Murathan Mungan’ın Seçtikleriyle “Bir Dersim Hikâyesi”

0
The following two tabs change content below.

Muzaffer Büyükşekerci

Latest posts by Muzaffer Büyükşekerci (see all)

Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama O, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti. “Evlâdı Kerbelayıh. Bi hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinayettir”. Bu sözler Seyit Rıza’nın sandalyesine tekmeyi vurmadan önce sarf ettiği son sözlerdi. Dersim topraklarından silinmeye çalışılan sadece bir insan bedeni miydi?

“Anadolu, kanlı sahne… Onca uygarlığın kurulduğu, dağıldığı, el değiştirdiği; onca dilin, dînin, inancın, kültürün yaşadığı, çatıştığı, iç içe geçtiği zorlu bir coğrafya burası. Ve her geçen gün biraz daha öğreniyoruz bu topraklarda her inkarın ardında yakın ya da uzak tarihli bir toplu mezarın yattığını… Toprağa yalnızca ölülerin değil, hakikatlerin, dillerin, kültürlerin, kelimelerin gömüldüğünü…” Murathan Mungan, yaşananları kitabın giriş bölümünde bu cümlelerle ifade ediyor. Bu topraklar, Hitit, Roma ve Osmanlı gibi büyük imparatorluklara ev sahipliği yapmış. Bu topraklarda olan biteni tarihi belgeler ve kitaplardan öğrendiğimiz ve bu toprakların insanlarından duyduklarımız kadar biliyoruz. Peki ya bilmediklerimiz, bilmek istemediklerimiz?

Tarihimizde “Dersim Harekâtı” olarak bilinen bu olay, aslında binlerce insanın sürgün edildiği, katledildiği kara bir dönemdir. Yaşanılanların birçoğu hala devlet arşivlerinin tozlu raflarından inmeyi bekliyor. Bu kadar bilinmeyenin olduğunu düşündüğümüz bu harekâtta(!) bilinen tek bir gerçek var ki o da binlerce insanın göz göre göre atledildiği. Tarihi belgeler geçmişe ışık tutar ve tarih kitapları da aslında bu belgelerin bir yansımasıdır. Peki ya hikâyeler? Hikâyeler; aslında yaşanılan duygular, anılar ve belki de gerçeğin ta kendisi. 4 Mayıs 1937’de başlatılıp 1939’da sona eren bu harekât hakkında birçok tarih kitabı yazıldı ve birçok belgesel çekildi ama geçtiğimiz seneye kadar kimse olayı edebi bir bakış açısı ile ele almamıştı. Murathan Mungan ise bu seçkinin amaçlarından bir tanesinin de tarihi edebiyatla güncellemek olduğunu ifade ediyor. Mungan, Barış Bıçakçı’dan Sema Kaygusuz’a, Yalçın Tosun’dan Hakan Günday’a kadar toplamda yirmi üç yazardan sadece bu seçki için bir ‘Dersim Hikâyesi’ yazmalarını istemiş. Hikâyelerde Mustafa Kemal Atatürk, Sabiha Gökçen gibi dönemin önemli isimleri de unutulmamış. Bazı hikâyeler tamamı ile yaşanan gerçek olaylardan bahsederken bazıları ise tamamen eşsiz birer kurgudan ibaret. Murat Uyurkulak, ‘Kaju’ adlı hikayesinde Hindistan başsefirinin kızının Mustafa Kemal’e “kaju” namı diğer “maun fıstığı” ikram etmesinden ve ardından Mustafa Kemal’in nefes borusuna takılan kajunun yıllarca ülkenin ithalat yasağı olan mamüller listesinde yer almasından bahsederken Yavuz Ekinci ‘Dedemin Madalyası’ adlı hikayesinde ise harekat sonucu ailenin büyükbabası tarafından alınan madalyanın baba-oğul arasında oluşturduğu kutuplaşmadan, ayrışmadan söz etmektedir. Dersim’de yaşananlar, ondan arta kalanlar ve olayların insanlarda bıraktığı silinemeyen izler kısacası döneme dair her ayrıntı hikâyelerde ele alınmaya çalışılmış. Dersim dağlarındaki mağaralarda sığınan insanların yaşadıkları, uçaklarla Dersim topraklarına atılan bildiriler, insanların ülkenin batısındaki illere iskânları, küçük yaştaki çocukları ailelerinden ayırıp isimlerinin değiştirilmesi, kurşunun pahalı olması sebebi ile insanların silahların dipçikleri ile öldürülmesi gibi detaylar da hikâyelerde gözden kaçırılmamış ve bazen bu detaylar bir hikâyenin merkezine oturtulmuş.

Gönülde kalan yara izleri sonsuza dek sürer; ne ölüm ne de başka bir şey o yaraya merhem olur. ‘’Edebiyat, kin tazelemek için değil, hafıza tazelemek için yapılır. İyi edebiyat insanlara gerçekleri algılama, hakikatleri üstlenme, sorumluluk alma, gerçeğe dayanma gücü kazandırmak ister. Kırımları, kıyımları, katliamları halklar yapmaz; zihniyetler yapar.’’ Murathan Mungan’ın da belirttiği üzere bu seçkinin amacı ne bir yaraya tuz basmak ne de bir yarayı deşmek. Bu eserde kaleme alınan hikâyelerle bazen dönemin insanı oluyorsunuz, bazen korkuyor bazen de üzülüyorsunuz. Geçmişin sadece sayfaların sağ üst köşesine atılan tarihlerden ibaret olmadığını bir kez daha fark ediyor ve ölüm korkusu ile mağaraların içinde bekleyen insanlardan biri olup kitabın sayfalarını ağır ağır çeviriyorsunuz.

‘Bir Dersim Hikâyesi’, Dersim olaylarını edebiyat ile harmanlayıp sunan nadide bir eser. Yirmi üç yazarın sadece bu kitap için kaleme aldığı duygu yüklü hikâyeler yeni bir tarihi belge niteliğinde. Eğer sizin de herkes gibi bir Dersim
hikâyeniz varsa bu seçki kütüphaneniz için nadide bir eser.

Yazar: Muzaffer BÜYÜKŞEKERCİ

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz