Nefretten Şiddete; Şiddetten Teröre!

0
The following two tabs change content below.

Soner Kaya

Latest posts by Soner Kaya (see all)

            Yıllardır süre gelen terör aylardır ‘sözde bıraktığı yerden’ devam ediyor. Bir karabasan gibi ülkemizin üstüne çöken terör, masum insanların kanıyla besleniyor yine. Gazete okumaya, televizyon izlemeye, internete girmeye çekiniyoruz yine. Çünkü şehit haberleri, ölüm haberleri geliyor her gün. Hemen her güne ölümle başlıyoruz, her günü ölümle bitiyoruz.

            Bütün bu ölümlere rağmen çok basit şeylerde bile büyük duyarlılık gösteren bizler duyarlılığımızı yitiriyoruz âdeta. Gerçekten şehitlere, ölümlere en çok üzülenlerimiz bile kısa bir süre sonra normal hayatına devam edebiliyor. Bu hızda normalleşmeleri çok gördük biz. Fazla uzağa gitmeden Soma örneğini verebiliriz pek âlâ. O zaman öyle bir sosyal tepki koymuştuk ki… İnsan canını hiçbir zaman umursamayanlar bile nerdeyse insan canına kıymet verecekti. Bu zevat hayatlarında bir kez olsun para yerine insan canını birinci plana alacaktı, neredeyse… Daha neler neler olacaktı, değil mi? Nerdeyse… Ama olmadı! Çünkü biz çok ama çok hızlı normalleşiyoruz. Tıpkı çok hızlı galeyana geldiğimiz gibi…

            Şehit cenazelerine çok üzüldüğü için bir şeyler yapmak adına şehit cenazesine katılıp gururla “Şehitler ölmez, vatan bölünmez!” diyen ve bunu sosyal paylaşım sitelerinde paylaşarak teröre karşı duruş sergileyen arkadaşlarım oldu. Bu arkadaşlar kendileri ile aynı duyarlığı gösteremeyenlere de kızdılar. Hatta bütün bu olanların asıl müsebbibi onlarmışçasına onlara hakaretler ettiler. Her şeye rağmen duyarlılıklarından ötürü bu arkadaşları takdir ettim. Fakat aynı arkadaşlar sadece iki saat sonra “Bilmem nerede bilmem kimgillerle, iskender keyfi!” yazdılar sosyal paylaşım sitelerinde. Duyarlılıklarını çok çabuk yitirmişlerdi gerçekten. Gerideyse nefretleri kalmıştı. Üzüntüleri mi sahteydi, keyifleri mi? Yoksa ikisi de gerçek miydi, bilemedim.

            Konunun uzmanı değilim ama terör olaylarına karşı en büyük mücadelelerden birisi toplumsal düzenin bozulmasına fırsat vermemek olsa gerek. Bu amaçla günlük hayata devam etmek, buna gayret etmek en doğrusu. Çünkü bunun aksi şekilde davranmak, korku ve panik içinde hareket ederek fazla önlemsel yaklaşmak tam da terörün istediği şey. Ancak…

            Ancak evlatlarını teröre şehit veren anneler acısından ölmeyi arzu ederken keyif çatmak, çatabilmek… Hem de bunu çok üzülürken yapabilmek… Yani acıya gerçekten ortak olamamak, yani birlikte olamamak, yani sorunu unutup yeni sorun yaratmak… Bütün bunlar tam da terörün istediği şey.

            Korktuğumuz için normal hayatımızı yaşamaktan vazgeçmemiz terörün isteyeceği şey ise kederde gerçekten birlikte olamamamız da terörün asıl hedefidir! Ve güya ‘komşusu açken tok yatamayan’ bizler, komşusunun oğlu bizim için şehit olmuşken normal hayatımıza dengesizce devam ederek, kederde dahi birleşemeyerek teröre destek oluyoruz.

            Keyif çatmak mevzusunu biraz açmak istiyorum. Zevkler ve renkler tartışılmayacağı için herkesin farklı şeylerden keyif aldığını kabul etmeliyiz öncelikle. Bu bağlamda kimisinin en keyif aldığı şey dansöz oynatmakken bir başkası aynı keyfi kulaklıkla müzik dinlerken alır. Fakat insan neyden keyif alırsa alsın, kederli anında ondan vazgeçer, geçmeli. Kişinin kendisi sözde kederli iken keyif aldığı alışkanlıklarından vazgeçmezken, başkalarını keyif aldığı alışkanlıklara ara vermediği için kınayamaz! Bu onun kederli olduğu, duyarlı olduğu anlamına gelmez.

Doğuda doğmuş, büyümüş birisi olarak “Ay falanca yere bile gelmişler!” diyerek terörden daha yeni haberdar olduklarını âdeta itiraf eden teyzeleri görünce çok üzülüyorum. Gerçekten onlar daha şaşkınlığı yeni yaşıyor ama doğudaki insanlar yıllardır neler yaşıyor neler.

Şahsen millet batıda her şeyden habersiz yaşarken çocukluğumu hatta ilk gençlik yıllarımı terör korkusuyla geçirdim, herkes gibi. Çatışma haberini duyunca uzak akrabalarım, hiç sevmediğim arkadaşlarım için bile dua ederdim, herkes gibi. Anlayacağınız çok korkardım ama hiç çaktırmazdım, herkes gibi.

            Toplumsal değerleri, inançları içselleştirip de bazı değerler için ölmenin en az yaşamak kadar güzel olduğunu fark edince bu korku azaldı hatta yok oldu. Ancak evlat sahibi olunca… Yine başa döndüm. Ve bu sefer korkularım misliyle arttı. Çünkü evlât gibisi olmadığı gibi, evladın acısı gibisi de yok!

            Şehit olan her kardeşimin, yanan her masum canın, teröre bir şekilde kurban verilen her insanın annelerinin yerine kendimi koyuyorum. Ama buna çok dayanamıyorum. Öyle zor ki her defasında bu acıyı yaşayacağıma ölmeyi diliyorum. Fakat yine de bu empatiyi kurmaya devam ediyorum.

Çünkü bu empati; acıyı yaşamayan insanların “Yakalım yıkalım!” söylemlerinin anlamsız olduğunu, şehit de olsa evlât acısına katlanmanın çok zor olduğunu, gencecik kardeşlerimizin çözülebilecek bir sorun uğruna ölmesinin ne kadar fena olduğunu anlatıyor bana.

Çünkü bu empati; üzüntüyle de olsa ağzımızdan çıkan her sözü tartmamız gerektiğini, sözde barış demekle barış olmadığı gibi savaşla da barış olmadığını, nefret denen şeyin sıradan iyi insanlara çok da uzak olmadığını, dünyadaki en değerli şeyin insan olduğunu hatırlatıyor bana.

            Sonuç olarak bu gün bizim gibi düşünmeyen herkesten nefret ederek terörün istediğini yapıyoruz aslında. Nitekim nefret, şiddetten hiç farklı değil. Hatta nefret, şiddetin ham maddesidir. Ve şiddet ise terörün en büyük silahıdır. Anlayacağınız nefret barındıran her söylemimizle, nefret doğuran her hareketimizle, teröre bizzat biz silah taşıyoruz!

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz