Hotel Rwanda / Otel Ruanda

0
The following two tabs change content below.

Ayşenur Çenesiz

Latest posts by Ayşenur Çenesiz (see all)

Hotel Rwanda, yönetmenliğini Terry George’un yaptığı,  başrollerinde Don Cheadle ve Sophie Okonedo’nun oynadığı, 1994 yılında gerçekleşen Ruanda Katliamı’nı konu alan bir film. Yapım yılı 2004 olmasına rağmen Türkiye’de 2005 yılında vizyona girdi. Olaylar Kigali’deki Hotel des Mille Collines’in içinde ve çevresinde gelişiyor. Fransız bir iş adamına (Jean Reno)  ait olan bu otel, çevresindeki çamurlara, doğaya tezat bir temizlikte bembeyaz. İçindeki insanlara gelince; otelin rengine zıt, siyahlar. Kaderleri bu beyazlık içerisinde örülecek olan siyah insanlar… Bu insanlardan biri de Paul Rusesabagina, otelin müdürü. Kendisi bir Hutu olan Paul Rusesabagina, Tutsi bir kadınla evli. Olay, Rusesabagina ve ailesinin yaşadıkları çevresinde gelişiyor ve perdeye aktarılıyor. Genellikle Rusesabagina ve ailesinin çığlıkları diğer insanların çığlıklarından daha baskın duyuluyor.

Gerçek bir hikâye… Yaşananlar, karakterler, mekânlar ve çığlıklar, hepsi gerçek! Tarihteki birçok katliam çeşitli sebeplere dayandırılarak yapılmıştır. Ruanda Katliamı da âri ırk-aşağı ırk tartışmasının alevlenmesi neticesinde Hutu’ların, kendilerini Ruanda’nın asıl sahipleri olarak görerek Tutsi’leri öldürmesiyle gerçekleşmiştir. Aslında bu insanları birbirinden ayıran burun genişlikleri ve ten renkleri arasındaki farklılık… Kan gölünün pınarı işte bu önemsiz (!) ayrım. Kim durduracak bu kanı? Kendilerini kurtarabilmek için her yolu deneyen Tutsiler, Rusesabagina’nın oteline sığınıyor. Zengin bir iş adamı olan Rusesabagina’nın hem beyazlarla hem de üst düzey yöneticilerle arasının iyi olması, onların bir süre otelin içinde güvende olmasını sağlıyor. Ama yalnızca bir süre…

Filmde Birleşmiş Milletler’in bu olaydaki rolü üzerinde de durulmuş. Birleşmiş Milletler, görevini üzerine düşen görevi, yerine getiremiyor. Hatta bu savaşın bir iç savaş olduğunu ileri süren BM yetkilileri, bu gerekçe ile silah kullanmama kararı alıyor ve neticede binlerce insanın kanlarının göl olmasında hatrı sayılır bir yere sahip oluyor.

Öte yandan radyolarda insanların birbirlerini ‘hamam böceği’ olarak nitelemesi, iki halkın birbirine olan nefret ve kinini göstermekle kalmıyor aynı zamanda adeta büyük bir iştiyakla birbirini öldürmek isteyen insanların varlığını seyirciye tüm çıplaklığıyla yansıtıyor. İnsan, böcek gibi ezildikçe, daha da sert basar ezen ayaklar. Bilanço ise daima kandır. Palalarla, mermilerle kardeşini, komşusunu öldüren insanlar… Dile kolay, sekiz yüz bin insan; sekiz yüz bin nefes. Bir şeyler engel olmalıydı bu ayaklara, değil mi? Mesela; insanlara, insanların üzerine basılamayacağını haykıran bir yığın kavram vardı insan hakları gibi, adalet gibi. Fakat bu kavramlar Hotel des Mille Collines’in içindeki insanların sığınabileceği kavramlar değildi. Bütün insanlığı kucaklayan (!) bu evrensel kavramlar Rusesabagina’nın çığlıklarından çok daha zayıftı, çok daha güçsüzdü.

Hotel Rwanda’da, BM’nin bu katliam esnasındaki sessizliği de ciddi bir şekilde eleştirilmektedir. Film, verdiği mesajlar ile izleyicilerde büyük bir etki bırakmış ve insanların çaresizliğinin kaotik bir ortamın içinden gelen çığlıklar ile duyulmasını sağlamıştır. Ayrıca en iyi aktör, en iyi yardımcı aktris ve en özgün senaryo dallarında Akademi Ödülü’ne (Oscar’a) aday gösterilmiştir. Hotel Rwanda, elinize verilen simsiyah bir deniz kabuğu… Kulağınızı dayadığınızda dalga sesleri yerine Ruanda’daki çığlıkları duyacaksınız. Elinizden bırakamadınız, değil mi? İyi seyirler.

Ayşenur Çenesiz

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz