grubun diğerini ezmeye hakkı yoktur. Siyasi bilimlerde de azınlığın görüşleri dikkate alınmaksızın ortaya çıkan çoğunluğun azınlığa mutlak tahakkümüne çoğunluğun diktası denilmektedir. Şu anki durumda siyahilerin beyazları bastırma gibi bir niyeti söz konusu değildir. Bundan sonra bu topraklarda diğerini ezme, bastırma olmayacaktır. Mesela, ırkçı rejim döneminde siyahların Olimpiyat oyunlarına katılmasına izin verilmemiştir, çünkü onlara göre siyahlar ülkeyi temsil edemezler. Fakat 1994’te iktidar değiştikten sonra, yarışmaya katılacak kadar iyi olan herkesin,ülkeyi temsil edebileceğini belirttik. Beyazların bastırıldığı bir toplum yarattığımız taktirde de, barıştan söz edemezdik. Herkesin faydalanması şartıyla, küçük bir barış girişimini büyük bir barışa tercih ederiz.
M.E.Akkaş: Mandela’nın gökkuşağı toplumunu bir arada tutan önemli bir unsur olduğuna inanıyoruz. Eski rejime karşı, bir öfke söz konusu olabilirdi ama olmadı.Bunda Mandelanın önemli bir rol oynadığını düşünmekteyiz. Siz bu görüşe katılıyor musunuz, başka faktörler de var mı?
V.M. Khumalo: Mandela bizim ilham kaynağımızdı, onun başardıkları çok önemliydi. Fakat o başkalarının omuzlarında yükseldi. 1920’de Ulusal Afrika Kongresi (ANC) kuruldu, ve o günden itibaren barış için mücadele edildi, çeşitli liderler buna çaba gösterdi. Mandela Ulusal Afrika Kongresine genç yaşta katıldı ve önceki liderlerden önemli ölçüde etkilendi.O ANC’nin ülkeye barış getirme hedefinin bir parçası olmak istedi. Mandela daha sonra 27 yıllık hapis cezasına mahkum edildi ama diğer liderler bir şekilde Afrikanın içinden ya da dışından bu mücadeleyi sürdürdüler. Mandeladan sonraki lider, onun profilini ve mücadelesini devam ettirdi. Mandela özgürlüğüne kavuştuğu zaman tüm liderlere ve arkadaşlarına teşekkür etti. Hapisanede yalnız değildi, mücadele eden bir sürü kişi vardı. Fakat o en önemli olandı.
M.Büyüksoy: Peki bu barış sürecindeki uluslararası müdahaleler hakkında neler söylemek istersiniz ?
V.M. Khumalo: Güney Afrika’nın özgürlüğünü kazanmasında pek çok devlet önemli rol oynadı. Birleşmiş milletler uygulanan ırkçı rejimi insanlık suçu olarak nitelendirdi. Diğer üye devletler, değişim ve Mandelanın serbest bırakılması çağrısında bulundu. Amerika ve ‘Commonwealth’ yaptırım uyguladı. Güney Afrika’nın uluslar arası spor organizasyonlarına katılması engellendi ve adeta küreselleşen toplumdan izole edildi. Pek çok ülke Güney Afrika’nın özgür olması için çaba gösterdi. Afrika kıtasının güneyindeki diğer ülkeler de yardımda bulundu ve ANC’ye katkı sağladılar.
M.Büyüksoy: Pek çok insan Birleşmiş Milletleri yetersiz bir oluşum olarak görse de, önemli bir örnek olan Güney Afrika’nın Özgürleşme süreci, benim Birleşmiş Milletlere olan güvenimi artırmıştır.
V.M. Khumalo: Birleşmiş Milletler belirli bir kapsam dahilinde işliyor. Güvenlik Konseyi’nin yapısı işleyişi zorlaştırıyor. Ciddi bir reforma ihtiyacımızın olduğunu düşünüyorum.
M.Büyüksoy: Bu reformun gerçekleşmesi için 3. Dünya Savaşına kadar beklememiz mi gerekiyor ?
V.M. Khumalo: Hayır, değil. İhtiyacımız olan tek şey reform. Örnek vermek gerekirse, Güvenlik Konseyinde hiç Afrikalı, Latin Amerikalı ya da Müslüman bir üye yok. Bu yapının değişmesi gerekiyor. Üye olmayı hak eden bir sürü ülke var. Güney Afrika Milletler Cemiyeti’nin, Birleşmiş Milletler’in ve Afrika Birliği’nin kurucu üyesidir. Sırada Güvenlik Konseyi var. 2 yıllığına geçici bir üye olarak yer alıyoruz şu anda ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Sadece Birleşmiş Milletler için değil, Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası gibi uluslar arası kurumların da ciddi reformlara ihtiyacı var.
M.E.Akkaş: Mandelanın genç yaşlardan itibaren bu barış sürecinin içinde olduğunu biliyoruz. Güney Afrika gençlerinin bu süreçteki payı nedir ?
V.M. Khumalo: 1940’tan beri, ANC gençlik birliği, diğerleri arasından sıyrılarak gençlik birliğinin en güçlü ve aktif üyelerinden bir tanesi olmuştur. Mücadelemiz süresince çok önemli rol oynamıştır. Etraflarında neler olup bittiğini anlamaları için insanları bilgilendirdiler ve onların mücadeledeye ve toplu harekete katılmalarını sağladılar. Gençler sistemin değişmesi gerektiğinin farkındaydılar. Gençler etnik kökenini ve kabileni gösteren kimlik kartını taşıma zorunluluğuna karşı bir yürüyüş organize ettiler. Çünkü eğer siyahiysen ve kimlik kartını taşımıyorsan tutuklanabilirdin. Barış mücadelesi sırasında yapılan gençlik hareketlerinin kutlandığı 16 Haziran Güney Afrika Ulusal Gençlik Günüdür. 16 Haziran’da Afrika gençliği eğitim sistemine karşı bir yürüyüş düzenledi çünkü siyahilerin matematik eğitimi almaları yasaktı.

M.Büyüksoy: Kendi diliniz olan Afrikanca da bile mi ?
V.M. Khumalo: Hiçbir suretle matematik öğretimi yoktu. Diğer bütün dersler Afrikanca olarak öğretiliyordu. Gençler, ülkenin dört bir yanındaki diğer gençlik gruplarını harekete geçirdiler. Hep birlikte eğitim bakanlığına karşı yürüyüş yaptılar. Hükumet güçleri, olaylar Johannesburg’a sıçramadan yürüşe müdahele etti. Bu olay mücadelenin seyrini değiştirdi. Çok sayıda cesur genç öldürüldü, inançlarından dolayı asıldılar ve terörist ilan edildiler. Bunun gibi olaylar gençliğin mücadeleye katılımını artırdı.
M.E.Akkaş: İşleyen bir demokrasi ve kıtanın en büyük ekonomisi olan Güney Afrika diğer ülkeler açısından örnek teşkil edebilir mi ?
V.M. Khumalo: Güney Afrika’nın halihazırda kıtanın diğer ülkeleri için bir rol model olduğunu söyleyebiliriz. Economist dergisinin bu haftaki konusu Güney Afrika’nın diğer Afrika ülkeleri kadar hızlı büyümediği meselesiydi. Fakat Economist’in gözden kaçırdığı bir şey vardı, o da diğer ülkelerin çok düşük oranlarla başlamasıydı. Yüzde 7-9 arasında büyümekteler ama o ülkelerin büyüme hızları kısmen Güney Afrika’nın yaptığı yatırımlar sonucunda meydana geliyor. Ekonomimizin dönüşümüne de büyük önem veriyoruz. Bugün bile ekonomimizin büyük bir kısmı beyazlar tarafından şekillendiriliyor. Ekonomik açıdan siyahilerin önemli rolleri yok. Biz bu durumu değiştirmek istiyoruz. Ekonomideki bu değişimin yeni girişimcileri desteklemesi gerekiyor, şu anki ekonomi politikası, ekonomiyi yavaşlatıyor. Uluslararası toplumun tecrit edilmesi, ekonominin yavaşlamasının bir diğer nedenidir. Kendi teknolojimizi geliştiremiyoruz, eğitime gereken önem verilmedi maalesef. Sonuç olarak şu an , eğitim seviyesi yüksek bir nüfusumuz yok. Ekonomi sektörlerinde büyük oranda kalifiye insana ihtiyaç var; buna rağmen ırkçı rejimin politikası yüzünden, siyahiler eğitimden uzaklaştırıldılar. Günümüz ekonomisi 21.yüzyılın vasıflarını da beraberinde istiyor fakat eğitimsiz siyahiler sadece eski meziyetlere sahipler. İnsanların becerilerini geliştirmeleri için geniş çaplı bir programa ihtiyaç var. Ve yavaş yavaş bunun sonuçlarını alıyoruz. Ekonomistlere söylemek istediğim şey, yerimizde saymıyoruz, Afrikanın en iyi ekonomisi olarak kalabilmek için var gücümüzle çalışarak ekonomimizi geliştiriyoruz. Fazlaca doğal kaynağa sahibiz fakat bu potansiyeli kullanmak için doğru teknolojiye ve meziyetlere ihtiyacımız var. Diğer yandan, Güney Afrika’da siyasi istikrarsızlık hakimmiş gibi görünsede, bizler demokrasiye inanıyoruz. Demokratik prosedürün bir sonucu olarak, siyasi partiler kanununun oluşturulması zaman almaktadır. Mesela, iktidar partisi içerisinde, partinin bir sonraki liderinin kim olacağı hususunda çetin bir tartışma hakim. Bu duruma başka nerde rastlarsınız ki ?
M.Büyüksoy: Bu umut vaad eden bir gelişme. Güney Afrika politik başarısı ve ekonomisinin sürdürülebilirliğiyle nam salmıştır. Fakat ülkenin sosyal problemleri hakkında neler söylemek istersiniz ?
V.M. Khumalo: Hükumetimiz sosyal problemleri en aza indirgemek için pek çok program oluşturdu. Son 2 yıldır suç oranı düşmekte. Şu anki hükumetin polis güçleri önceki rejimden kalma eğitimsiz olanlardır. Onlar bu pozisyona yasa ya da düzen için getirilmedi, politik amaçlardan olayı oradalar. Hükumet polisleri yeniden eğitme programlarına aldı ve sonuçları görebiliyoruz. Suç oranı düşüyor. Polisler suçları engellemek için çalışıyorlar. Bazı sebeplerden dolayı, halan yoksulluk var. Çoğunluğun faydalanamadığı bir ekonomi miras kaldı önceki yönetimden bize çünkü düzen sadece yüzde 10luk kesim için oluşturulmuştu. Ekonomiyi genişletmemiz gerekiyor. Irkçı rejim yüzünden zengin ve fakir arasındaki gelir dağılımı eşitlizliği muazzam derecede fazla. Bu uçurumu kapatmak için çalışıyoruz. Geçen hafta hükumetin politikalarının işe yaradağını gösteren Güney Afrika’daki yoksulluk oranıyla ilgili bir makale okudum. Yoksulluğu azaltmaktan ziyade ortadan kaldırmalıyız. Hükumet elektrik, su ve diğer temel ihtiyaçlarını karşılayamayan yoksulların problemlerini azaltmak maksadıyla pek çok strateji geliştirdi. Yoksul kesim için sağlık koşulları da yeniden gözden geçirildi. Şu an sağlık hizmetleri onlar için tamamen ücretsiz. Güney Afrika’ya son seyahatimde hastaneye gittim, beyazlar da oradaydı.

Onlarla konuştum, onlarda yapılanlar için hükumete karşı müteşekkir olduklarını belirttiler. Hükumetimiz sağlık hizmetlerinin yanında hiçkimsenin aç kalmadığından emin olabilmek için de milyonlarca euro harcıyor.

M.E.Akkaş: Güney Afrika’nın bir diğer başarısı da anayasası. Sizin de bildiğiniz üzere Türkiye bugünlerde daha demokratik ilkeler ışığında kendi anayasasını oluşturmaya çalışıyor. Türkiye’nin anayasa oluşturma süreciyle ilgili olarak neler söylemek istersiniz ?
V.M. Khumalo: 18 yıl önce oluştutulan anayasımız dünyanın en demokratik anayasalarından bir tanesidir.Anayasamızda sık sık uzlaşı ve barışa, çok kültürlülüğe ve çok dilli yapıya vurgu yapılmaktadır. Ayrıca insan haklarına özünde ,esas olarak değer veren önemli anayasaların başında gelir. Adeta Güney Afrika halkının kalp atışlarına bile kulak veriyor. Demokrasimizin temelinde insan hakları vardır. Hatta anayasamızın 2.maddesinde insan haklarından bahsediliyor.
Türkiye başarıyla bunun altından kalkabilir. Türkiye’nin anayasasını gözden geçirip yenisini yazmak için çok iyi bir imkanı var. Güney Afrika anayasası üzerinde çalışan bazı parlementerler biliyorum. Türkiye ile fikir alış verişte bulunmayı gerçekten çok isteriz. Yeni anayasasını yazma sürecinden Türkiye ile el ele verip birlikte çalışmaktan mutluluk duyarız.
M.E.Akkaş: Türkiye’de uzlaşı problemimiz var. Bazı sorunlarımız var ki uzlaşıyı tamamen bloke ediyor. Her kesim Türkiye’nin başarısı için çalıştığını iddia etse de icra etme de orta nokta bulma sorunu yaşanıyor. Güney Afrika’daki uzlaşı kültürü hakkında neler söyleyebilirsiniz ?
V.M. Khumalo: Biz bu işe CODESA ile başadık. Küçük partiler dahil, tüm partileri bir araya getirmeye çalıştık. Anayasamızın merkezine demokrasi ve uzlaşı kültürünü yerleştirdik. Güney Afrika’da yüzde 5 barajını geçen her parti meclise girebilir. Hatta parlementodaki en küçük partinin bile komisyonlarda sandelyesi vardır. Aynı değerleri paylaşıyoruz ve hepimiz Güney Afrikanın başarısını istiyoruz, bu da bizi bir arada tutuyor.
M.Büyüksoy: Bildiğiniz gibi bu yıl Nobel Barış ödülünü Avrupa Birliği kazandı.Afrika Birliği’nin önümüzdeki yıllarda bu ödülü almayı hak ettiğini düşünmüyor musunuz?
V.M. Khumalo: Bunun için daha erken. Biliyorsunuz Afrika Birliği yeni kuruldu. Afrika’nın kolonileştirildiği dönemlerde kuruluna Afrika Birliği Organizasyonu’nun değiştirilmesiyle meydana geldi. Afrika Birliği’nin uzun vadeli hedefi, Avrupa Birliği’nde olduğu gibi , Afrika devletlerinin bir araya getiren bir çeşit federal bir bölge oluşturmaktı. Fakat Avrupa Birliği ile aynı çizgiyi takip etmiyoruz. Avrupa Birliği’nin hatalarından ders çıkarıp, onları yapmamaya çalışıyoruz.
M.E.Akkaş: Röportamızın sonuna doğru gelirken, kişisel deneyimlerinizden yola çıkarak 1994 sonrasındaki ırkçı rejim ve özgürleşme çabalarında meydana gelen değişiklikler hayatınızı ve bakış açınızı nasıl etkiledi ?
V.M. Khumalo: Çok zor bir soru. Kişisel deneyimlerim ha ? Müsaade ederseniz hikayenin sonundan başına geleyim. Öncelikle Güney Afrika elçisi olup, ülkemi dünyanın farklı yerlerinde temsil edeceğim aklıma gelmezdi hemde hiç. Çünkü ben gençken sadece beyazlar büyükelçi olabiliyordu.
Ayrımcılık çok zor bir şey. Irkçı rejim döneminde çocuktum. Bilirsiniz çocuklar saftır, siyahi veya beyaz kendilerinin diğer çocuklardan farklı olduklarını düşünmezler. O çocuk büyüdüğünde, artık ikinci sınıf biri olduğunu anlıyor. Beyaz arkadaşlarının evlerine gidemiyor. Beyazlar için ayrılmış bir masaya oturamıyorlar. Kendi kendime sormuştum, benim neyim var ki? Neden bu insanlarla beraber yemek yiyemiyorum. Bir gün annem zorla beni siyahların gitmesinin yasaklandığı Johannesburg’a alışveriş yapmaya gönderdi. Tuvalete gitmem gerekiyordu ama umumi tuvaletler sadece beyazlar içindi. Siyahiler beyazların tuvaletine gitmektense altlarına kaçırmayı tercih ederlerdi çünkü polis onları döver hatta tutuklayabilirdi. Bir defasında annemle tren istasyonunda bekliyorduk. Tren istasyonu beyazlar ve siyahlar için olmak üzere ikiye ayrılmıştı. Siyahiler ve beyazlar için ayrılmış koltuklar vardı. Beyazların karşısına oturmak yasaktı. Ne olacağını görmek için bir gün gidip beyazlar için ayrılmış koltuklardan birine oturmaya çalışmıştım. Annemi görmeliydiniz; arkamdan koştu ve beni var gücüyle çekti. Çok korkmuştu, “Beni hapishaneye gödermek mi istiyorsun?” diye bağırmasını hala hatırlarım.
Yakınlarını kaybetmek… İnsanlar ortadan kaybolurdu, benim de kaybolan amcalarım var ve kuzenlerim. Muhtemelen öldürüldüler. Teyzem 6.Bölgeden (District) başka bir yere taşınmaya zorlandı çünkü eski rejim siyahların böyle güzel yerlerde yaşamayı hak etmediklerini düşünüyordu. Zorla siyahilerin taşınmalarına neden oldular ve oralara beyazları yerleştirdiler. Eşim babasını, amcasını ve kardeşini kaybetti.
Mandela hapishaneden çıktığı zaman uzlaşmak için onlarla bir araya geldi. Sonra kendi kendime dedim ki: “Eğer 27 yıl hapiste kalan Mandela affedebiliyorsa , dışarıda hayatın tadını çıkaran ben de affetmeliyim. Benim için geçmişin acısı hala taze. Verilen mücadele bizi daha da güçlendirdi. Fakat gençken, bize geçmişi unutmamız ve geleceğe bakmamız öğretildi. Eğer geçmiş hakkında çok şikayet ederseniz, ileriye gidemezsiniz. Geçmişten sıyrılmalı ve kendi içsel barışını sağlamalısın ki gelişme için mücadele etmeye başlayabilesin. Kişisel hayatımla ilgili olarak, küçükken önemli bir karar almıştım: ‘hiç düşmanım olmayacaktı!’ Çünkü diğer insanları düşman olarak atfettiğiniz zaman, düşünceleriniz olumsuz etkileniyor ki bu da ne zaman o kişileri düşünseniz ya da onları görseniz sürekli bir ıstırap hali ortaya çıkarıyor. Başlangıçta da söylediğim gibi, barış kişinin içinden gelmeli. Eğer dünya barışını sağlamayı hedefliyorsak, öncelikle kendi kendimizle barış içerisinde olmalıyız.
M.E.Akkaş: Bize ayırdığınız değerli zamanınız için teşekkür ederiz. Başarılı bir barış sağlama sürecinin hikayesi ve farklı bir kültürün barış perspektifini gözlemlemek açısından çok verimli bir röportaj oldu.
V.M. Khumalo: Rica ederim. Oluşumunuz, insanlara barışın ne olduğunu daha kapsamlı bir biçimde anlatmak ve insan haklarına yönelik farkındalığı artırmak açısından çok önemli bir yere sahip. Tüm çabalarınızı takdir ediyorum.

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz