Modern Devlet, Biyoiktidar, Soykırım “Ruanda Örneği”

0
The following two tabs change content below.

Betül Doğan

Latest posts by Betül Doğan (see all)

AFRİKA

“Afrika dediğin bir garip kıta

El bilir âlem bilir

Ki şekli bozulmasın diye Akdeniz’in

Hala eskisi gibi çizilir

Haritalarda.”

            Cemal SÜREYA

1976 yılında Ankara’da doğan yazar Ebru Çoban Öztürk; ODTÜ İktisadi İdari Bilimler Fakültesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmuş; Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nden önce yüksek lisans, daha sonra da doktora derecesini almıştır. “Modern Devlet Biyoiktidar Soykırım – Ruanda Örneği” adlı bu çalışmasında soykırımın uluslararası hukuktaki yerini, soykırıma zemin hazırlayan toplumsal koşullar ile birlikte siyasi hareketler ve soykırım bağlantısını, Ruanda’da 1994 yılında gerçekleşmiş olan soykırımı temel alarak anlatmıştır.

“Soykırım moderniteyle iç içe olan bir şiddet türüdür ve modern kategorizasyonlar ve kategorik algılar, modern devlet, modern devletin ideolojik ve bürokratik aygıtları, devletin yaptırım gücü, gözetim ve biyoiktidar gibi sosyopolitik süreçler ve yapılar var olduğu takdirde bu şiddet türünün ortaya çıkma olasılığı doğmaktadır.” şeklinde soykırımın modernleşme süreci ile birebir bağlantılı olduğundan bahseden Öztürk; Ruanda’daki soykırım örneği ele alındığında soykırımın öz yapısı ile çelişkiler görüldüğünü vurguluyor. Bir Afrika ülkesi olan Ruanda’daki olayların, uluslararası toplumda soykırım yerine kabile savaşları olduğu yönünde yanlış bir algının mevcut olduğunu anlatan yazar; Ruanda’daki şiddete tanıklık ettiğini ve bu şiddetin yarattığı tabloyu yerinde görmüş birisi olarak bu ülkedeki şiddetin kabileler arası bir çatışmadan çok daha fazlası olduğunu vurgulamak gerektiğini belirtiyor.

Nüfusun %84’ü Hutu, %15’i Tutsi ve %1’i Twa olan Ruanda Afrika’nın en küçük ülkelerinden biridir. Kilometrekare başına düşen insan yoğunluğunun 300 kişi olduğu ülkede, tarıma elverişli arazi oldukça azdır. Bu sebepten hayvancılıkla uğraşan kesim daha önemli ve üstün tutulmaktaydı. Kişinin hayvancılıkla yahut tarımla uğraşması “Hutu” ya da “Tutsi” ayrımının çıkış noktası olduğundan söz eden yazar; tarımla uğraşanlara Hutu, hayvancılıkla uğraşanlara ise Tutsi denildiğini ve bunun ırk ayrımından çok sosyal statü belirtmek için kullanıldığını anlatmıştır. Bu sebeple koloni öncesi Ruanda’da bu statüler durağan olmamış, yeterince büyükbaş hayvana sahip olan Hutu, Tutsi olabilmiştir. Ancak koloni sonrası Belçika’nın önce yönetimdeki Tutsi elitlerinin iktidarına destek olması, daha sonra BM baskısıyla Hutu kesiminin dışlanmasına engel olmaya çalışması Hutu-Tutsi ayrımının keskinleşmesine neden olmuştur. Bu ayrım neticesinde iki grup arasında iktidar ve güç rekabeti başlamıştır. Hutu ve Tutsi ayrımı “düşman” ve “öteki” hâline dönüşmüştür. Sonrasında Ruanda’da rejim değişikliğinin de etkisiyle Hutu ve Tutsiler arasındaki rekabet vahşet boyutuna ulaşmış, neticesinde iç savaşlar meydana gelmiştir. “Ölüm listeleri” hazırlanmış, vahşet bir soykırıma dönüşmüş ve çoğunluğu ilkel yöntemlerle, 800 bin ila 1 milyon arasında Tutsi ve ılımlı Hutu katledilmiştir.

Soykırımın uluslararası boyutu, soykırıma neden olan sosyopolitik temeller ve özellikle Belçika gibi dış güçlerin soykırım üzerindeki etkileri derin biçimde ele alınmış olan kitapta, Ruanda’daki soykırım ile ilgili geniş araştırmalara yer verilmiştir. Gerçekleşen soykırımın oluşmasındaki tarihsel süreçlerin etkisinin büyüklüğünden oldukça objektif biçimde bahsetmiş ve matematiksel verilere dayandırarak somut bulguları tüm detaylarıyla okuyucunun önüne sermiş olan bu kitap, büyük bir insanlık suçu olan soykırımı anlamak ve dahası bu konuda bilinçlenebilmek açısından önemli bir yer teşkil etmektedir.

Betül DOĞAN

“Yüzümüzün ve gözlerimizi rengi ne olursa olsun,

gözyaşlarımızın rengi aynıdır.”

Bir Afrika Atasözü

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz