Özgür Hürriyet

0
The following two tabs change content below.

Ayşegül Moğol

Latest posts by Ayşegül Moğol (see all)

Özgürlük geniş anlamıyla “kişinin istediği gibi davranabilme imkânı”, sınırlı anlamıyla “insanın kendi kendini belirleyebilme imkânıdır. Buna göre, eylemlerin arkasındaki nedeni bizzat kendinde taşıyan kişi özgürdür. Ancak her iki anlamıyla da özgürlük mutlak değildir. Gerek doğal yapısı, gerekse fiziki ve sosyal koşullar insanı belirler. Keza içinde bulunulan grup ve kurumlara karşı olan törel ve ahlaki sorumluluklar da en azından istenileni yapabilme anlamında özgürlüğü sınırlar. Ben bu yazımda genel olarak düşünce özgürlüğünden ne anladığımızı, düşünce ve ifade özgürlüğünün ayrılığını ve çağdaş özgürlük tartışmaları eksenindeki kavramsallaştırmaları tartışacağım. Zira hürriyet kelimesi öyle görünüyor ki hiçbir tanıma sığmayacak kadar özgür.

Felsefe tarihinde eylemde bulunma ve bir şey yapabilme özgürlüğünden ne anlamamız gerektiğine dair birbiriyle bağlantılı iki cevap vardır. Bunlardan ilki irade ile ilgilidir. Bir eylemin iradi olması onun aynı zamanda amaç olarak belirlendiği anlamına gelir. İkinci genel cevap ise özgür eylemi yetenek veya yapabilirlikle açıklar. Buna göre bir eylem, eğer kişi onu ortaya koyma veya koymama gücüne sahip olursa özgürdür. Felsefe, siyaset ve teoloji gibi çeşitli alanların özgürlük sorununa bakış açıları çoğu kez birbiriyle örtüşmemektedir. Bu nedenle özgürlük kavramı, Riedel’ın da belirttiği gibi, bir parola değil, tersine gerek kavramsal-teorik, gerekse ampirik-pratik açıdan bir problemdir. Her şeyden önce özgürlük zamanın, içinde yaşanılan devrin güncel sorunlarına çözüm bulmak zorundadır. Bu bağlamda Klasik-Antik felsefede özgürlük kavramı, daha sonraki devirlerde karşılaştığı çoğu sorunla tanışık değildir ve daha ziyade karar verme ve tercih özgürlüğü ile problem sahasını sınırlandırmıştır (Menne, 2006, s. 34).

Felsefe tarihi özgürlük tartışmalarını şematize etsek dahi günümüzde ülkelerin siyasi yaşantıları, teolojik söylemler, yargı içtihatları gibi konularda özgürlük gündemdeki yerini hep korumuştur. Bir misal olarak İngiliz yazarı D.H. Lawrence bir yazısında “Hıristiyanca sevgi”den söz eder. Hıristiyanca sevgi “komşunu kendin gibi sev” buyruğuyla özetlenebilir. Lawrence, üstü kapalı olarak bu buyruğun son sınırlarına kadar uzatıldığı takdirde yetersiz olacağını anlatmak ister.  Ona göre bu şekilde liberte, fraternite,egalite (özgürlük, kardeşlik, eşitlik) ilkeleri son bulur. Bu sonuç yazarı şu ilginç buluşu yapmaya götürür: “Kardeşçe olmaktan, eşit olmaktan başka bir şey olmakta özgür değilsem nerde kaldı özgürlük?” der ve devam eder: “Özgürsem, canımın istediğince ayrı, canımın istediğince eşitliğe karşı olmam gerekir. Fraternite ile egalite, zorbalığın zorbalığıdır.” (Lawrence, 2007, s. 15). Lawrence’ın yetersiz ve muhafazakâr bulduğu özgürlük Burke’te olması gerekendir. Ona göre özgürlüğün aşırısı hiçbir yere ulaştırmaz. Ulaştırmaması da gereklidir; çünkü hepimizin bildiği gibi, hayattaki ödevlerimiz veya tatminlerimizle ilgili olan her noktadaki aşırılıklar hem erdemi hem de bu şeyden yararlanmayı tahrip edicidir (Özipek, 2011, s. 131). Özgürlük de, ona sahip olunabilmesi için sınırlı olmalıdır. Kısıtlamanın derecesini her durum için kesin olarak tayin etmek imkânsızdır. Fakat toplumun bu kısıtlamanın ne kadar azı veya ne kadar çoğuyla varlığını idame ettirebileceğini ihtiyatlı tecrübeler, rasyonel ve soğukkanlı çabalarla bulmak, aklı başında her kamusal görüşün daimi aracı olmalıdır; çünkü özgürlük geliştirilmesi gereken bir iyidir, azaltılması gereken bir kötü değil (Kirk, 1982, s. 5-6).

Fert-Cemiyet İlişkisi Bağlamında İfade Hürriyeti

Hürriyet sosyal ve insani bir kelimedir. Hürriyet fikir olarak cemiyet içinde daha tesirli ve demokrasi için de gereklidir. İnsanda düşünme kabiliyeti olmasaydı, söylemek, yazmak, inanmak vs. de olmazdı diyebiliriz. Düşünmeyen insan neyi söyleyecek, neyi yazacak ve neye inanacaktı? Düşünmek, söz, yazı ve inanma kabiliyetlerinin temeli olmakla beraber, hürriyetlerimizin esası değildir. Çünkü düşünmek insanın doğuşunda bulunan tabii bir olaydır. Hürriyet ise sosyaldir. Topçu’ya göre tek başına yaşayan bir insan için hürriyetin varlığı ve imkânı söz konusu olamaz. Çünkü kimin ne düşündüğü, söylenmeden, yazılmadan, hareket olmadan bilinmez. Söz, yazı ve hareket hürriyetinin bulunmadığı yerde “herkes düşüncesinde serbesttir” demek abes olur. Buna karşılık insanda düşünme kabiliyeti doğuştan olduğu halde inkişafı bir takım şartlara bağlıdır. İşte asıl bu şartların bulunmayışı düşünce hürriyetinin olmayışı demektir. Konuşmayan, yazmayan, okumayan, hareket edemeyen insanın fikrî hayatı da inkişaf edemez. Düşündüğü gibi hareket edemeyen insan, düşüncelerinden uzaklaşır. Bir zaman sonra düşüncelerinin keskinliği körelir. Böylece hareketsizlik, fikir hayatının canlılığını kaybetmesine sebep olur (Topçu, 2010, s. 37). İnsan, seçme hakkı yoksa iyiyi kötüyü ayırmak için düşünmeye lüzum görmez. Keza Aristoteles’e göre özgürlük, insanın yapıp etmelerini, kendi gücü ve imkânları dâhilinde yapmasıdır (Adugit, 2006, s. 25). (Bu konuda Kant’ın önceliği olduğu söylenebilir, çünkü Kant’ın, istemenin doğa yasaları tarafından belirlenmemesi olarak tanımladığı negatif özgürlük, Aristoteles’in zorla ya da bilgisizlik yüzünden değil, “isteyerek yapma” görüşüne paraleldir.)

Söz yazı ile beraber hareket de insan düşüncesinin inkişaf ve tekâmülüne yardım eder. O halde söz, yazı ve hareket hürriyetleri insanın düşünce kabiliyetini inkişaf ettirmeye yarar, bu hürriyetlere bunun için ihtiyaç vardır. Öyle ise bir cemiyette hürriyetin olup olmadığını bu ölçü ile kontrol edebiliriz. Bir cemiyette hürriyet, fertlerin fikir, ilim, sanat veya siyaset sahasında kabiliyetlerini inkişaf ettirme imkân ve şartlarının bulunması demektir. Fertlerin kabiliyetlerinin inkişaf imkânı ise toptan cemiyetin kabiliyetinin inkişaf imkânı demektir. Fert kendi kabiliyeti yolunda inkişaf eder, şahsiyet olur. Cemiyet kendi kabiliyeti yolunda inkişaf ederse içtimai şahsiyet dediğimiz millet meydana gelir. Cemiyetlerde hürriyeti ararken ölçümüz bu olacaktır; bir cemiyet, içtimai bir bütünden şahsiyet olabilmişse, yani millet haline gelebilmişse hürriyet davası onda gerçekleşmiştir. Bu cemiyette fertler umumi olarak, kabiliyetlerini inkişaf ettirme imkân ve şartlarına yeni yeni kavuşmaktadırlar, bir hürriyet mücadelesi içindedirler. Bu, hürriyet davasının kazanılmakta olduğunu gösterir. Hürriyet davasının kazanılmakta olduğunun aşikâr delili, feryatlar değil, fertlerin fikir, ilim, sanat ve siyaset hayatında kabiliyetlerini inkişaf imkânlarını yaratmış olmalarıdır (Topçu, 2010, s. 46-48).

Hakikatte, hepimiz kendi vehimlerimizin gerçekleşmesinde hürriyeti seyrediyoruz. Bu anlamda halk, duyuların ve bedenin hürriyetini ister (Topçu, 1961, s. 25). Halkın istediği hürriyet Descartes felsefesi için bir sanmadan ibarettir. Çünkü Descartes’a göre açığa vurulamayan düşünce kadar düşüncenin oluşma aşaması da onun esirliğinin bir parçasıdır. Peki, düşüncenin esareti hangi sebeplerden doğuyor? Descartes, düşüncemizin dıştan ve içten yanılmalarla hakikatten uzaklaştığını söyler ve bunun engellenmesi yani ifadenin özgürlüğü için elma sepeti örneği verir. Buna göre elimizde bir sepet elma var ve içinde çürükler de var. Descartes yanlış olan bir tutum olarak sepete dikkatli bakarak içindeki çürükleri ayıklamamızdan bahseder. Çünkü bu tarzda bir davranış, her zaman yanıltıcı olabilir. Bunun için önce elma sepetini bir tarafa boşaltmalı ve tek tek kontrol ederek onları tekrar yerleştirmeliyiz. Bu misali fikirlerimize ve hükümlerimize tatbik edersek, her hangi bir mesele hakkında var olan otoritelerden bağımsız karar vermek ve düşüncesini ifade etmek isteyen biri o mesele hakkında, o zaman kadar sahip olduğu görüş, inanç ve dayatmaları bir yere bırakmalıdır. Böylece şuurun yükünden hafiflemiş birey özgürce düşünebilir ve bu bağlamda bireyin ifadesi de hür olacaktır (Topçu, 1961, s. 27).

Pozitif-Negatif Özgürlük

Isiah Berlin’in ve Gerald MacCallum’un yazdığı iki makale, özgürlük kavramının sosyal ve politik felsefe alanındaki çağdaş tartışmalarında temel ekseni oluşturur. (Berlin bu makalesini ilk kez 1958’de Oxford Üniversitesi açılış töreninde sundu. MacCallum’un makalesi ilk kez 1967’de Philosophical Review dergisi cilt 76’da yayımlandı.) Isiah Berlin’in “politik özgürlük” olarak da adlandırdığı negatif özgürlük en genel biçimde, bir insanın diğerleri tarafından amaçlı olarak engellenmeden eylemde bulunabileceğini anlatır. Bu durumda kişisel istekleri gerçekleştirmede fiziki baskılardan, engellemeden, tehditlerin neden olduğu zorlamadan ve diğer insanların seçimlere müdahalesinden uzaklaştıkça özgürlük de artar (Berlin, 1997, s. 193). Tanım gereğince negatif özgürlük bireyin eylemlerine dıştan bir müdahalenin bulunmadığı müdahalesizlik olarak özgürlüğü gösterir (Tunçel, 2010, s. 260). Pozitif özgürlük ise, bireyin yaşamını yönlendiren kararları almada bireyin kendi kendisinin efendisi olma isteğinden türeyen bir tür “benlik hakimiyeti”nin ifadesidir (Berlin, 1997, s. 397). Bu durum daha çok bireyin dıştan bir kontrol yoluyla belirlenmiş olmasıyla, başka bir deyişle kendi öz-hâkimiyetine sahip oluşuyla açıklanabilir. Kısacası pozitif özgürlük anlayışına göre özgürlük belirli koşulların gerçekleştiği bir durumdur. Örneğin, barışı savaşın olmadığı durum olarak nitelemek negatif bir barış anlayışına işaret eder; pozitif bir barış anlayışı ise barışı insanlar arasında dostça ilişkilerin vb. olduğu bir durum olarak ele alır. Negatif özgürlük kavrayışı “başkalarının müdahalesine uğramaksızın yapmakta serbest olduğum şeyler”in neler olduğunu sorgularken, pozitif özgürlük kavrayışının çıkış noktası “seçtiğim şeyleri seçmeye beni yönelten müdahale veya denetimlerin kaynağı”nın ne olduğudur. Berlin’in negatif özgürlük olarak tanımladığı modern özgürlük, bireyi kendi özel iradesinin yönetimine bırakırken pozitif özgürlükle koşutluk gösteren antik özgürlük bireyin kamusal irade ile yönetimi paylaşmasının bir ifadesidir (Pettit, 1998, s. 39). Bu ayrım sonucu “Constant bilinçli olarak propaganda yapmamış olsa da; modern dünyada tek olanaklı özgürlük kavrayışının müdahalesizlik olarak özgürlüğün liberal düşüncesi olduğu fikriyle kendinden sonra gelen kuşakları büyülemeyi başarmıştır.” Negatif özgürlük gereklidir çünkü vatandaşlık haklarının güvence altına alınarak, devletin gücünü keyfi bir biçimde kullanılmasının sınırlandırılması, bireysel özgürlüğün önemli koşullarından biridir. Fakat negatif özgürlük yetersizdir, bunun iki nedeninden söz edebiliriz. Negatif özgürlük anlayışı eylem özgürlüğünün titiz bir analizini yapsa da, bu tür özgürlüğü kısıtlayıcı etmenleri çok dar bir biçimde ele alır; özgür eylemin yalnızca diğer kişilerin müdahaleleri tarafından kısıtlanabileceğini savunduğu için, içsel ve toplumsal kısıtlamaları gözden kaçırır. İkinci olarak, negatif özgürlük anlayışının analizinin merkezi eylem özgürlüğü olduğundan dolayı, özgür insan kavramının içeriğini belirlemekte güçlük çeker. Bunun temelinde, özgürlüğün sadece nesnel, betimleyici bir kavram olarak ele alınıp normatif ve öznel boyutlarının göz ardı edilmemesi gerekir (Silier, 1998, s. 52).

MacCalum özgürlüğü, eylemin öznesi “x”, kısıtlar “y” ve özgürlüğün hedefi “z”yi içeren üçlü bir ilişki biçiminde ele almak gerektiğini öne sürer. Ona göre özgürlükle ilgili bütün net önermeler şu biçimde açıkça ifade edilebilir: x öznesinin z’yi yapma özgürlüğü y tarafından kısıtlanmamıştır .(Bu önermenin İngilizcesi, “x is free from y to do z” biçimindedir.) Başka bir deyişle, kişinin özgürlüğünden bahsettiğimizde aslında onun belirli engellerden özgür olduğunu ve belirli bir eylemi yapma özgürlüğüne sahip olduğunu öne süreriz. MacCallum’a göre özgürlük üzerine yapılan tüm tartışmalar, özgürlük kavramının anlamıyla ilgili değil, x ve y değişkenlerinin kapsamı üzerinedir. Aynı kuramı savunan iki kişi için özgürlüğün anlamı değişmez. Aynı engelin iki kişinin kişisel özgürlüğünü farklı bir biçimde etkilemesi, onların özgürlüğün anlamı konusunda farklı düşündüğünü göstermez. Örneğin, sigara içme yasağı, sigara içen birisinin kişisel özgürlüğünü kısıtlar ama içmeyeninkini kısıtlamaz. Bu iki kişi ne tür engellerin kısıtlayabileceği konusunda hemfikirdir; farklı arzuları olduğu için belirli bir durumda genel olarak kişisel özgürlüklerinin kısıtlanıp kısıtlanmadığını öznel değerlendirişleri farklıdır. Oysa iki farklı kuramı savunanlar, hangi kısıtlamaların özgürlüğe ilişkin olduğuna dair temel bir görüş ayrılığına sahip oldukları için, özgürlüğün anlamı konusunda da anlaşamaz. Yani, özgürlüğün anlamı kişiden kişiye değişmese de kuramdan kurama değişir.

Tahakkümsüzlük Olarak Özgürlüğün Eleştirileri ve Müdahalesizlik Olarak Özgürlük

Philip Pettit, Berlin’in negatif ve pozitif özgürlük olarak tanımlamalarına alternatif olarak üçüncü bir özgürlük kavrayışını ortaya koyar: Tahakkümsüzlük olarak özgürlük. Pettit’in dikkat çekici saptaması Berlin’in negatif ve pozitif özgürlük tanımlarının üçüncü bir ihtimalin önünü tıkadığıdır. Berlin’in pozitif özgürlük dediği bireyin hâkimiyeti ile negatif özgürlük olarak adlandırdığı müdahalesizlik olarak özgürlük arasında tam bir karşıtlık ilişkisi bulunmadığından, hala yanıtlanamayan bir soru mevcuttur. Bu soru bireyin özgürlüğünü müdahalenin değil de başka birinin hâkimiyetinin sınırladığı durumların nasıl açıklanabileceğine ilişkindir (Pettit, 1998, s. 114). Pettit bu noktayı, bireylerin aktif müdahaleye uğramaksızın özgürlüklerinin kısıtlandığı tahakküm durumu ile ilişkilendirir. Cumhuriyetçi özgürlük, bireyin eylemlerinin başka birilerinin aktüel müdahalesiyle engellenmesi değil, aynı zamanda hâkimiyet kurmalarının önüne geçilmesiyle gerçekleşebilecek tahakkümsüzlük olarak özgürlüğü gerektirir. Dolayısıyla Pettit’ye göre tahakkümsüzlük olarak özgürlük, hâkimiyet kavramıyla temellendirildiği için pozitif tanımın öğeleriyle birleşen negatif bir bakış açısıdır. Tahakkümsüzlük olarak özgürlük, kavramsal olarak negatif ve pozitif özgürlüklerin her ikisinden de beslenmesine rağmen, daha çok negatif özgürlüğe yakın durur; çünkü tahakkümsüzlük olarak özgürlük kavrayışı zorunlu olarak bir benlik hâkimiyetini gerektirmez (Tunçel, 2010, s. 216). Tahakkümsüzlük olarak özgürlük daha çok başkalarının tahakkümünün olmayışıyla açıklanabilir. Dolayısıyla bir yokluk üzerine kurulan tahakkümsüzlük olarak özgürlük anlayışı, özgürlüğün negatif kavranışına daha yakındır (Pettit, 1998, s. 71).

Müdahalesizlik olarak özgürlük, bireyin eylemlerinde bilinçli bir engelleme ve zorlamaya maruz kalmaksızın seçim yapma kapasitesine sahip olmasıdır. Buradan da görüleceği gibi, müdahalesizlik olarak özgürlük, kişinin kabiliyetleri ile doğru orantılı olarak değişkenlik gösterirken, siyasal bağların varlığını gerektirmez. Müdahalesizlik olarak özgürlüğün vurgusu bireyin dıştan bir müdahale görmeksizin kendisine açık olan seçimlerinin niceliğiyle bağlantılıdır. Tanımı çerçevesinden bakıldığında, bireyin eylemlerine etkide bulunan gerçek müdahaleler ne denli az ise bireyin o denli özgür olduğu ileri sürülebilir. Burada özgürlük engellenmemiş seçeneklerin çokluğuyla doğru orantılı olarak tanımlanır. Dolayısıyla özgürlüğün azlığı ya da çokluğu müdahalesizlik olarak özgürlük savunucuları için niceliksel bağlamdaki bir incelemeyi gerektirir.

Sonuç Yerine

Köle hayatı yaşayanlar yoksuldurlar; buna rağmen köleliğin yaygın olduğu ve uzun süre devam ettiği yerlerde bir kitle hareketinin doğması zayıf bir ihtimaldir. Köleler arasındaki mutlak eşitlik ve köle mahallelerindeki samimi sosyal ilişkiler ferdin hayal kırıklığını önler. Köleliğin yerleşmiş adet haline geldiği bir toplumda başkaldıranlar, yeni köle olanlarla kölelikten hür bırakılanlardır. Bu ikincilerin hoşnutsuzluğunun kökü hür hayatın onlar üzerine yüklediği sorumluluktan gelir. Hürriyet hayal kırıklığını azalttığı gibi aynı nispette çoğaltır. Seçme hürriyeti başarısızlığın kabahatini ferdin omuzlarına yükler. Ve hürriyet o ferde birçok işlere teşebbüs etme cesareti sağlayacağından, başarısızlık ve hayal kırıklığı miktarı da böylece artmış olacaktır. Diğer yandan hareket, hayal kırıklığını azaltıcı niteliktedir. Bu anlamda bir insan kendisine karşı bir mevki sağlayacak yeteneğe sahip olmadığı takdirde hürriyet onun için sıkıcı bir yüktür. Nazi askerlerinin, yaptıkları bütün habisliklere rağmen kendilerinin suçsuz olduklarını iddia etmeleri iki yüzlülük değildi. Emirlere itaat ettikleri için kendilerinin “sorumlu” tutulmaları karşısında, bunu bir ihanet olarak görmüşlerdi. Çünkü kendilerince, onlar Nazi hareketine “sorumluluktan” kaçmak için katılmamışlar mıydı? (Hoffer, 1980, s. 54). Aynı şekilde on sekizinci yüzyıl Fransız köylülerin Fransız devriminin çağrısına katılmama sebebi, bu köylülerin, Alman ve Avusturya köylülerinin aksine, bir nevi kölelik olan serflikten artık kurtulup toprak sahibi olmalarıdır. Aynı şekilde, Rus köylüleri bir nesil veya daha fazla bir müddetle hürriyetlerine kavuşmamış ve özel toprak sahibi olmanın tadını varmamış olsalardı belki de bir Bolşevik Devrimi olmazdı. Fakat kitle hareketlerinin genel özelliği olarak hareketin birlikte yapılmış olmasından kaynaklanan ferdin hürriyetini yok etmesi bir çelişkiyi doğurur bu noktada. Zira bir baskı rejimine karşı hürriyet kazanmak için yapılan kitle hareketleri bile bir defa tutunup yürümeye başladıktan sonra ferdi hürriyet tanımazlar.

Bir kitle hareketi, kurduğu düzenin ölüm-kalım mücadelesine giriştiği veya kendisini iç ve dış düşmanlarına karşı savunma mecburiyetinde bulunduğu müddetçe başlıca meşguliyeti, fertlerin kişisel isteklerinden, kişisel görüşlerinden ve çıkarlarından vazgeçmeleri demek olacaktır. Robespierre’e göre devrim hükümeti “baskı rejimine karşı hürriyetin zulmü” olmuştur. Önemli olan nokta şudur ki, kişisel hürriyetlerin unutulması veya sonraya bırakılması ile aktif kitle hareketi, ateşli taraftarlarının eğilimine karşı gelmiş sayılmaz. Zira Renan’a göre aşırı kişiler, ölümden daha çok hürriyetten korkarlar (Kurtoğlu Taşdelen, 2006, s. 73). Gerçi, gelişmekte olan bir kitle hareketi taraftarlarının, emirlere ve doktrinlere kesin itaat isteyen bir atmosfer içinde bulunmalarına rağmen, kuvvetli bir hürriyet duygusuna sahip oldukları doğrudur. Bu hürriyet duygusu, evvelce savunma imkânı olmayan kişiliklerinin ağır yükünden, korkularından ve ümitsizliklerinden kurtulmuş olmanın verdiği bir duygudur. İşte onların kurtuluş olarak hissettikleri, bu kurtuluştur. Büyük değişiklikler getiren bir hayat, sıkı bir disiplin çerçevesi içinde yürütülmüş olmasına rağmen, bir hürriyet havası taşır. Ne zaman ki kitle hareketi aktif dönemini tamamlar ve sağlam kurum ve kuruluşlarla durumunu kuvvetlendirir, ancak o zaman kişisel hürriyet çıkma imkânı bulur (Hoffer, 1980, s. 56). Aktif dönem ne kadar kısa olursa, kişisel hürriyetin ortaya çıkmasına imkân veren şeyin kitle hareketinin sona ermiş olması değil de sanki hareketin kendi kendisi olduğu sanısı o kadar fazla olur. Kitle hareketinin devirdiği ve yerine geçtiği idare ne kadar zalim idiyse, bu sanı o kadar kuvvetli olur. Bu anlamda kendi hayatlarını bozulmuş ve ziyan olmuş görenler, hürriyetten çok eşitlik ve kardeşlik ararlar. Onların özlediği eşitliği getirecek olan hiçbir zaman hürriyet değildir. Eşitlik arzusu, bir bakıma kişiliğini gizleme arzusudur, yani, dokumayı meydana getiren ipliklerden birinin diğerinden ayırt edilmemesi gibi. Bu suretle kimse bizi diğerleriyle mukayese edip kusurlarımızı ortaya çıkaramaz. Hürriyetin gerçek olduğu bir yerde, eşitlik, kitlelerin büyük isteğidir. Eşitliğin gerçek olduğu bir yerde ise hürriyet, bir azınlığın büyük isteğidir. Hürriyetsiz eşitlik, eşitliksiz hürriyetten daha dengeli bir toplum düzeni yaratır.

Ayşegül MOĞOL

KAYNAKÇA

  1. Adugit, Y. (2006). Aristoteles: Erdemin Varlık Nedeni Olarak Özgürlük, Felsefe Tartışmaları Kitap Dizisi. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
  2. Berlin, I. (1997). Two Concepts of Liberty. Oxford Yayınları.
  3. Hoffer, E. (1980). Kesin İnançlılar: Kitle Hareketlerinin Anatomisi. Tur Yayınları.
  4. Kirk, R. (1982). The Portable Conservative Reader . Penguin Books.
  5. Kurtoğlu Taşdelen, D. (2006). Bergson’un Metafizik Özgürlük Anlayışı. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
  6. Lawrence, D. H. (2007). Anka Kuşu. Ankara: Bilgi Yayınları.
  7. Menne, A. (2006). Mantığa Giriş. (L. Çilingir, Çev.) Elis Yayınları.
  8. Özipek, B. B. (2011). Muhafazakârlık. İstanbul: Timaş Yayınları.
  9. Pettit, P. (1998). Cumhuriyetçlik-Bir Özgürlük ve Yönetim Teorisi. (A. Yılmaz, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.
  10. Silier, Y. (1998). İki Özgürlük Anlayışı. İstanbul: Boğaziçi Üniversitesi Yayınları.
  11. Topçu, N. (2010). İradenin Davası/Devlet ve Demokrasi. İstanbul: Dergâh Yayınları.
  12. Topçu, N. (1961). Yarınki Türkiye. İstanbul : Dergâh Yayınları.
  13. Tunçel, A. (2010). Bir Siyaset Felsefesi: Cumhuriyetçi Özgürlük. İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.
Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz