İspanya Barış Süreci ve ETA

0
The following two tabs change content below.

Nilüfer Yavuz

Latest posts by Nilüfer Yavuz (see all)

Farklı etnik unsurların bir arada yaşadığı bir bölge olan İber yarımadası, temelleri çok eskilere dayanan ancak etkilerini geçtiğimiz yüzyılda hissettiğimiz, pek çok yaşamın yitirildiği bir çatışmaya ev sahipliği yapmıştır. Terörizmin tanımının “önceden belirlenmiş amaçlarına ulaşmak için, sistematik olarak şiddete başvuran bir örgütlenmiş grup ya da partinin kullandığı yöntem” olarak belirtildiği günümüzde, terör örgütü kapsamında değerlendirilen ETA’nın amacı İspanya içindeki Bask Bölgesinin bağımsız olması idi. Bu amaç doğrultusunda bölge güvenliğini tehdit edici pek çok faaliyette bulunan ETA’nın, 2011 yılındaki silah bırakma kararı, İspanya hükümetinin süreci idaresi, incelenmeye değerdir. Bu makalede amaçlanan, İspanya’da vuku bulan ETA terör örgütünün ortaya çıkışı, yaşanan gelişmeler ve problemin çözümünde izlenen adımların açıklığa kavuşmasıdır.

Bask Milliyetçiliği

Yaptığı eylemler doğrultusunda bir terör örgütü olarak kabul görmüş ETA’nın ortaya çıkışında pek çok siyasi, tarihi etkenin olduğu savunulmaktadır. 1469 yılında yarımadanın büyük güçlerinden Aragon kralı Ferdinand ve Kastilya kraliçesi İsabel’in evliliği, bugünkü İspanya’nın oluşumunda önemli rol oynamıştır. İki farklı yönetim biçimine sahip bu bölgelerin birleşmesi, ortak bir şekilde idare edilmeleri sonucunu doğurmuştur. Aragon, Kral Ferdinand’ın yerel yönetimlere tanımış olduğu haklar ve sorumluluklarla donatılmışken, Kastilya’da çok daha merkeziyetçi bir yapılanma olması, bu iki bölgenin yönetim biçimleri hususunda birbirlerine entegre olmalarını güçleştirmiştir. Etnik farklılığın yanında siyasal ve sosyal olarak bütünleşemeyiş, İspanya’da bir birlik olma bilincinin oluşmamasıyla sonuçlanmıştır. 17.yy sonrasında devletleşme çabalarının varlığı, Katalonya ve Bask ülkesi gibi yüzyıllardır özerkliğe sahip birlikler için son derece zor bir süreçtir. Sahip oldukları imtiyazları kaybeden Baskların, merkeziyetçi devlet yapılanmasına karşı duydukları nefretin temeli,  ellerinden alınmış haklardır. Ayrılıkçı Bask milliyetçiliğinin ortaya çıkışı, tüm bu tarihsel sürecin ardından 1880 sonrası kendini göstermeye başladı. Bask Milliyetçi Partisi (PNV)’nin kurucusu Sabino Arana tarafından ortaya konan Bask milliyetçiliği düşüncesinin temelinde Bask ırkının korunması yatıyordu.  Kendilerini İspanyollardan korumak ve onlardan soyutlamak temel amaç olarak benimsenmişti ki, bu koruma ve soyutlamanın asıl sebebi kendilerini İspanyol ırkından üstün görmeleriydi. Basklar, Katalanların kültürel milliyetçiliğinin aksine dillerini, kültürden çok daha öte, onları bir arada tutan yegane varlık olarak görmektedirler. Victor Hugo’nun 1843’te “Bask dili toprağın kendisidir, neredeyse bir dindir” şeklindeki ifadesi de bu dilin korunmasının bir sembol olmaktan öte, Bask milliyetçiliğinin gelişiminde esaslı bir yer tutmakta olduğunu göstermektedir.  Bask milliyetçiliğinin Bask burjuvazisi ve zengin kesimi tarafından destek görmemesi ise temelde tamamen ekonomik sebeplere dayanıyordu. Zengin kesimin İspanyol devleti ile kurduğu sıkı mali ilişkiler, Bask milliyetçiliğinin gerektirdiği katı kurallarla uyuşmuyordu.1850’lerde Bask Bölgesi’nde kömür yataklarının bulunması, o dönemde bölgeye büyük bir işçi göçü olmasına sebep olmuştur. Bu göçlerin sonucunda işçi sınıfının oluşması, beraberinde kendilerini siyasi arenada ifade etme ihtiyacını doğurmuştur. 1878 yılında Sosyalist İşçi Partisi’nin kurulması bu ihtiyacın bir sonucu olarak okunabilir. Bask Bölgesi’ndeki endüstrileşme, İspanyol devletine olan ekonomik bağımlılığı artırırken aynı zamanda bölgede saf Bask ırkı oluşturma hayaline ket vurmuştur. 1895 yılında ise Milliyetçi Bask Partisi kurulmuştur. Siyasi arenada kendini göstermeye başlayan tüm bu akımların varlığı, dönemin İspanyasında muazzam fikri tartışmaların olduğunun bir aynasıdır.

Franco Devri

I.Dünya Savaşına katılmayan İspanya’nın savaş sonrası geçirdiği otoriter rejim dönemi, 1931 yılında, İkinci İspanya Cumhuriyeti’nin kurulması ile son bulmuştur. Bu dönem, Bask ve Katalanların büyük ölçüde özerkliğe kavuştuğu bir dönem olarak bilinmektedir. Sahip olunan haklardaki artışa rağmen Milliyetçi Bask Partisi cephesinin, sol odaklı partilere yanaşmamasındaki asıl sebep ırk ve din temelli görüş farklılıklarıdır. Halk cephesi denilen, sol partilerin oluşturduğu bir partiler koalisyonunun başa geçtiği bu süreç, 1936 İspanya İç Savaşı’nın varlığı sebebiyle pek uzun ömürlü olmamıştı.  İç savaş, sağcılarla(milliyetçi, dindar ve anti-komünist) solcuların (cumhuriyet yanlısı, laik) sahne aldıkları kardeş kavgalarının sonucunda 1939’da Francisco Franco’nun başa gelmesiyle sona erdi. Böylece İspanya’da uzun bir müddet devam edecek olan diktatörlük dönemi başlamış oldu. Sosyalistlerin ve yerel otoriteyi savunanların tasfiyesinin büyük oranda sağlanması öncelikli amaçtı. İç savaş sonrasında hem Katalan hem de ilk aşamada Bask ülkesinin tüm milliyetçileri Fransa’ya kaçmışlardı. Tarihi sürecin Basklarda oluşturmuş olduğu fikri temelin üzerine 1939 sonrası General Franco’nun baskıcı politikalarının eklenmesi, var olan fikriyata çok daha fazla sarılan bir kitle oluşmasıyla sonuçlandı. Franco’nun iktidar olduğu çeyrek asırı aşkın dönemde Bask kimliği inkâr edildi, Bask dili yasaklandı. Uygulamaya konan bu yaptırımlar, sürekli ilan edilen olağanüstü haller büyük tepkilere yol açtı. Bask Bölgesi’ndeki (Euskadi) köylerde ve okullarda yasaklanan Bask dilinin (Euskera) kaybolmaya yüz tutması ihtimali, bölgedeki pek çok örgütü dili kurtarma amacıyla yapılabilecek kültürel etkinlik ve eğitimlerle yöneltti. Bu kültürel etkinlikler yerini ne yazık ki zamanla silahlı faaliyetlere bırakacaktı. İktidarı tek elde toplayan Franco Rejimi komünizm, bölgeselci-özerk yapılanmaya ve demokrasiye karşı olan bir dikta rejimiydi. Siyasi partilerin varlığının yasak olduğu bu antidemokratik ortamda iktidarı tekeline almış olan Franco, basına uygulanan sıkı denetim sayesinde de kendisine karşı oluşabilecek muhalif sesleri baskı altına aldı. Uygulanan sansürler ve gösterilmesi zorunlu, rejimi öven yayınlar, düşünmenin ve düşünceyi yaymanın zorluğunu gözler önüne seriyordu. Belirli bir anayasanın olmayışı, hakların nereye dayandırılacağı konusunda soru işaretleri yaratırken, toplumsal düzenin sağlanmasında her fırsatta silahlı kuvvetlerin kullanılmasına ortam hazırlıyordu. Rejimden kaçıp gelen PNV’liler ise, Avrupa kamuoyunda, İspanya’daki bu antidemokratik yapılanmanın mağdurları olarak görülüyordu. Başlangıçta Franco rejimine karşı olan Avrupa’nın nezdinde Bask milliyetçileri prestijli konumdalardı. Ancak soğuk savaş döneminde baş gösteren komünizmin etkisiyle, Avrupa Basklara olan tutumunu değiştirmiş ve Franco rejimine yakınlaşmıştır. Dönemin şartları böyleyken varlıkları, dilleri yok sayılmış olan Basklar, baskılar karşısında hareketlenmeye başladılar.

ETA’nın Doğuşu

1960’lara doğru iyiden iyiye etkisini yitiren PNV’nin liderliğinden hoşnut olmayan bir grup gencin olaylar karşısında kayıtsız kalmama amacıyla çıkardıkları EGİN adlı dergi etrafında toplanan oluşum (1952), 1958’de ETA (Euzkadi Ta Azkatasuna- Bask Ülkesi ve Özgürlük) adını aldı. Bu yapının başlardaki amacı şiddet içermeyen eylemlerle var olan sorunlar adına farkındalık oluşturmaktı. Bu amaçla 1959 yılından 1968 yılına kadar genelde Fransa’daki Bask bölgelerinde her yıl çeşitli kongreler gerçekleştirilmiştir. Fransa’nın, gerek coğrafi yakınlığı, gerekse siyasi olarak İspanya’dan kaçan Basklara müsamaha gösterilmesi nedeniyle sorun üzerinde etkili aktörlerden biri olduğunu da unutmamak gerekir. Şiddet içermeyen bu ilk dönemlerde Bask tarihi ve dilinin öğrenimine önem verilmiş, duvarlara politik sloganlar yazılmış, Bask milli bayrağı dağlara asılmıştır. Amaç, dikta rejimi altında da olsa Bask kimliklerini korumaktı. Başlangıçta olayların teorik kısmıyla ilgilenen grupta, zamanla gençlerin daha etkin olmaya başlaması, örgütün içinde yaşanan kopmaların varlığı, farklı fikri temellere sahip olunması ve zamanla şiddet eğilimli olanların örgüte hakim olmasıyla uygulamalarda esaslı gidilmesine yol açmıştır. 1960’lı yıllarda örgüt içinde 3 temel ideolojik eğilim söz konusuydu. 1)İşçi odaklı, Marksist örgüt yapılanmasını arzulayan eğilim 2) Ulusal-gerilla hareketini savunan eğilim 3) Şiddet içermeyen etnik temelli Bask kültürünü ön plana çıkartan eğilim. Dönemin şartları da göz önüne alınarak halkın kurtuluşunun sınıf mücadelesinden geçtiğini savunan bir kısım, bölgedeki işçilerin de desteğini sağlamış konumdaydı. Kapitalist bir güç olarak görülen İspanya’nın bölgeyi sömürdüğü ve bundan kurtulmak gerekliliği düşüncesine sahip bu kesim ve düşünce tarzı, ırk bağlamında Bask milliyetçiliğinin öngördüğü homojen bir yapılanmanın gereklerini yerine getirememekteydi.  Öte yandan Bask ırkının yüceliğini her daim savunan aşırı milliyetçi kanat da bu gidişattan rahatsızdı. Bu rahatsızlıkların ilerleyen zamanda örgüt içi çatlaklar oluşturmasıyla 1974 yılında ETA’nın ETA p-m (sosyalistler) ve ETA-m (aşırı milliyetçi ve şiddet yanlısı) şeklinde ikiye ayrılmasına neden oldu. Kültürel hakların savunuculuğu düzleminden, silahlı eylem biçimine yönelme, bu aşamada örgütün uygulamalarındaki farklılaşmanın en bariz göstergesidir. Franco’nun aşırı baskısı ve askeri güç kullanımı, gözaltına alınmaların kanunsuzca yapılması, gözaltına alınanların da avukat ve yakınlarıyla görüştürülmemesi gibi uygulamalar da ETA’nın halkın desteğini kazanmasını sağlamıştır. ETA’nın, yaptığı eylemler sonucunda güvenlik güçlerinin gittikçe artan tepkileriyle karşılaşması, örgütün yeni eleman toplaması ve hayatiyetini devam ettirmesi hususunda ihtiyaç duyduğu şiddet sarmalına ulaşmasına olanak sağlamıştır.

ETA ve Eylemleri

1961 yılı ETA’nın eylemlere kesin olarak başladığı tarih olarak kabul edilebilir. İç savaş galibiyetini kutlama töreni için kalkan Franco sempatizanlarıyla dolu trenin engellenmesi amacıyla yapılan ama başarısızlıkla sonuçlanan saldırı ETA’nın kitleler nezdinde bilinirliğini arttırmıştır. ETA’nın yüksek rütbeli polis ve önemli kişileri hedef alan, hükümeti provoke eden eylemleri karşısında, ayrım yapmadan tüm Basklara karşı uygulanan baskıcı mekanizma ise, şiddet eylemlerini onaylamayan Baskların dahi ETA’ya sempatiyle bakmasıyla sonuçlanmıştır. 1968 yılında yüksek rütbeli bir polise düzenlenen suikast, ilk kanlı eylemleri olarak tarihe geçmiştir. Bu eylem, ETA’nın terörist faaliyetlerinin miladı olarak kabul edilebilir. Ancak terör örgütüne dönüşmesi ise 1973’te Franco’nun ikinci adamı amiral Carrero Blanco’nun öldürülmesiyle olmuştur. 50’den fazla militanın görev aldığı bu suikastte daha önceden Madrid’in altında tüneller kazılmış ve bombanın patlama saati ise, 10 tutuklu komünist liderin yargılanmasına 15 dakika kala olarak belirlenmiştir. Yaşanan bu olay, İspanya’da hâkim olan diktatörler ve baskılarına karşı büyük ses getirmiştir. Tüm bu eylemler incelendiğinde görülecektir ki ETA’nın asıl amacı, Bask Bölgesi’ni yalnızca Franco diktatörlüğünden kurtarmak değil, aynı zamanda İspanya’dan ayrılarak özerk bir Bask Yönetimi oluşturmaktır. ETA’nın genel politikasının sivillere zarar vermeme üzerine kurulduğunu söylemek, büyük oranda gerçeklik payı içerir. Bu amacın güdülmesindeki esas, halkın desteğini kaybetmemek ya da takdirini kazanmaktır. 1980 ise ETA’nın en kanlı yılı olarak tarihe geçmiştir. 92 kişinin hayatını kaybettiği bu saldırı ile birlikte çatışmalarda ölenlerin sayısındaki büyük artış, İspanya’da ETA’ya ve militanlarına karşı GAL (Grupos Antiterroristas de Liberación) adı verilen gayri resmi anti-terörist özgürlük grupları olarak da ifade edilen saldırı timlerinin kurulması tepkisini doğurdu. İspanya’nın Fransa’yı, Bask militanlarının teslimi üzerine gerekli düzenlemeleri yapması konusunda yeterli görmemesi, bizlere, bu şekilde alternatif yolları zorlayarak terörü bitirmeyi umduğunu gösterir. Göz yumulan bu devlet destekli kontrgerilla hareketi sağlanmak istenen barış ortamının oluşmasına büyük zarar vermiştir. 1983-1987 yılları arasında aktif olan GAL, sonrasında dönemin İç İşleri Bakanı dâhil pek çok üst düzey yöneticinin yargılanarak hapse girmesiyle, yaptıkları sorgulanan bir örgütlenme olarak tarihteki yerini almıştır.1987 yılında Barcelona’da bir süpermarkette sivillere, Madrid’de güvenlik görevlilerine yönelik saldırılar gerçekleşmiştir. 2000’li yıllara kadar devam eden onlarca örgüt eyleminde 800’ü aşkın insan hayatını kaybetmiştir.

Barış Süreci

Francisco Franco dönemi ve uygulamaları İspanya içinde ayrımcılığa uğramış odaklarca son derece zor bir süreçtir. 1975’te ölen Franco, 1972 yılında çıkarttığı bir yasayla İspanya’nın başına bugünkü Kral Juan Carlos’un geçmesini sağlamıştır. Franco’nun böyle bir hamle yapmasındaki temel neden, milli Katolikliğin en önemli unsurunun monarşi olduğu kanısıdır. Juan Carlos’un ülkenin yönetimini devralmasıyla birlikte ülkede yeni bir dönemin başladığı söylenebilir. Bekir Berat Özipek’in deyimiyle İspanya’yı yeniden inşa eden bütün bir demokratikleşme süreci kraliyetin manevi ve siyasi rehberliği altında gerçekleşmiştir.  Özgürlükçü ve demokratik bir tavır ortaya koyan Carlos’un başbakan olarak atadığı Adolf Suarez’in açıklamaları,  toplumun her kesiminin katılımıyla çoğulcu ve demokratik bir anayasa yapılacağı yönündeydi. Bunun yanında, genel bir af ilan edilmesiyle devam eden süreç, sorunun çözümüne yönelik atılan adımlardaki samimiyeti ortaya koyar nitelikteydi. 1978 yılında yapımı tamamlanan anayasanın hazırlanması 500 gün sürdü. Bu zaman diliminde yaşananlar ise gerek sosyolojik gerekse siyasi açıdan incelenmeye değerdir. 7/24 süren tartışmalar sonucunda her kesimin görüşünün alındığı bu anayasada ortaya çıkan metin, baskı ve ideolojilerin hegemonyası altında kalmamış; “benim”, ”onun”  değil “bizim” anayasamız olmuştur. İçeriğine baktığımızda var olan sorunun çözümü adına “bölgelerin ve milliyetlerin özerklik haklarını tanımak”, düzenlenmiş en önemli haklardandır. Anayasada çerçeve olarak belirtilmiş olan bu düzenleme, sonrasında çıkarılan bir yasayla netliğe kavuşmuştur. 17 ayrı otonom bölgenin ortaya çıkışı, özerklik statüsünün oluştuğunun en canlı kanıtıdır. Tüm İspanyolları ve İspanya halklarını, bunların kültür ve geleneklerini, insan haklarını, dillerini ve kurumları korumak” amacında olduğu belirtilen anayasada, “Herkesin hak ettiği kaliteli bir yaşamı sağlamak için kültürel ve ekonomik gelişmeyi teşvik etmek”, “Demokratik ve ileri bir toplum oluşturmak” gibi pek çok yükümlülük üstlenilmiştir. “İspanya’nın farklı dillerden oluşan zenginliği özel saygı ve koruma gösterilmesi gereken bir kültürel miras” olarak değerlendirilmesi ise İspanya’nın farklılıkları yok etmektense onları koruma politikası gütmeye başladığını göstermektedir. Başta Basklar olmak üzere diğer etnik grupların da yararlanabileceği bu yeni sistemde kendi kaderini tayin ilkesinin (self determinasyon) bulunmaması Bask halkının büyük çoğunluğunun anayasa referandumunu boykot etmesiyle sonuçlanmıştır.  Kabul edilen anayasa ve haklar, Baskların bağımsızlık planlarını destekleyici değil, onlara özerklik verme yönünde olmuştur. Franco’nun ölümü sonrası bağımsızlık elde etme fırsatını bulduğunu düşünen ETA’nın 1975-1988 yılları arasındaki ölümle sonuçlanan eylemlerine baktığımızda Franco döneminden 10 kat daha fazla olduğunu görmekteyiz. 1978 yılında ETA’nın politik kanadı olan Herri Batasuna adlı siyasi partinin kurulmasının yanı sıra, bölgenin kendi parlamentosunu ve polis teşkilatını oluşturmasına izin verilmiştir. HB, bölgede oyların ortalama %15’ini alırken ETA’nın şiddet eylemlerini kınamaktan kaçınmış, hatta örgüt mensupları için “Bask ülkesinin askerleri” nitelemesinde dahi bulunmuştur. Silahlı faaliyetleri desteklediğini sürekli beyan eden HB’nın siyasi faaliyetleri,  “örgütün parçası olma ve örgüte ekonomik destek temin etmek” suçundan 2003’te yasaklanmıştır. HB, bunun üzerine AİHM’e gitmiş; ancak mahkeme, partinin kapatılmasına onay vermiştir. Parti artık İspanya’nın girişimiyle AB’nin terörist örgütleri arasında yer almaktadır.  İspanya, ETA ve bağlantılarını yalnızlaştırırken, Bask halkını temsil eden diğer partilerle ilişkilerini ilerletmiştir. Bask bölgesinde halkın demokratik ve sosyal açıdan gerekli olan tüm ihtiyaçlarının karşılanmasıyla eş zamanlı olarak ETA’ya karşı sürdürülen silahlı mücadeleden vazgeçilmemiştir.

Faaliyetler

Kabul edilen anayasa sonrasında, özerk bölgelerin kendi kanunlarını oluşturabilme hakkı doğmuş oldu. Bask Bölgesi’nde 1979’da kabul edilen “Guernica Yasası” ile özerk bir parlamento kurulacak ve bölge eğitim, idari ve mali konularda kendini yönetecekti. Bölgede ulusal polisin varlığının yanında Bask polisi de görev yapacaktı. “İki dillilik yasası” ise Basklar tarafından en olumlu gelişme olmuştur. Yıllarca uğruna savaştıkları dilleri, bu sayede İspanyolca ile birlikte resmi dil olacak ve Euskeraca (Bask Dili) yayın yapan bir televizyon kanalı kurulacaktı. Kaybolmakta olan bu dilin tekrar kazanılması uğruna pek çok faaliyette bulunuldu. Kasaba isimlerinin Bask dilinde (Euskera) yazılmasının bunda önemli etkisi olmuştur; ancak okullarda benimsenen yeni eğitim modellerinin etkisi çok daha büyüktür. 3 farklı modelin işlediği Bask Bölgesi’nde, A modelinde tüm eğitim İspanyolcaydı. B ise eğitimin % 50 olarak İspanyolca ve Bask diline paylaştırıldığı bir sistemdi. Son olarak, D modelinde ise sadece İspanyolca öğretiliyordu. Barışın yalnızca eğitim dili ile gerçekleştiğini söylemek ise gerçek dışı olur. Barış eğitiminde, bir arada yaşama ve çatışma çözümüne ilişkin olarak, gelecek nesillere olaylarla ilgili hassas olunmasının öğretilmesinin gerekliliği tartışılmazdır. Etnik çeşitliliğin varlığı içinde, ayrımcılıkla bozulabilecek hassas bir dengeyi korumak elbette ki zordur ancak ötekileştirmektense, eğitimcilerin aşılaması gereken “BİZ” tanımı ile bu sorun aşılmaya çalışılmıştır. Bask toplumunun içinden gelen bir ses olarak, ETA’nın şiddet eylemlerine karşı çıkan bir grubun 90lı yıllar boyunca döneme damgasını vurmasıyla, anlaşmazlıkların karşılıklı rahatsızlık yarattığı daha da gün yüzüne çıktı. Önceki kuşak ETA aktivistlerinin de yer aldığı “Artık Yeter” (¡Basta Ya!) hareketleri, İspanya kamuoyunu büyük ölçüde etkilemiştir. 2004 Parlamento seçimlerini kazanan Zapatero liderliğindeki PSOE(Partido Socialista Obrero Español-İspanya Sosyalist İşçi Partisi)’nin dönemi ise barış adına ümitleri çok daha fazla yeşertti. ETA ile görüşmeleri şiddeti bırakır bırakmaz başlatacağının sinyallerini veren Zapatero, 2003 sonrası kimseyi öldürmemiş olan örgüte güvendikleri yolundaki açıklamalarıyla bir barış ortamı yakalama çabasındaydı. Yakın dönemlerde Katalanlara verilen geniş özerklik ve ETA’da yaşanan güç kaybının da etkisiyle, öncelikle ilan edilen ateşkeslerin zamanla süresiz olarak uzatılması çözüme yaklaşıldığını gösterir nitelikteydi. Kökleri 15. Yüzyıla kadar dayanan bu sorun, 2011 yılında ETA’nın silahlı mücadeleyi sona erdirdiklerine dair yaptıkları açıklama ile nihayet son buldu.

Tüm bu gelişmelerle beraber 2011’den bu yana eylem yapmayan ETA, 27 Mart 2013 tarihinde zihinleri bulandıran bir açıklama yaptı. Norveç’te yapılması planlanan diyalog görüşmelerinde İspanyol Hükümeti’nin masaya oturmaması üzerine tepki gösteren ETA, silah bırakmanın gündemlerinde olmadığını belirtti. Büyük tepki toplayan ETA’nın bu beyanına karşı Bask Özerk Yönetimi de “Barışın perçinlenmesini geciktiren tek neden ETA’nın kendisidir.” açıklamasında bulundu. Bu son gelişmelerin ışığında, kalıcı barışın sağlanmasının, lafta kalan silah bırakma sözleriyle değil, sürekliliği olan sosyal politikalarla desteklenerek gerçekleşeceğini söylemek yanlış olmaz. Günümüzde İspanya’da barış ortamının hâkim olduğu aşikâr olmakla birlikte, bunun devamlılığının sağlanması, halkın ve tarafların özverili tutumuyla gerçekleşecektir. Kimi zaman yapılan yanlış hamlelerin, barış süreçlerini kesintiye uğrattığının bilincinde olmanın gerekliliğini de gösteren bu süreç, terör odaklı sorunları haiz ülkelere büyük bir örnek teşkil etmektedir. Otoriter bir rejim olan Franco rejimi ile Bask Milliyetçiliği’nin yapısına ve dayandıkları fikri yapıya baktığımızda ikisinde de öze dönüşçü milliyetçilik akımının etkisini sezinlemek mümkündür. Ancak yaşanan tüm tecrübelerle sabittir ki, bir diğer milliyeti yok sayarak ortaya çıkmış tüm hareketler ve sonucunda oluşan çatışmaların çözümü, yine diyaloğa ve karşılıklı anlayışa dayanmaktadır.

Yazar: Nilüfer YAVUZ

KAYNAKÇA

  1. 1978  İspanya Anayasası
  2. BİLGESAM(2012).Rapor 45:Çatışma Çözümü ve Türkiye’de Kürt Meselesi
  3. COVERDALE, J. F.(1979). The Political Transformation of Spain After Franco, New York: Praeger Special Studies.
  4. ÇÖKMEZ, F.(2008). “Bask Bölgesi: Etnik Milliyetçiliğin Tarihsel Gelişimi ve İspanya’daki Devlet Politikaları’na Etkisi”, Ege Akademik Bakış 8 (1),sf: 355-371
  5. ETA: “Silah bırakmak gündemimizde değil”.(2013, Mart 27).CNNTURK. http://www.cnnturk.com/2013/dunya/03/27/eta.silah.birakmak.gundemimizde.degil/701777.0/
  6. ETA ve eylemleri. (2006, Haziran 29). NTV MSNBC ARŞİV, http://arsiv.ntvmsnbc.com/news/261109.asp?cp1=1
  7. HAMSİCİ M.(11 Ocak 2013) Bask modeli: Müzakare olmadan gelen özerklik. BBC Türkçe, http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/01/130111_peace_process_5_basque.shtml
  8. ÖZÇER, A. (2010). Kimlik Çatışmaları & İspanya Deneyimi. Ekopolitik Panel,14 Ekim 2010
  9. ÖZİPEK, B. (2007). Yeni Anayasa Paneli, Akademik Dayanışma Araştırma ve Geliştirme Vakfı,22 Ekim 2007,Ankara.
  10. ÖZİPEK, B.(25.11.2007).İspanya Şiddetin Üstesinden Demokrasi ile Geldi. http://www.hurfikirler.com/hurfikir.php?name=kose_yazilari&op=viewarticle&artid=186
  11. POLLACK, Penny &HUNTER, Graham, “Dictatorship, Democracy and Terrorism in Spain”, içinde, The Threat of Terrorism, Lodge, Juliet, Sussex, Wheatsheaf Boks, 1988, s.125
  12. Tarih Vakfı.(2010), Toplumsal ve Siyasal Çatışmaların Yaşandığı Toplumlarda Uzlaşma Aracı Olarak Eğitimin Rolü Projesi, Alfredo López Serrano, İspanya’da Toplumsal Barışa Yönelik Eğitim Mevzuatı ve Uygulamaları, çev. Pınar Şenoğuz
  13. “Terrorism”(1934), International Encyclopedia of the Social Sciences, New York, c.14, s.76
  14. Timeline: ETA campaign. (2011, October 20). BBC News Europe, http://www.bbc.co.uk/news/world-europe-11181982
  15. UTSAM (2010). Rapor 15: İspanya’nın Terörle Mücadelesi
Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz