Prof. Dr. Ekinci: “Ukrayna, Güçlü Bir Çatışmanın Ortasında Kaldı”

0

Kırım’ın Rusya tarafından ilhak edilmesi, Ukrayna’nın doğu bölgelerini harekete geçirmiş ve bu hareketlilik ülkenin doğu bölgelerinin batı bölgelerine kültürel, ekonomik ve siyasi farklılıklarını öne çıkarmıştır. Batı’nın bu durum karşısındaki aldığı tutumun işlevsizliği, Rusya’ya, Ukrayna’nın doğu bölgeleri üzerinde hakimiyet kurma yönünde hareket etme cesareti vermiştir. İşte bu noktada “Ukrayna’da neler oluyor, Kırım’ın Rusya tarafından ilhakını nasıl okumalıyız, Türkiye’nin kuzeyindeki son gelişmeleri nasıl anlamalıyız?” sorularını Genç Barış Dergisi olarak, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’ye yönelttik. Sayın Ekinci ile Ukrayna ve Kırım’ın dünü ve bugününü masaya yatırdık, geleceği üzerine çıkarımlarda bulunduk.

Röportaj: Fatih KAFADAR, Buğra DÖNER, Enes KARATAŞ, Gökçe AKSOY

Fotoğraf: Edanur BAYRAKTAR

Genç Barış Efendim bildiğiniz gibi, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Ukrayna Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç’in, Ukrayna’nın AB’ye uyum için yıllar boyu yürüttüğü müzakerelere rağmen AB ile ortaklık anlaşmasını imzalamayı reddetmesi neticesinde halkın sokaklara dökülmesi söz konusu. Aralık ayına gelindiğinde ise Rusya’nın Ukrayna’ya sattığı doğal gaz fiyatlarını indirmesi ve Ukrayna devlet tahvillerini satın almayı kabul etmesi neticesinde Ukrayna’nın Rusya ile yakınlaşması durumu söz konusu. Ukrayna’nın AB ya da NATO’ya üye olmasını ulusal güvenliği açısından tehdit olarak gören Rusya, AB ve ABD’yi “arka bahçesine karışmama” konusunda uyarıyor. Ukrayna’ya, kendi önderliğinde kurulan Gümrük Birliği’ne girmesi konusunda baskıda bulunan Rusya, AB ile olası bir anlaşma imzalamaması konusunda, Ukrayna’ya karşı doğal gaz kozunu öne çıkarıyor.  Bu bağlamda, Ukrayna’da yaşananları ve Rusya’nın tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ekrem Buğra Ekinci: Dünya bizim çocukluğumuzda iki kutupluydu. Amerikan bloku ve Rusya Bloku. Dünyadaki bütün devletler bu bloklardan birine mensuptu. 1990’da Rusya, yani Sovyetler yıkıldı. Yıkılınca dünyanın iki kutuplu olmaktan çıktığı zannedildi. Dünya çok kutuplu oldu. Rusya, Sovyet İmparatorluğu yıkılsa bile, Doğu Bloku’nda, Balkanlar’da Kafkasya’da Asya’da hiç değilse eski Sovyet Cumhuriyetleri üzerindeki tesirini devam ettirmek istiyor. Bunu sadece emperyalist bir yaklaşım olarak görmemek lazım. Neticede onlar için milliyetçi bir tutumdur. Çünkü Rusya böyle alışmış, Rusya’nın tabii kaynaklarının birbiriyle bağlantısı var. Rusya hiçbir zaman Ukrayna’dan ve Beyaz Rusya’dan veya Kafkasya’dan vazgeçemez. Tüm buralarda onun mutlaka adamı olması lazım. Biliyorsunuz, Yugoslavya dağıldığı zaman oradaki Sırplarla anlaştı, Sırplar Ruslara en yakın topluluktur. Hırvatlar da Almanlarla anlaştılar mezhep birliği sebebiyle. Mesela onlar, iki devlet tarafından manipüle edildiler, Bosna faciası meydana geldi. Daha sonra Kosova’da da aynı hadiseler tekrarlanınca Amerika müdahale etti. Böylece Rusya’nın o koridordan Akdeniz’e inmesini engelledi; yoksa Kosovalıları sevdiği için değil. Böyle bir problem var. Şimdi, dünya dengeleri bunun üzerine kuruluyor. Yani herkesin öncelikleri var; Amerika’nın öncelikleri var, Rusya’nın öncelikleri var. Rusya vaktiyle, İkinci Cihan Harbi’nden sonra bütün Orta Avrupa ve Balkanları işgal etti. Orada uydu devletler kurdu. Kafkasya ve Türkistan’ı daha önce işgal etmişti zaten. Asya’da Kamboçya, Kuzey Kore, Vietnam gibi memleketlerde de onun nüfuzu vardır. Ortadoğu’da 1950’li yıllarda Suriye, Irak, Yemen, Habeşistan, Libya, Tunus, Cezayir gibi memleketlerde uydular kurdu. Büyük bir hâkimiyet tesis etti. 90’lardan sonra bu hâkimiyet büyük ölçüde sarsıldı. Rusya’dan boşalan yerlere Almanya girmeye çalıştı; Irak gibi İran gibi. Bu da Amerika’nın rahatsızlığını beraberinde getirdi. Ama Amerika eski Amerika değil, Rusya da eski Rusya değil. Artık, problemleri anlaşarak çözüyorlar. Afganistan’da daha önce böyle bir anlaşmaları oldu. Mesela Irak’a girebilmek için Çeçenistan’da anlaşmaları oldu, Çeçenistan Rusya’ya verildi. Amerika Irak’a girdi. Şimdi muhtemelen Kırım’da bir anlaşma mevzubahis. Şimdi biliyorsunuz, Ukrayna ve Gürcistan Avrupa Birliği dolayısıyla Amerika için mühim yerlerdir. Bu ikisinde de Amerika ve Avrupa Birliği el altından rejim değişikliği yaptı. Rus aleyhtarı iktidarları başa geçirdi. Burada da muhtemelen bir anlaşma vardı. Yani “Beyaz Rusya sana kalsın, Ukrayna’yı ben alayım. Yunanistan ve Azerbaycan sana kalsın Gürcistan’ı ben alayım.” gibi bir anlaşma oldu muhtemelen Amerika ile Rusya arasında. Fakat Rusya zaman içerisinde kendisini güçlü hissedince, Amerika’nın dünya coğrafyasındaki beceriksizliklerini, Irak’taki beceriksizliklerini görünce, Amerika’nın başında kabiliyetsiz bir başkanı görünce cesaretlendi. “Acaba bu kaybettiğim yerleri tekrar ele geçirebilir miyim?” diye düşündü. Önce Gürcistan’ı ele geçirdi. Bu ele geçirmeler -biliyorsunuz- işgalle olmuyor. Orada bir hadise çıkartıyorsunuz. Gürcistan’da bir kavga çıkıyor, siz Abhazya’yı tutuyorsunuz. Neticede Gürcistan da sizin kontrolünüze giriyor. Ukrayna’nın da aynı şekilde Avrupa Birliği’ne girmesi Rusya için istenen, beklenen bir politika değil. Onun için Ukrayna’dan vazgeçmeyeceği belliydi zaten.  Ondan sonra bu hadiseler de bunu gösterdi. Yanukoviç’i destekledi. Yanukoviç düşünce de hiç değilse Kırım’ı kurtarayım dedi. Kırım’ı önce Ukrayna’yla bir pazarlık konusu yaptı muhtemelen. “Vazgeçin bu işten, tekrar eski haline dönün, ben Kırım’ı işgal etmeyeyim.” dedi. Ukrayna Avrupa’nın ve Amerika’nın kendisine destek vereceğini zannetti. Diklendi ve kaybetti. Böyle bir durum var, yani dünya üzerinde Amerika’nın Almanya’nın ve Rusya’nın hâkimiyetinin döndüğü bir dünya düzeni var. Rusya bu kanatta yer alıyor. Dolayısıyla Avrupa Birliği ve Amerika diğer kanatta yer alıyor. Avrupa Birliği’nin Amerikan yanlısı olanları var; İngilizler İspanyollar Yunanlılar İtalyanlar, Polonyalılar, içerideki kısımda Almanya ise Rus yanlısı Amerikan aleyhtarı politika takip ediyor. Orta Doğudaki politika da böyledir bunlarla alakalıdır. Yani Irak’ın işgali Alman- Fransız blokuyla Amerika’nın bir çatışmasından ibaretti. Ukrayna da bu politika çerçevesinde bir problem yatağıdır. Kırım, vaktiyle Ukrayna’nın bir toprağı değildi, Rusya’nın toprağıydı. Kruşçev orayı Ukrayna’ya vermişti 1954 senesinde bazı tavizler karşılığında. Çünkü Ukrayna yanmış yıkılmış ve orada açlıktan ölenler olmuştu. Kırım, bağcılık, bahçecilik ve ticaret gibi zenginliklerle Ukrayna’yı belki destekler diye düşünüldü. Kruşçev Ukraynalıydı, bir de Kırım’ın evvelden beri münasebeti Ukraynalılarladır. Ukrayna Ruslardan ayrı bir Slav ırkıdır. Rusları çok sevmezler Kırımlılar; Ukraynalılarla münasebetleri iyi olmuştur.  Vaktiyle Ukrayna zaten Kırım hâkimiyetindeydi. Onun için Kırımlılar oraya kendilerini yakın görüyorlardı. Ama artık Kırım’ın da demografisi değişmiştir. Yüzde altmıştan fazla Rus yaşıyor. Kırım artık Rus toprağı olmuş, onun için Kırım’ı Ukrayna’da tutmak kolay değildir. Rusya da zaten bu oldubittiyi becerdi. Burada yerli halktan da yardım aldı. Buradaki Ruslar da başka yerdeki Ruslara benzemiyor. Kuman’dan gelme muhacir Ruslar bunlar. Ruslar umumiyetle uyumlu kimselerdir, bulundukları yerdeki insanlarla iyi geçinirler. Ama buradaki Ruslar öyle değiller. Daha milliyetçi ve hala Sovyet rejimi zamanındaki ideallerini yaşatıyorlar. Son referandumda da zaten bu görüldü. Kırım elden çıktı.

Orada güçlü bir Rus donanması vardır. Donanma çok eski, demode ama öyle veya böyle bir donanmadır, tehdit edici bir donanmadır, tersanesi var Sivastopol’de. Rusya’nın bundan vazgeçmesi mümkün değil. Kırım’ı işgal edeceği, Kırım’ın düşeceği belliydi. Bu konseptte söylenecek olan Kırım’daki Türklerin pozisyonudur. Burada yüzde on iki-on beş civarında Kırım Tatar nüfusu var. Bir miktar da Ukraynalı var ve diğerleri var. Rus olmayanların, bilhassa Slav olmayanların Kırım’da çok büyük bir sıkıntıyla karşı karşıya kalmaları bekleniyor.  Ruslar, Ukraynalılar gibi değildir. Daha önce de biliyorsunuz Sibirya Sürgünü faciası yaşandı 1944 senesinde. Bu Kırımlıların hafızasında hala canlıdır. Üstelik dünyada bulunan Kırımlılar, bilhassa Rusya’da bulunan Kırımlıların zaman içinde Kırım’a göçmesi beklenirken, hadisenin tersine işlemesi ve Kırımlıların orayı terk etmesi düşünülebilir. Zaten Kırım’daki Türklerin hali çok perişandır. Çok basit evlerde yaşarlar. Eski topraklarını ve evlerini almış durumda değiller. Eskiden Kırım’daki Türkler hâkim sınıftı. Toprak sahipleriydi. Orada yaşayan Ruslar ve Ukraynalılar arazi kiracısıydı. Fakat Sovyetlerden sonra oraya yerleştirilenler ve daha önce yerleştirilenler zaman içinde oranın sahibi oldular. Şu anda Kırımlıların orada ne doğru dürüst toprağı, ne de herhangi bir ticari hâkimiyeti yok. Pazarlarda üç beş sebze satarak, çok basit çiftçilik yaparak geçinmeye çalışıyorlar. Kırım’ın entelektüel havasında, siyasi havasında Kırım Tatarları’nın hiçbir rolü yok.  Bu da Kırım’ın istikbalini oldukça karartıyor.

G.B. : Özellikle Ocak ayında hükümet karşıtı gösterilerin şiddetinin artması söz konusu. Çıkarılan yasalara tepki koymak için Kiev meydanında toplanan göstericilere polisin müdahalesi sonucu yaralanmalar ve ölümler gerçekleşti. Protestocular polis araçlarını ve diğer araçları ateşe verdi, polis de göz yaşartıcı gaz, plastik mermi ve tazyikli suyla karşılık verdi. Yüzlerce protestocu ve 170’e yakın polisin 22 Ocak’taki (2014) olaylarda yaralandığı belirtildi. Tüm bunlarla birlikte, Türkiye’de, Rusya’nın Ukrayna’da yaşananları darbe girişimi olarak nitelendirmesini de göz önünde tutarak Ukrayna’da meydana gelen olaylarla Gezi Parkı’nda yaşananların birbirine çok benzediği yönünde görüş bildiren bir kesim var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

E.B.E. : Yani ben siyaset analisti değilim. Dış politikayla alakadar olmam da sahama yakın olması sebebiyledir. Bir dış politika analisti de değilim. Benim sözlerimi siz o ölçüde değerlendirin. Ülkelerde olan hadiseler her zaman birebir örtüşmez. Türkiye’deki Gezi Parkı hadiseleri ile Ukrayna’daki hadiseler ne derece birbirine benzer, tartışılır. Şimdi Ukrayna’da öyle veya böyle seçilmiş bir hükümet var. Bu hükümet Rusya’nın desteklediği bir hükümet. Daha önce Avrupa Birliği yanlısı olan hükümetin bir takım ayıplarını ortaya çıkararak bazıları, muhtemelen Rusya, o hükümeti halkın gözünde küçülterek, seçmenleri etkileyerek, belki de seçimlerde hile yapılarak Rus yanlısı hükümeti başa geçirdi. Fakat bu bazen de normal bir prosedürdür. Doğu Bloku ülkelerinin hepsinde 1990’da devrim olduktan sonra iktidara anti-komünistler geldi. Fakat onlar memleketi düzeltemediler çünkü zaten memleket  kırk-elli senedir farklı bir ekonomik sistemle idare edilmiş, bunların gelir gelmez hemen ayağa kaldırıcı argümanları kullanması mümkün değildi. Acemilerdi çoğu veya eski rejim zamanında bastırılmış insanlardı. Politik ve bürokratik tecrübeleri yoktu. Fiyaskoyla neticelendi. Çekoslovakya, örneğin, hep bu milliyetçiler tarafından kötü idare edildiği için tekrar ikinci seçimlerde eski komünist partisi iktidara geldi. Evet, belki rejimi tamamen değiştirmedi ama bu memleket tekrar Rusya yanlısı bir yere sürüklendi. Ukrayna’da da aynısı oldu. Avrupa Birliği yanlısı hükümet çok fazla bir varlık gösteremedi. Avrupa Birliği gereken desteği vermedi, veremedi veya güvenemedi. Amerika eski ağırlığı olmadığı için Rusya’yı korkutamadı. Rusya Ukrayna’yı tekrar ele geçirmeyi her zaman umuyordu zaten. Bu hükümeti başa geçirerek bunun bir adımını attı. Ama tabi bu sefer de bu gibi ülkelerde kutuplaşma çok şiddetlendi. Komünizmden kurtulmuş ülkelerde karşı tarafta farklı bir grup var ve bunlar milistir. Yani Balkan ülkelerinde bu partilerin silahlı adamları vardır. Hadi dediğin zaman bir ordu kuracak adamları vardır. Mesela bunu İngiltere’de Fransa’da göremezsiniz. Vaktiyle Almanya’da vardı biliyorsunuz İtalya’da vardı. Şimdi Balkan ülkelerinde var. Orta Avrupa’da var. Hepsinin milisleri var. Bu Kiev hadiseleri acaba Rusya’nın çıkarttığı, Yanukoviç’i güçlendirmek ve  daha sonra oraya müdahale edebilmek için çıkarttığı hadiseler miydi? Böyle de söylendi. Böyle olmadığı anlaşıldı ama yine Rusya’ya yaradı iş. Avrupa Birliği’yle Amerika Yanukoviç’i düşürmek için yaparlar bunu. İran’da da yapıyorlar mesela, çıkarttığı bir hadise miydi? Evet, Yanukoviç’i düşürdü ama neticede Kırım elden gitti. Yani Rusya’yla Rusya’ya taviz vermeden bir şey yürütmek mümkün olmadı. Gezi olaylarına gelecek olursak, daha tarihi bir hadise olmadı Gezi hadiseleri. Çünkü neticelenmedi. Hadise geniş bir tablonun parçasıdır. O bittikten sonra anlaşılacak neyin ne olduğu. Gezi hadiselerinin arkasında masum halk emelleri olduğu gibi, Kiev’deki gibi, burada da dönen provokasyonlar, tazyikler, bir takım gizli servislerin ayarlamaları olabilir. Bir memlekette zaten halk ayaklanmaları hiçbir zaman gerçek değildir. Hiçbir rejim tarihte halk ayaklanmalarıyla yıkılmamıştır. Fransız İhtilalleri, Rus İhtilalleri hiçbirisi halk ihtilalleri değildir. Hepsinin arkasında organize bir güç vardır. Bu organize güç orada iktisadi ve siyasi emelleri olan bir güçtür. Siz buna bir devlet diyebilirsiniz, Masonluk gibi bir kulüp diyebilirsiniz, çok uluslu karteller diyebilirsiniz. Fark etmez. Yani her ikisinde de ortak olan kısım bu olabilir, yani dışarının parmağı. Ama beklentiler çok farklı.

G.B. : Her ne kadar şu ana kadar yapılan analizlerin çoğu Ukrayna’nın Batı ve Rusya yanlıları arasında tam ortadan ikiye bölündüğünü ve asıl bu ayrışmanın olayları tetiklediğini ileri sürse de sizce böyle bir kategorik ayrışmadan söz edilebilir mi? Bu ayrışma temel bir ayrışma mı? Ülkedeki gerçek tabloyu mu yoksa bize dayatılan durumu veya zihinlerimizdeki algıları mı yansıtıyor?

E.B.E. : Bilemeyiz tabii. Bu hususta ne söylense boş olur. Ukrayna, öteden beri bir Rus toprağıdır. Ruslarla ırk birlikleri var, din birlikleri var fakat daha evvel Ukrayna müstakil bir devletti. Rusya’nın hâkimiyetine girmesi emperyalist bir siyasetin neticesidir ki Ukraynalılar Avrupa’ya ve Akdeniz’e daha yakın oldukları için millet olarak karakter olarak Ruslardan biraz daha farklılar, daha medenidirler. Kültürel bakımdan da farklıdırlar. Bir Ukraynalı ile bir Rus farklıdır. Bugün de siz bir Ukraynalı’ya Rus musun dediğiniz zaman, size reaksiyon gösterir, hoşlanmaz. Sizin bu ayrımı bilemeyeceğinizi düşünmez, sert bir şekilde Ukraynalı olduğunu söyler. Rus böyle söylemeyebilir. Ama Ukraynalı bunu mutlaka söyler. Bu da Ukraynalılardaki Rusya algısını bize göstermesi bakımından mühimdir. İkincisi Rusya öyle veya böyle Ukrayna’yı işgal etti. Stalin zamanında ve harp sırasında Ukrayna, Ruslardan çok sıkıntı çekti. Askerler cephedeyken, Moskova hükümeti Ukrayna’nın elindeki bütün buğday stokunu aldı. Ukrayna büyük bir açlık yaşadı. Rejim aleyhtarları da hep Ukrayna’da temerküz ederdi. Beyaz Ordu Ukrayna’da kuruldu. Beyaz Ordu demek,  1917’de Bolşevik İhtilali’ni bertaraf etmek için karşısındaki çar taraftarları bir ordu kurdu, Beyaz Ordu dediler. Kızıl Ordu’ya alternatif Beyaz Ordu. Bu Beyaz Ordu’nun mensupları eski çar subayları ve eski çarlık aristokratları olmakla beraber aynı zamanda çarlık rejimine entegre olmuş topluluklar, burjuvalar ve ekseri ekalliyetler ayrıca Ukraynalılar, Kırımlılar ve Kafkasyalılar vardı. Bunlar ciddi bir muvaffakıyet kazandılar Kızıl Ordu’ya karşı. Fakat o zaman Avrupa bunları desteklemedi. Niçin desteklemedi? Avrupa zaten savaştan yeni çıkmıştı ve destekleyecek gücü yoktu. Veya Kızıl Ordu’nun bu kadar muvaffakiyet kazanacağını ummadı. Neticede Beyaz Ordu’yu desteklemediler ve Beyaz Ordu yenildi. Beyaz Ordu ilk mağlubiyetinden sonra Ukrayna’ya çekildi. Ukrayna’da faaliyet gösterdi. 1921’de Ukrayna’da çok büyük bir mağlubiyete uğradı. Komutanların bir kısmı Urallara kaçtı idam edildi. Bir kısmı Türkiye’ye kaçtılar. Ama Ukrayna bilhassa Kırım her zaman Sovyetlere karşı, Bolşeviklere karşı direnişin, mukavemetin merkezi oldu. Böyle bir tarihi husumet var. Sovyetler yıkıldıktan sonra bile Ukraynalılarla Ruslar arasında böyle bir şey devam etti. Ukraynalılar istiklalini kazanınca bunun önlenileceği düşünüldü fakat böyle olmadı. Rusya’nın göstermelik olarak bunlara göz yumduğu anlaşıldı. Yani “Ben sizi bağımsız yapıyorum ama siz yine eskisi gibi devam edeceksiniz”. Nitekim öyle de oldu. Türkmenistan, Özbekistan bugün hala KGB tarafından idare ediliyor. Azerbaycan keza öyle. Bu Doğu Bloku’nda olmadı mesela, Polonya, Çekoslovakya ve Macaristan’da Batı’ya yakınlığı sebebiyle bu olmadı. Balkanlarda da büyük ölçüde olmadı. Ama Ukrayna’yı, Beyaz Rusya’yı ve Kafkasya’yı mümkün mertebe Rusya elinde tutmaya çalışıyor. Ukrayna bunu istemiyor gayet tabii. Ukrayna’da bunu istemeyenler güçlüdür. Ama Rus taraftarları da güçlüdür. Ukrayna’da Ruslar da yaşıyor. Ukrayna, saf Ukraynalıların yaşadığı bir memleket değil. Bir hayli Rus da var orada. Rusya’da da Ukraynalı var ama kıymeti yok sayılarının. Buradaki Rusların sayısı da Ukrayna’nın havasını değiştiriyor.Ukrayna Rus tahakkümünden kurtulmak istiyor. Avrupa Birliği’ni bunun için bir ümit olarak görüyor. Fakat bir az evvel size arz ettiğim Almanya ve Fransa’nın Rusya ile olan ittifakı çoğu zaman arada bunların anlaşmanın kurbanı olmasıyla neticeleniyor. Şimdi benim anladığım Rusya ile Almanya bu hususta anlaştılar, müstakbel bir Amerika hareketine karşı bir olmak için. Ukrayna’yı Avrupa Birliği gözden çıkardı, çok fazla desteklemedi. Başta da desteklemedi. Ukrayna’nın krizden çıkmasında da yardımcı olmadı. Rusya’nın kucağına attı Ukrayna’yı. Ama dediğim gibi bunlar bizim dışarıdan görebildiğimiz, değerlendirebildiğimiz şeylerdir. İşin gerçeği farklı olabilir. Çok daha derin analizler icap ettirir.

G.B. :Direnişi bastıramayan ve süreci yönetemeyen Yanukoviç, her ne kadar son dakikada muhalefetle uzlaşı metni paraf etse de meşruiyetini kaybetmesi nedeniyle 22 Şubat’ta ülkeyi terk etti. Bu gelişmenin hemen akabinde Ukrayna Parlamentosu, Cumhurbaşkanını azlederek geçici bir hükümet oluşturdu ve iktidarın değiştiğini tescil etti. Kiev’deki siyasi kriz aşılmaya çalışılırken 27 Şubat’ta beklenmedik bir olay oldu; Rusya Kırım Yarımadası’na asker çıkardı. Adeta bir oldubitti ile bu bölgede kontrolü ele geçirmesi, durumu ülke içi bir krizden bölgesel ve uluslararası bir soruna dönüştürdü. Efendim, Rusya’nın Kırım’a yönelik bu müdahalesini tarihi arka planını da göz önünde bulundurmak suretiyle değerlendirir misiniz? Hem ikili hem de uluslararası antlaşmaları ihlal eden Rusya, neden Kırım’ı fiilen işgal riskini aldı? Bu işin rasyonalitesi nedir?

E.B.E.: Şimdi bir kere Ukrayna’da Rusya yanlısı bir hükümet olmasını Rusya’nın istemesi gayet normal. Neticede 200 sene idare ettiği bir memleket kendisinden ayrıldı. Ama orada hala onun menfaatleri var. Tarihi menfaatleri ve tarihi emelleri var. Orada Ruslar yaşıyor işin en basiti. Rusya’ya Ukrayna’yı gözden çıkar orayı hiç düşünme diyemeyiz. Aynı problem Baltık Devletleri’nde de var. Baltık Devletleri eskiden hiç Rusya’yla alakası olmayan yerlerdi. Ama Ruslar yaşıyor. Dolayısıyla Rusya’nın bundan sonraki emellerinin Baltık Devletleri’yle alakalı olmasından korkuluyor. Baltıkların Ukrayna kadar da mukavemeti yoktur. Ama bu tarihi problemler son 100 yıl içinde yaşanmış. Demografik problemler buna yol açıyor. Şimdi niçin orada Rus var? Orası Rus toprağı değildi. Sovyetler zamanında Ruslar gitti. Bakın Kazakistan’ın yüzde kırkı Rus’tur.

Kazakistan Hükümeti çok akıllıca davranıyor.  Rusya’yı tahrik etmeden, gayet iyi demokrat bir şekilde yaşıyor. Diğerleri mesela onu örnek almadı. Rusya’yı karşısına alıyor, reaksiyon vermesi sebebiyet veriyor. Ukrayna da böyle yani, hep aşırı şekilde idare ediliyor. Demokrasinin böyle dezavantajları da var. Ukrayna, demokrasiye geçecek bir memleket değildi. Ukrayna da Rusya gibi bir müddet kadife elli, tatlı diktatörlükle yönetilmesi gereken bir memleketti. Ama o diktatörler de her zaman yetişmiyor tabii. Geçiş sürecini idare edecek birisi olmadı Ukrayna’nın başında. Ukrayna birden hiç yaşamadığı bir tecrübeyi, demokrasi tecrübesini yaşadı. Demokrasi, geri kalmış ülkelerde bölünme sebebidir belli bir kültür olmadığı için. Ukrayna’da da böyle bir problem var. Rusya’da bundan istifade ediyor. Ukrayna’nın da hataları var bu işte, her iki hükümetin de var. Rusya’nın da hataları var ama Rusya kendi açısından hata olarak görmüyor. Rusya vatanseverliğin icabını yaptığını düşünüyor. Ayrıca Rusya’nın başındaki adam, çılgın bir adam. Sıradan bir adam değil. Putin icabında kendisini güçlü hissettiği zaman, tüm ülkelerle ikili anlaşmalarını hiçe sayabiliyor. Onlar diyorlar ki buranın anlaşmalarla alakası yok, 1954’te Rusya’nın toprağıydı. Biz verdik burayı, tekrar geri alıyoruz diyorlar. Bunda ne var ki, bu nedir ki diyor, insan verdiği şeyi geri alamaz mı diyor? Adam açıklama yaptı resmen. İkili anlaşmalara atıf yapmadı. Kırım’da bizim tarihi emelimiz var dedi. Evet, doğru, var. Kırım Türk toprağıydı. Sonra bağımsız oldu, Rusya işgal etti. Yerli halk davet etti. O zamanki meşru Kırım Hükümeti davet etti Rusları, gel işgal et diye. Türk Hükümetiyle, Osmanlı Hükümeti’yle anlaşma yaptı ve Osmanlı Devleti Kırım’ın işgalini tanıdı. Bize göre Kırım Rusya toprağıdır. Bu sözleri 1954’de söylemeliydi Türkiye. “Ne oluyor, nasıl sen Ukrayna’ya verebilirsin Kırım’ı? Biz seninle anlaştık, sana verdik.” demesi lazımdı. Demek ki gerek görmedi o zaman. Diyemezdi de tabii zordu ama gerek de yoktu. Ha Ukrayna’nın olmuş ha Rusya’nın olmuş bizim elimizden çıktıktan sonra. Yani Rusya’nın başına geçirdiği adam da bu işleri biraz rahatça örgütleyebiliyor. Aslında Kırım’ın çok fazla bir iktisadi şeyi yoktur. Turizmden başka geliri yok. Arazi artık basit bağcılık-bahçecilik ile kalmış. Rusya’yı bir bütün olarak bir doğal gaz- petrol memleketi olarak düşünürseniz, Kırım’ın pratik bir getirisi yok. Akdeniz’e inmeye gelince; bu Rusya’nın öteden beri emelidir. Her zaman Rusya’nın burayı kontrol altında tutmayı istemesi normaldir. Çünkü her ne kadar deniz artık birinci dereceden ehemmiyete sahip değilse de bu coğrafyada orada sahilinizin olması demek, orada söz sahibi olmanızı icap ettiriyor. Söylediğim gibi, Kosova’da Sırplarla beraber olması Rusya’nın, bunu gösteriyordu. Amerika o kadar enteresan bir strateji takip etti ki, Kosova’da Kosovalıları destekledi. Orada müstakil, Birlemiş Milletler’e aykırı bir devlet kurdurdu. Buna rağmen Birleşmiş Milletler bunu kabul etti. Kosova diye bir devlet kuruldu. Sebebi neydi? Rusya’nın buraya inmemesi içindi. Kosova’dan sonra hemen Karadağ’ı ayırdı Sırbistan’dan. Bir referandum yapıldı, Karadağ müstakil oldu. Sırbistan’ın şu anda Adriyatik Sahili’ne tek bir limanı bile yok. Dolayısıyla Rusya’nın Adriyatik’te hiçbir limanı kalmadı. Yani bu mühim bir prestijdir. Eskiden; Romanya, Bulgaristan, Kafkasya sayesinde Rusya bütün Karadeniz’e hâkimdi. Karadeniz de Akdeniz’in bir parçasıdır öyle veya böyle. Ama şimdi böyle değil. Romanya, Bulgaristan Rusya’nın kontrolünde değil. Bir de Ukrayna var arada.  Kırım gibi donanmasının ana üssü orada. Kırım’ın stratejik bir ehemmiyeti var Rusya için. Tabi bir de Rusya’da son zamanlarda birtakım problemler bu gibi şeylerle aşılıyor. Memlekette siyasi veya ekonomik bir kriz çıktığı zaman, Putin bir atak yaparak Rus halkının vatan millet hamaset aşkını körüklüyor. Ruslar, “Bak gördün mü? Putin bize Kırım’ı kazandırdı. Kırım zaten bizim toprağımızdı. Askerlerimizin burnu bile kanamadı. Harp olmadı, darp olmadı. Bir kurşun bile atmadı Putin. Rusya Kırım’ı ele geçirdi.” diyor. Meşruluğun temelini de kurdu 1954’ten önce zaten bizimdi diye. Bir de donanmamız var orada diyor, zaten Rus halkı var. Normal bir şekilde referandum yaptılar. “Siz nasıl zamanında referandum yaptınız, Hatay’ı Suriye’den ayırdınız, referandumda herkes Türkiye’yi istedi, Hatay Türk toprağı oldu. Rusya da Kırım’ı Rus toprağı yaptı.” diyorlar. Akdeniz hâkimiyeti elbette ki Rusya’nın her zaman emelidir. Ama Akdeniz hâkimiyeti artık tek başına bir dünya hâkimiyeti değil. Enerji kaynaklarının muslukları mühimdir, enerji kaynaklarının musluklarının kimin elinde olduğu mühimdir. Kimin elindeyse veyahut kimin elinde daha çok enerji kaynağı musluğu varsa, o kadar güçlüdür. Irak’ın işgali bunun için mühimdir, Amerika Irak’ı petrolünü almak için işgal etmedi. Amerika’nın petrolü var zaten. İstediği petrolü istediği fiyata alabilir. Ama Irak petrolleri dünyanın en güçlü rezervlerinden biridir. Onun istediği yere akmalıdır. Yani Almanya’ya Rusya’ya akmamalıdır. İhracat ithalat kalemlerine baktığınız zaman, Irak yüzde altmış Almanya’yla dolayısıyla Rusya’yla çalışıyor, Amerika bundan hoşlanmaz. Türkiye’nin ithalat ihracat kalemleri de böyledir. Yani ithalat ihracat yaptığınız ülke Almanya ise Amerika bundan rahatsız demektir. Amerika’da Almanlara karşı bir takıntı vardır. Ruslara karşı olduğundan daha çoktur bu takıntı. Almanların iki cihan harbine de sebep olan ülke olduğu propagandası iyi çalışır Amerika’da. Nüfusu çok fazladır Almanların dünyada. Ekonomik olarak çok güçlüdürler. Sadece ekonomik olarak değil, Rusya çekildikten sonra, Fas’tan Afganistan’a kadar o coğrafyanın tamamına ithalat ihracat yoluyla ekonomik olarak hâkim oldular. Doların buradaki saltanatını yıkıp Euro saltanatı kurdular. Euro Alman ekonomisinin hâkimiyeti demektir. Yani Almanların oraya faizsiz kredi toplaması demektir. Dolar da yayılsa Amerika’nın faizsiz kredi toplaması gibidir. Büyük bir güçtür bu. Yani dolarla Euro’nun savaşı. Bunu Ukrayna’yla birlikte değerlendirmek lazım. Tamamen ayrı değil yani. Güçlü bir çatışmanın ortasında kaldı Ukrayna.

G.B. : ABD Başkanı Barack Obama, Kırım krizine ilişkin yaptığı açıklamada, “Yaşananları yeni bir soğuk savaş olarak nitelemek doğru olmaz. Rusya’yı silah zoruyla Kırım’dan çıkaramayız” dedi. Rusya’nın Ukrayna’da daha ileri gitmesi durumunda alınacak önlemleri Avrupalı yetkililerle konuştuklarını belirten Obama, bu önlemlerin özellikle Rusya’nın enerji sektörüne yönelik olacağını vurguladı. Obama’nın bu söylemi ve Amerika-Rusya ilişkilerinin bundan sonraki seyri hakkında ne düşünüyorsunuz? Rusya’nın 16 Mart’ta (2014) yapılan referandumdan sonra Kırım’ı ilhak etmesi üzerine ABD ve Avrupa’nın Rusya’ya ambargo uygulanacağına yönelik tutumu yeni bir Soğuk Savaş Dönemi’ne girişin işareti olarak değerlendirilebilir mi?

E.B.E. :  Soğuk Savaş her zaman vardır. Soğuk Savaş bitmiş değil. Yani o sizin bahsettiğiniz Soğuk savaş, Doğu Bloku ile Batı Bloku arasındaki savaştı, o 1990’da bitti. Ama yeni savaş başladı. 1990’dan bu yana başka global savaşlar var. Bu enerji kaynaklarının ve global güçlerin savaşıdır. Bütün dünyada bu var gücüyle devam ediyor. Bazı şeyleri kabul ettirmeniz ve etmeniz gücünüzle alakalıdır. Amerika’nın silahlı bir güç kullanması zaten mümkün değil. Anlaştıysa zaten mesele yok. Ama anlaşmadıysa da zaten güç kullanması kolay değil. Amerika tarihinin en kötü devirlerinden birini yaşıyor. Demokratların bu konuda zaten umumi bir tutumu var, Monroe Doktrini. Orta Doğu’ya karışmak istemiyorlar, Eski Dünya’ya karışmak istemiyorlar, bunun da getirdiği bir problem var. Sonra enerji kaynaklarının ambargosu ve yaptırımından Rusya korksaydı bu işe zaten bulaşmazdı. Ambargo bizim gibi memleketlerde İran gibi memleketlerde etkili olur. İran bile çok fakir bir ülke olduğu halde yıllardır Amerika ve Avrupa ambargosuyla yaşıyor. Neden? Çünkü enerji kaynakları var ellerinde. El altından gizli enerji antlaşmalarıyla ambargoyu bir şekilde deliyor.  Rusya’nın ben ambargodan korktuğunu zannetmiyorum. Amerika’dan korktuğunu zannetmiyorum. Milletlerarası camiadan çok fazla çekindiğini zannetmiyorum. Çünkü kendisini güçlü hissediyor. Bu ambargonun ona zarar vermesi beklenir elbette. Neticede Rusya fakir bir ülke, yani bir Almanya, Avrupa gibi değil milli olarak, halk bazında. Ama devlet çok güçlü. Dediğim gibi tabi kaynakları güçlü. Enerji kaynakları güçlü. Ulaşımı ileri, teknolojisi ileri. Bununla muhtemelen bu krizi aşar, yarın öbür gün bu da unutulur diye düşünüyorum.

G.B. : Kırım Tatarlarının Rus hakimiyetine olumsuz baktığı özellikle son dönemde medyaya ciddi bir biçimde yansımakta. Tatarlar; Rusya ile değil, Ukrayna ile birlikte yaşamak istediklerini, Ukrayna’nın bütünlüğünden yana olduklarını açıklıyorlar. Olağanüstü hal döneminde, milliyetçiliğin ön plana çıktığı tarih boyunca görünen bir gerçekliktir. Bu bağlamda, Kırım’da yaşayan farklı etnik kökendeki vatandaşların birbirlerine yönelik bir düşman algısı oluştuğu göz önünde bulundurulduğunda, bu ayrışmanın sükunete erdirilmesi ve halklar arası diyalogun geliştirilip eski haline döndürülmesi mümkün müdür? Mümkün ise bunun için ne gibi çalışmalar yapılabilir?

E.B.E. : Böyle bir ayrışma zaten var. Kırım Tatarları memleketin hakiki sahipleri az evvel işaret ettiğim gibi eski toprak sahipleri. Bunları 1944’te vagonlara doldurdular, zaten Kırım Ruslar tarafından ilhak edilince, Kırım halkının yarısı Türkiye’ye hicret etti. O zaman bir buçuk milyon nüfusun hemen hemen yarısı Türkiye’ye hicret etti. 1944’te de Kırım, Sibirya ve Kazakistan’a sürüldü. Bunlara dönme izni verilmedi.1967’de itibarları iade edildi. Fakat dönmelerine izin vermediler, çok az bir kişiye dönme izni verdiler. 1991’den sonra Ukrayna Parlamentosu dönmeye izin verdi. Belki Rusya olsa dönmeye izin vermeyecekti. Dönenlerin sayısı çok az. Şu anda Kırım’ın nüfusunun yüzde on beşini bile teşkil etmiyorlar. Yüzde on beş bir memleketin hiçbir şeyi değildir. Bu yüzde on beş eğer orada ekonomik  bir güç teşkil ediyorsa, anlarım. Kırım Tatarlarının bir kere ekonomik hiçbir gücü yok. Biraz evvel anlattığım şekilde mülteci gibi yaşıyorlar. Böyle insanların Kırım’da zaten söz sahibi olmaları mümkün değil. Bunları tutacak kimse de yok. Kırım Tatarlarını kim tutar? Türkiye’nin bile çok fazla sesi çıkmadı, Türkiye’deki Kırım Tatarları bile dert etmedi bu işi. Onun için böyle bir durum var. Kırım Tatarları böyle bir seslerini yükseltebilecek oradaki Ruslara karşı kafa tutabilecek durumda değiller. Dediğim gibi orada uzun zamandır oturuyor olsalardı belki, mesela Kürtler gibi olsalar belki. Milis kurarlar, bilmem ne yaparlar. Tatarların böyle bir şey yapabileceğini zannetmiyorum. Ama aksini düşünüyorum. Rusların, Rus gençlerinin tahriklere kapılarak veya bazıları tarafından tahrik edilerek, bir Tatar kıyımı gerçekleştirmek adına bazı can yakıcı işlere girişmelerinden korkulur. Fakat Rusya bunu korur zannediyorum. Rusya böyle bir şey olmasını istemez, çünkü bu Rusya için hoş olmayan bir netice doğurur. “Bak gördün mü Kırım’a indikten sonra Kırım’ın düzeni bozuldu” derler. Rusya bunu dedirtmez. Tahmin ediyorum ki Kırım’da ciddi tedbirler alarak bu ayrışmayı engeller. Yani Tatarları Rus hükümeti koruyacaktır. Rasyonel olan budur. Ama yine de ben halk bazında oradaki Tatarların sıkıntı çekeceğini, hayatlarının daha zor olacağını ve orada yaşama emellerini de kaybedeceklerinden korkuyorum. Yani Ukrayna’da kalması Kırım Tatarlarının menfaatine daha iyiydi. Negatif bir gelecek vaat ediyor böyle giderse.

G.B. : Kırım Tatarları referandumu boykot ettikleri için referanduma katılmadılar. İlber Ortaylı’nın açıklamasına göre “Kırım’da yüzde 12 civarı bir Kırım Tatar’ı vardır. Referanduma katılsalar da bir şey değişmeyecekti. Çok akıllıca davrandılar. Zaten onların sözü dinlenmeyecekti”. Bu durumu, demokratik toplumlarda yönetime katılma bağlamında çoğulcu anlayış açısından nasıl değerlendirirsiniz?

E.B.E. : Kırım’da bir demokrasi yok. Bu demokratik bir referandum değil. Kırım parlamentosunun aldığı kararUkrayna Anayasası’na aykırı. Böyle bir karar alamaz zaten. Orada bir halk ihtilali falan olsaydı, belki kimsenin sesi çıkmazdı. Ama öyle bir şey de olmadı. Rusya’nın manipülasyonuyla Kırım’ın tarihi arkaplanıda göz ardı edilerek bir oldubittiyle, güdümlü bir kararla, referandum yapıldı. Bu kılıfına uydurmaktı, Kırım Tatarları katılsaydı biz bunu meşru görüyoruz manasına gelecekti. Katılmamaları doğrudur. Yani bunun çoğulculukla demokrasiyle alakası yok. Olsaydı dediğiniz doğru. Bazen seçimlere katılmamak da demokratik bir tutumdur. Hatta katılmaktan belki daha ileri bir tavırdır. Ama topyekûn olursa öyle. Tek başına rey kullanmamak belki ferdi bir mutluluktur. Yani içim rahat etmiyor, içime sinmiyordu rey vermeye gitmedim dersiniz. Bu mümkün, bu kabul edilebilir. Ama topyekûn boykot etmenin de çok manası vardır. En azından istikbalde bir şey söylendiğinde, zaten katılmadık, kabul de etmedik diyebilirler Tatarların pozisyonu gündeme geldiği zaman.

G.B. :Bütün siyasi analizleri bir kenara bırakırsak, eski Sovyet rejiminin hüküm sürdüğü bölgelerin pek çoğunda (özellikle Orta Asya’da) sıkça rastlanan Rus hayranlığı düşünüldüğünde, Kırım halkı için de Rusya’nın kültürel hegemonyasından bahsetmek mümkün müdür? 1944 yılında Lenin tarafından gerçekleştirilen sürgünün Kırım Tatarları üzerindeki Rus hegemonyasına etkisini nasıl açıklayabilirsiniz?

E.B.E. : Milyonları bulan bir topluluk için tek bir cümleyle hüküm koyamazsınız. Yani, Rus hâkimiyeti altında yaşayan Türk toplumu için Rus hayranlığı tabiri nereden çıkıyor? Elbette Rus hayranı olan da vardır Rus hayranı olmayan da vardır. Kırım soyluları zaten son zamanlarda ikiye ayrılmıştı: Rus taraftarları, Türk taraftarları. Buradaki Rus taraftarlarını siz Rus hayranı olarak görmeyin. Yani Rusya’yla anlaşırsak, işimiz rast gider diye düşünüyorlardı. Zaman içinde Rusya oraya birtakım vaatlerle kendisine hayran, kendisi gibi yaşayan bir topluluk meydana getirdi. Bu dünyanın her yerinde var. Türkiye’de de yok mu? Var. Hatta fazlası var. Üstelik Rusya burayı işgal etmiş, hâkim bir sınıf. Siz hâkim sınıfla iyi geçinmek için ister istemez onlara benzemeniz onlar gibi davranmanız lazım, dilini öğrenirsiniz. Adetlerini öğreneceksiniz. Ne kadar kendinizi, örfünüzü korusanız da onlar gibi davranmazsanız sizi dışlarlar. Subay olamazsınız, memur olamazsınız, tahsil göremezsiniz, ticaret yapamazsınız. Bir kere bunu düşünmek lazım. İkincisi Rusya devri, buradaki Türk memleketleri için kültürel bir felaket fakat medeniyet bakımından çok parlak bir zamandır. Demir yolu gördüler, yol gördüler, ticaret gelişti, yani sömürgelerde yaşayan Türk toplulukları Rusya’nın kendi istekleri için iyi şeyler yaptığını da gördüler. Bir yandan kötü, bir yandan iyi. Zaten öyledir sömürgecilik. Sömürgeci bir devlet zaten öyledir. Sovyetler gelince iş bozuldu. Sovyetler gelince oradaki Türk toplulukları mahvoldular. Çoğu zaten dini, lisani, kültürel unsurlarını kaybettiler. Sürgünler yaşadılar, can derdine düştüler. Can derdine düşen adam çok fazla kültürünü düşünmez. Sonra Sovyetler yıkıldı. Sovyetler yıkılınca bir kaos yaşandı. Paranın değeri düştü. On dolar maaş alıyor, yüz dolar harcaması var ne yapacak bu adam? Artık eski devir daha iyiydi. Doğal gazımız ödeniyordu, elektriğimiz ödeniyordu, yollar bedavaydı, üniversite bedavaydı, ben itibar görüyordum diye düşündü. Bunları herkes söylemedi. Aşağı sınıf, hadiseleri çok iyi analiz edemeyecek aşağı sınıf söyledi. Rus hayranlığından bahsedemeyiz ama Rusya devrini özleyenler elbette olmuştur. Bu gayet normal. Kıbrıs’taki Türkler, Rum zamanını özlüyorlardı ben oradayken. Yani orada yaşasalardı daha bahtiyar olurlardı. Komünistler  komünizm güzeldir ve bizi onu uygulayamadık diyorlar. Bir kısım da diyor ki, komünizm kötüydü ama hiç değilse komünizm zamanında eve ekmek götürüyorduk. Hadiseleri böyle değerlendirmek lazım. Topyekûn şunlar şöyledir bunlar böyledir diyemezsiniz. Ruslar mümkün mertebe sömürge altındaki insanları kendilerine benzetmeye çalıştılar, çünkü onlar bir arada yaşıyorlardı. Rusya’nın ayrı sömürgeleri yoktu ve onları öyle ya da böyle vatandaş kabul ediyordu Ruslar.

G.B. :Bildiğiniz üzere, bir dönem dünyayı çalkalayan medeniyetler çatışması tezini ortaya atan Samuel Huntington’ın parçalanmış devletler tanımlamasında Türkiye ile birlikte adı geçen bir diğer ülke Ukrayna’dır. Nasıl ki Türkiye, Müslüman Orta Doğu ile Avrupa arasında bir geçiş noktası olması itibariyle her iki medeniyete ait unsurları özünde birleştiriyor ise, Ukrayna da her zaman otonom bir güç odağı olan Rusya ile Avrupa arasındaki etkileşimin somutlaştığı bir ülke özelliğine sahip. Huntington’ın tezi referans alınırsa, Kırım’ın bu çatışmadaki statüsü nedir?

E.B.E. : Şimdi Ukrayna hakikaten Rusya’yla Avrupa arasında bir geçiş noktasıdır. Rusya tam manasıyla Avrupalı değildir. Tam manasıyla Şarklı da değildir. Ukrayna arada bu geçişi sağlıyor. Daha medenidir, Avrupa’ya daha yakındır. Ama Slav değerlerini muhafaza ediyor. Türkiye de aynı şekilde Avrupalı değildir. Doğu’ya daha yakındır ama tam manasıyla Doğulu da değildir, Avrupalı değerleri benimsemiştir. Ama hadiseyi bu kadar kesin olarak açıklamak mümkün değildir. Evet, Ukrayna Türkiye’ye benziyor. Kırım burada nerede? Kırım tarihi olarak Ukrayna’nın bir parçasıdır. Ama daha sonra çeşitli sebeplerden, halkı Müslüman olduğu için Ukrayna Müslüman olmadığı için Rusya’nın hâkimiyetine girdi. Muhtelif sebeplerle tarihin seyri değişti. Coğrafi olarak Kırım Ukrayna’ya da yakındır. Ukrayna’yla mütalaa edilmesi gereken bir yerdir.

G.B.:Bu işgal sonrasında, Türkiye’yi birçok yönden ilgilendiren Kı­rım’daki Tatarların durumunda sizce bir değişiklik olacak mı? Bundan sonraki muhtemel gelişmeler neler ola­bilir? Ukrayna-Kırım meselesinin bölgesel ve küresel düzlemde ne tür etkileri görülür? Türkiye bu noktada hangi tesir imkânlarına sahip ve süreç içinde hangi adımları atmalı?

E.B.E. : Kırımlıların geleceğinin ne olacağını bilemeyiz. Ama biraz evvel söylediğim gibi Kırım Tatarları için çok parlak bir gelecek yok. Yani şimdi mevcut olan otonomileri çok sınırlı bir otonomidir. Ruslar zamanında muhafaza edebilirler mi hele bu plebisite yaklaşımlarından sonra biraz zor. Rusya oranın otonomisini kaldırır zaten Kırımınkini kaldırdı. Türklerinkini de Tatarlarınkini de kaldırır. Bu zor. İkincisi, orada yaşayan Ruslar kazandılar, eskiden Ukraynalıların toprağıydı öyle ya da böyle. Ruslar’a bağlı Kırım Tatarlarının sosyal olarak da orada çok rahat edebileceklerini ben zannetmiyorum. Ne yapılabilir? Türkiye, Amerika ve Avrupa Birliği ile anlaşarak ve Rusya ile iyi geçinme yoluna giderek buradaki Tatarlar hakkında iyileştirme teklifinde bulunabilir. Rusya belki bu oldubittiyi kabulün karşılığında bu gibi tavizleri verebilir. 1990’dan sonra Türkiye bunu söyleyebilirdi. Bolşevikler idarede bunu kaldırdılar, sadece orası için de değil, Romanya, Sırbistan’da hala var. Bulgaristan’da da bunlarda da yapabilirdi, diyebilirdi ki, “1945’e kadar bizim sizinle yaptığımız anlaşmalarda burada bulunan Türklerin müftü ve kadılarının tayini meselesi var.” İstanbul bunu tayin ediyordu. Türkiye böyle bir talepte bile bulunmadı. Türkiye bunu yapabilirdi ancak eski milletler arası anlaşmalara dayanarak –Kaynarca Anlaşması’nda nasıl Kırım’daki Türklerin manevi lideri olarak, halife yok şimdi onu da bir diplomatik yorumla şimdiye aktarmak mümkün olabilirdi,- bunu yapmadı Türkiye. Yapmadıktan sonra kuru gürültü. Yani milliyetçiyim diyenlerin zaten bu söylediklerinin oradaki Türklere bir faydası olmuyor. Onlar kuru gürültü asalım keselim, bayrak asalım, toplanıp bağırıp çağıralım, bir düğün yapalım işte Türkler kültürlerini yaşıyorlar diyelim diye düşünüyorlar. Oradaki Türkler; Türk kültüründen, dininden, dilinden kopmuş mahvolmuş, perişanlar, fakirler, evlerine götürecek çorbaları yok, bayram yapmış neye yarar bayrak çekmiş neye yarar. Türkiye’deki Türk milliyetçilerinin milliyetçilik algısı fevkalade zayıf ve yanlıştır. Türk hükümetinin zaten böyle bir politikası yok. Allah oradaki Tatarlara acısın.

G.B. : Hocam, coğrafyamızı ve tarihimizi derinden ilgilendiren böylesine önemli ve kritik bir konuda engin bilgi ve fikirlerinizi bizimle paylaştığınız için teşekkürlerimizi ve saygılarımızı sunuyoruz.

E.B.E. :Ben de sizin gibi gençlerin bu konularda kafa yormasını takdirle karşılıyor, çalışmalarınızın devamını diliyorum.

Paylaş

Yazar Hakkında

Genç Barış

Cevap Yaz