Prof. Dr. Faruk Şen: ” Avrupa’nın Yapısı Değişecek”

0

Avrupa’daki göçmenler ve Türklerin konumuna yönelik çalışmalarıyla bilinen Türkiye Avrupa Eğitim ve Bilimsel Araştırmalar Vakfı (TAVAK)’nın Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Faruk ŞEN Almanya Münster Üniversitesi’nde tamamladığı işletme ekonomisi eğitiminden sonra çeşitli üniversitelerde öğretim üyeliği yaptı. 1985-2008 yılları arasında Almanya’da Türkiye Araştırmalar Merkezi Başkanlığı’nı yürüttükten sonra TAVAK Vakfı Başkanı olarak devam eden ŞEN, TAVAK Vakfı’nda ‘Türk Halkının AB’ye Bakışı’na yönelik çeşitli anket çalışmaları yapmıştır. 2010’dan beri İstanbul’da yaşayan ŞEN, aynı zamanda birçok kuruluşun yönetim kurulu üyeliği yapmaktadır.

Genç Barış İnisiyatifi Derneği Dış İlişkiler Direktörlüğü olarak ‘Almanya – Türkiye İlişkileri Düzleminde AB İlişkileri ve Avrupa’daki Göçmenler’ konusunda Prof. Dr. Faruk ŞEN ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

02.12.2016

Almanya’nın, özellikle İngiltere’nin Brexit dolayısıyla Avrupa Birliği içindeki konumunun değişmesiyle beraber,  şu andaki AB içindeki konumu sizce nedir?

Brexit’le İngiltere’nin ayrılması büyük ölçüde Almanya’yı ve Avrupa Birliği’ni etkilemiyor. Niçin etkilemiyor? İngiltere bize önerilen ‘imtiyazlı ortaklığa’ sahipti. Bir, Schengen Vizesi’nin dışında kaldı. İki, para birliğinin dışında kaldı. Üç, AB’nin en önemli unsuru bütçeye katkıda bulunmak ve bütçeden para almak, bunun da belirli kıstasları vardır, bunun da dışında kaldı.Yani kendi kurallarını AB’ye dikte etmiş bir ülkedir. İngiltere’nin ayrılması AB’de negatif bir etki yapmadı. Zaten onu da gördünüz referandum kararı çıkar çıkmaz Avrupa Birliği hiç bekletmeden ‘ayrıl’ dedi. Fakat bu pazarki karar çok önemli.

Eğer İtalya’da -euro bölgesinin üçüncü büyük ülkesidir- referandumda -ben tahmin etmiyorum ama- olumsuz bir sonuç çıkmazsa AB mevcut durumunu korumaya devam edecektir. (Yayın Sürecinde İtalya’da yapılan referandumda ayrılma kararı kabul edilmedi.*)  İtalya ne kadar batsa da yine sağlam bir ekonomi ve sanayiye sahiptir. Yani İtalyan sanayisi, Avrupa Birliği’nde sanayi ülkeleri arasında Almanya’dan sonra en önemlisidir, Fransa değildir. Bu açıdan İngiltere’nin gitmesi fazla etkilemedi.

Almanya açısından ise Avrupa Birliği, provakatif olacak ama, Hitler’in yapamadığı Doğu-Batı Almanya’ya sahip olmayı, Demir-Kömür Anlaşması’yla Almanya gerçekleştiriyor. Niçin? Bugün 500 milyonluk bir Avrupa Birliği var İngiltere dahil ve 28 ülke var. Bu ülkelerle Almanya çok iyi ticari ilişkiler içinde özellikle sınırdaşlarıyla birlikte. Buna karşılık AB bütçesinin ki AB  bütçesi şu anda 143-145 milyar euro, bunun %38’ini Almanya ödüyor, %15’ini geri alıyor. Yani sübvanse ettikleri birşey. Bugün Yunanistan batmadıysa, Romanya, İspanya, Portekiz, İrlanda batmadıysa bu Almanya’nın disiplin kararıdır.

Bakın ilginç tarafı da vardır; AB’nin hiçbir mekanizmasına Almanya talip olmadı. Ben olsam ya NATO’yu isterim ya da AB merkezini. Neden Brüksel’de olsun ki? Sadece tek istediği Frankfurt’a Avrupa Merkez  Bankası’nı getirmek. Para politikasını çok iyi takip eder. Bu açıdan Almanya’nın hegemonyası AB’de güçlüdür. Biz sevmesek de Merkel çok başarılı bir politikacıdır. Ben Almanya’nın geleceğini ekonomik olarak sorunlu görsem de politik olarak iyi görüyorum. Zira çok iyi bir karar verdiler. Çok kaliteli bir dışişleri bakanı olan Frank Walter Steinmeier’i iki parti birleşerek cumhurbaşkanı yapıyorlar. İkincisi Angela Merkel 3. dönem aday oluyor ve kazanacak. O zaman Almanya’da sağlıklı bir gelişme olur. Bu durumda Alman ekonomisi nasıl gider? Şu anda Alman ekonomisi en güçlü ekonomilerden biri ama ihracatta birinciliği Çin’e kaptırdı, şimdi Hindistan’la yarışıyor ve Alman sanayi ürünlerine olan talep daha ucuza diğer ülkeler ürettiği için yavaş yavaş düşmeye başlıyor. Almanya bir ara çok iyi sosyal ve refah devletiydi. Ve sosyalin artık ‘sos’u kaldı çünkü emeklilik yaşını 75’e çekiyorlar. Başka türlü emeklileri karşılamayacaklar. Bunun da bir önemi vardır; Almanya’da bir kural var, o yılki emeklilik kesintileri o yılki emeklilik maaşını ödemek zorunda. Türkiye’deki emeklilik kesintileri ödenen maaşın 5’te 1’idir. Yani %80’ini devlet sübvanse eder. Devlet bunu nasıl sübvanse edecek? Sigaraya, içkiye, benzine zam yaparak. Bunun için Almanya yaşı artırıyor, sosyal ve refah seviyesi azalıyor. Buna karşılık Almanya güçlü bir konumunda devam etme niyetinde.

Değindiğiniz konular ışığında Avrupa Birliği’nin önümüzdeki kısa dönem ve uzun dönem perspektifi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Gelelim Avrupa Birliği’nin geleceğine; 2020’lerin Avrupa Birliği önümüzdeki 20202026 yılları arasında  Batı Ukrayna’yı tam üye yapacak. Balkanlarda 6 ülkeye söz verdi Sırbistan başta olmak üzere. Bunların en azından 4’ünü almak zorunda. Bu açıdan Avrupa Birliği 3 halkalı bir döneme giriyor. Birinci halka ‘Çekirdek Avrupa’ bunlar; Almanya, İtalya, Fransa,Hollanda,Belçika ve Kuzey Avrupa ülkeleri olacak. İkinci halka 15’lerin Avrupası yani orada kalanlar, İspanya gibi ülkeler. Üçüncü halka da son zamanlarda giren zayıf ülkelerden oluşacak. Bu açıdan da eurodan tutun diğerler konularda da bu üç halkaya hazırlanmamız lazım. Artık AB’de Güney Kıbrıs’ın 4 oy hakkı olmayacak. Yani bu güne kadar etkileri nerdeyse diğerleriyle eşit olan alanı küçük ülkeler AB ekonomisine yön verenlerin etkisinin dışına çıkamayacak; fakat söz sahibi olabilecekler. Böyle bir AB ile karşı karşıya kalacağız. Bunun dışında AB’de diğer bir gelişme olarak şunu görebiliriz; AB’de bir kavram var ‘islamofobi’. Bunun temellerini de Angela Merkel ve Eski Fransız Cumhurbaşkanı Sarkozy attı. ‘’Avrupa Birliği Hristiyan değerler topluluğudur. Müslümanlara yer yoktur.’’ şeklinde. Tabi burada Türkiye’yi kastediyorlar. Fakat doğru değil bu. AB sınırları içinde 21 milyon müslüman var bunlar göç yoluyla gitmiş insanlar. Son zamanlarda da bu başta Almanya, Fransa ve Hollanda olmak üzere Türkofobi’ye dönüştü. Yani İslam’ın oradaki en aktif gücü Türkler. olumlu olumsuz bir Türk olgusu vardır Avrupa’da. Bu açıdan AB’de bize karşıtlık büyük ölçüde artıyor.

AB’nin ortak çıkarları ise, AB hiçbir zaman ekonomik güç dışında politik ve askeri güç olamadı. 1994’te  Gerhard Schröder çok akıllıca bir akım başlattı. Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) diye bir şey oluşturdu. NATO ülkelerinden verilecek 60 bin kişilik ordu ve bu  AB’yi ilgilendiren 23 bölgede Kafkaslardan bizim sınırlarımıza kadar bir şey olduğu takdirde müdahil olacaktı. Biz de buna 6 bin kişiyle katıldık yani %10’u bizdendir. Fakat şöyle bir kural koydular; AB ülkeleri söz sahibiyken NATO ülkeleri değil. 6 bin asker veriyorken ben söz sahibi değilim Lüksemburg söz sahibi böyle bir mantık olamaz, onun için tam yürüyemedi. Politik kimliğe de baktığımız zaman o da yok. Şimdi AB’nin Ortadoğu politikası nedir? Yok. Kafkasya, Çin, Hindistan, Pasifik politikası yok. Bir Türkiye politikası var onu da biz girmek istediğimiz için dayatıyorlar. AB’nin politik oluşum içine girememesi en büyük kaybıdır.

Almanya ile başlayıp Avrupa’yla devam etmek istiyorum ama Almanya’dan bahsederken Almanya’nın geleceğini parlak çizdiniz. Volkwagen kriziyle bir çatırtı mı duyuldu? Yapılan öngörülerin çoğu Avrupa merkezli bir sıkıntıyla Almanya’nın da sıkıntı göreceğine yönelikti. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Almanya 2000 yılından beri ekonomik büyümede sıkıntı çekiyor. Ekonomik krizlerle yaşıyor fakat Almanya’nın en krizli zamanı bile Avrupa ülkelerine fark atacak durumda. Bu yönden %1.5’lik bir büyüme Almanya’yı idare edebilir. Bunun altına düşmesi sıkıntı yaratabilir ki bir ara 0.9’a kadar düştü. Almanya’da sanayide sorunlar var. Sanayideki sorunlar ise ağır sanayinin artık dünyada pek bir değerinin kalmaması. Asya ülkeleri özellikle bu konuda çok geliştiler. İlaç sanayisi mesela Almanya’dan doğmasına rağmen şimdi Tayland’da taklidi yapılıyor, daha ucuza mal ediliyor. Bu açıdan tabi sıkıntılar mevcut, Almanya’nın %22’si fakirlik sınırının altında. Fakat tüm bunlara rağmen Almanya,  eğer AB ülkeleri yavaş yavaş çökecek olursa çökecek olan son ülkedir.

Şu konuda ekleme yapmak istiyorum. Halkalanmayla beraber söz hakkı da değişecek. Kıbrıs’tan bahsettiniz…

Kıbrıs’ı örnek olarak verdim ama şöyle söyleyeyim; artık AB mekanizmasında Yunanistan, Bulgaristan ve Romanya masaya Almanya ve Fransa’yla aynı söz hakkına sahip olarak oturamayacaklar. Sınıflar başlıyor üst, orta ve alt sınıf olarak.

Bizim içimizde sürekli gündem olan ‘dünya 5’ten büyüktür’ muhabbetinde birilerinin daha egemen olduğu, iç halkayı daha güçlü gösteriyorsunuz bu durumda.

Neden, promotor bunlar. AB’de şuna bakmamız lazım; 28 ülke içinde 11 ülke AB’ye aldığından fazla para veriyor, diğer 17 ülke hep bana hep bana diyor. Şimdi hep bana diyen ülkelerin aynı masada aynı şekilde söz hakkına sahip olmaması lazım. Yani ona doğru gidiliyor. Bu halka 4 olur 5 olur ama bu yapı bu şekilde gitmeyecek. Bizim için de olay şu: İngiltere ve Türkiye gibi ülkeler de bu halkaların içine girecek bir şekilde. Ben şunu söylüyorum İngiltere AB dışında kalmayacak, artık içinde de olmayacak bir şekilde egemen olacak.

Peki hocam bu tabloya Türkiye’yi eklediğimizde, Türkiye-AB ilişkilerinde son dönemde de Avrupa Parlamentosu’nun geçici süreyle durdurma tavsiye kararıyla iyice kötüleşen ilişkiler bizdeki aşırı tepkilerle beraber durma noktasına geldi. Şu an kötü bir tablo var, bunun geleceğini ve olma ihtimalini siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Özellikle bahsettiğiniz Hristiyan birliği bakımından Türkiye’nin dahil olabileceği bir ortam var mı?

Bizden aslında hiçbir tepki yok. Siyasilerin iç politikadaki bağırmaları tepki sayılmaz. Tepki nedir? Perşembe günü bu karar çıktı mı, ben de hemen 2 saat sonra geri kabul anlaşmasını askıya alırdım. Tepki budur. Mahallenin dayısı gibi herkese seni döverim deyip kimseyi dövmediğin zaman kimse tarafından ciddiye alınmazsın.

Bizim diplomasi dilimiz malesef bu şekilde.

Bugün Başbakanın açıklamasına baktım şöyle diyor; 15 Aralık’ta AB’nin sağduyulu hareket edeceğini bekliyorum. Bu yalvarmadır, yapılmaz. Ben AB’nin önüne Ankara veya İstanbul kriterleri koyarım. Bir, derim ki Geri Kabul Anlaşması’nı ben bu yapıda askıya alıyorum. İki, Gümrük Birliği’nde 2017’nin ilk 6 ayında düzeltmeler yapılmazsa Gümrük Birliği’ni tartışmaya açıyorum. Üç, siz bize söz verdiniz bu Geri Kabul Anlaşması’nda 4 fasıl açılacaktı bunları açın. Dört, Avrupa Birliği’ne Türkiye gibi ülkelerin üye olması ancak 7 yıllık bütçe dönemlerinde olabilir. Yani onlar için para konması lazım. 2020-2026 yılları arasında 7 yıllık dönem başlayacak. Bunun bütçesi de Mayıs 2017’de AB tarafından kabul edilecek. Şimdi 2 tane büyük ülke var AB ile flört eden; Batı Ukrayna ve Türkiye. Batı Ukrayna için 38 milyar euro para öngörüyorlar, bizim için bir kuruş yok. Demek ki senin hayalin 2023’te Cumhuriyet’in 100. yılında tam üye olmak, olamayacaksın diyor. Türkiye-AB ilişkileri bitmiştir, uzatmalara oynuyoruz. Yani ne Türkiye’nin AB’ye girme eğilimi var ne de AB’nin Türkiye’yi alma eğilimi. Angela Merkel son kararını verdi ve dedi ki: ‘’Türkiye’yle fasıl açmayı düşünmüyoruz.’’ Ama ne diyor Geri Kabul Anlaşması’nı devam ettirin diyor. Geri Kabul Anlaşması’nı iptal etsek bile artık bizden gidecek mülteci kalmadı. Gidecekler Kuzey Afrika üzerinden gitmeye çalışıyorlar. Zaten Suriyeli mülteci Avrupa’dan ümidini kesti, Türkiye’de iş kuruyor. 40-50 yıl yurt dışında yaşayan biri olarak bunu söylemem lazım ama Suriyeli mültecilere tanıdığımız halkları biz Türk halkına tanımıyoruz. Onlara direkt SGK’lı muamelesi yapıyoruz, üniversitelere imtihansız alıyoruz. Belirli devlet dairelerine KPSS’siz alıyoruz. Hiçbir ülke kendi içinde yaşayan yabancıya kendi vatandaşına verdiği haktan daha fazlasını veremez. Bu olmaz.

Hocam üyelik olmasa bile son dönemde Türkiye de AB’ye sırtını dönüp, Şanghay Beşlisi’ne doğru bir eğilim göstermeye başladı. Bu muhtemelen gerçekleşmeyecek, Türkiye’nin Cumhuriyet’ten beri gelen değerleri Batı’ya dönük. Ayrıca Şanghay Beşlisi de genel olarak varlık bile gösteremiyor. AB ve Türkiye de ilişkilerini bundan sonraki süreçte müttefik olarak ya da kapıda ‘gireceksin girmeyeceksin’ muhabbetleriyle mi devam ettirecek?

 Şanghay Beşlisi AB ve NATO’yla hiç kıyaslanamayacak bir oluşum. Türk halkının %22’si son araştırmada AB’ye girelim derken %25’I alternatif olarak Şanghay Beşlisi’ne girelim diyor. Şanghay Beşlisi NATO gibi de değil yani NATO kendi sınırlarını dışa doğru korurken Şanghay Beşlisi iç sınırlarını birbirine karşı koruyor. Çin kendi sınırını Kazakistan’a karşı, Tacikistan Kazakistan’a karşı… Dışarıya doğru koruma yok. Şanghay Beşlisi’nin ekonomik birşeyi yok. Banka kurulmak istenmiş olmamış, kültürel işbirliği denmiş bir şeyi yok. Şanghay’a üye olman için zaten masadan çıkman lazım. Dünyada hiçbir ülke girdiği uluslararası topluluktan çıkmamıştır. Bir kere Fransa yaptı geri döndü, Yunanistan atıldı geri döndü. Onun için böyle bir Şanghay kavramı yok, evet kulağa hoş geliyor, ‘bizi Şanghay’a alın’ diyor Sayın Cumhurbaşkanı ama yok böyle bir şey. Bir de şuna bakın: Bizim Çin’le ilişkilerimiz her geçen gün bozuluyor, Uygur Türkleri ve o bu sebeplerle. Çin Türkiye’ye en güç vize veren ülkelerden biri haline geldi. Eskiden bu şekilde değildi. Türkiye’nin yeni alternatifleri ne olabilir? Çevre ülkelerle ilişkilerini artırmak. Rusya’yla daha fazla ticaret yapabilirsin, Hindistan’dan turist getirebilirsin, bakın bir ara Afrika’da çok iyiydi Türkiye. 2002’de Türkiye ihracatında %2’si Afrika ülkelerinde %60-62’si Avrupa Birliği’neydi. 2007-2008’de Türk iş adamları gitti. 2009’da THY bağlantı yaptı. 2010-2011’de büyükelçilikler açıldı. 2012 yılında benim Avrupa Birliği’ne ihracatım %36’ydı, Afrika’ya %32’ydi şimdi ise düştü. Yani Türkiye yeni pazarlar aramak zorunda. Rus pazarı diyoruz da Rusya’da satacağın mallar belli, senden domates biber alıyor onunla hiçbir ülke zenginleşmemiş. Bu açıdan bizim ciddi araştırmalar yapmamız lazım zira Türk ekonomisi 2017’de çökme tehlikesiyle karşı karşıya. Bir günde euro 8 kuruş arttı. Yıl sonunda bizim tahminimiz 3.90 euro, 3.65 dolar.

Hocam atladığımız bir yer var, müzakere dönemi. Evet almıyorlar  bizi üye olamayacağız ama müzakare dönemi hep devam mı edecek?

Onu da ettirmiyorlar. Bu kadar söz vermelerine rağmen 2016’nın başında 1 fasıl açtılar. 1 tane daha açmaları lazımdı ama açılmadı. Önümüzdeki yıl 3 fasıl açılması lazımdı ona da Almanya ‘hayır’ dedi. Demek ki fasıllar da açılmıyor.

Hırvatistan ve Türkiye tam üyelik  görüşmelerine başladığı zamanlarda 35 fasıl vardı, bunun 35 faslını da açtılar 2009 sonunda kadar bitirdi kapadı. Biz 14 fasıl açıldı şimdiye kadar 1 fasılı kapayabildik.

Müzakereler devam ediyor, ama sonu olmayan bir aşk. 53 yıldır nişanlıyız.

Hocam bu müzakeresizlik durumunun 2 sebebi var en azından şu anki dönemde. Birincisi Türkiye Ak Parti dönemiyle başlayan o iştahını göstermiyor artık: gelişim olsun, reformları onaylamak olsun. İkincisi Hırvatistan göre büyüklük olarak çok ciddi bir orandayız. Bir de açılan fasıllarda bizimkiler kadar politik konuları var mıdır, Kıbrıs Meselesi gibi?

Kıbrıs Meselesi’ni biz başımıza bela ettik. Bizde 8 maddeye Fransa veto koydu. 5 maddeye de Güney Kıbrıs veto koydu. Hadi Fransa’nın vetosunu anladık, Kıbrıs’ın vetosuna Almanya ve diğer büyük ülkeler ‘sus’ dediği takdirde o vetoları kaldırır. Zira 600 binlik Güney Kıbrıs’a Avrupa Birliği 26 milyar euro para verdi. Adam başına kaç bin euro vermiş yani böyle bir ülkenin hiçbir söz hakkı olamaz.

Türkiye’nin tam üyeliğini Almanya gerçekleştirebilir. Fakat Türkiye’yi tam üye olarak isteyen hiçbir büyük devlet yok. Onun için Almanya Yunanistan’ı, Güney Kıbrıs’ı kullanıyor.

Avrupa Birliği’nin askeri bir birlikteliğinin olmadığından, daha çok ticari birliktelik olarak başladığı hala da o şekilde devam ettiğine değindik. Geçtiğimiz günlerde bir ordu kurulmasından bahsedildi…

Orduya 1994’te karar verildi. Bir süre işlemedi. Çünkü AB’nin ortak savunma politikası yok. Irak ve Suriye krizinde İngiltere bir şeyler yapıyor. Fransa bir şeyler yapıyor, Almanya sadece Kürtlere oynuyor. AB’nin politikası nedir diye sorarsan, yok. Türkiye’nin bir politikası var mı? Türkiye’nin bir politikası olması lazım fakat bizim de yok. Yani AB politika oluşturamayan bir yapı.

Peki yakın dönemde de bu dış politikasızlık durumu devam mı edecek?

Etmemesi gerekiyor. Örneğin Eski Yugoslavya’nın dağılmasında İngiltere, Fransa, Almanya ayrı kartlara oynadılar. Bu politikasızlığı gösteriyor, ortak çıkarları yok.

Muhtemelen sizin bahsettiğiniz çekirdekli bir şema oluşursa, diğerleriyle bir büyükler ligi oluşacak ki Almanya fiziksel olarak da güçlü, %38’ini karşılıyor diyorsunuz. Fakat bunu hissetirmeden yapıyor, bunu da anlamış değilim neden demokrasi var hala? Acaba birlikteliği sağlayabilmek bir arada tutabilmek için mi? Dediğiniz gibi masaya yumruğunu koyup ben bunu istemiyorum dediğinde istediğini yaptırabilir konumda.

Almanya 2. Dünya Savaşı’nda büyük bir katliam yaptı. Kendi ülke vatandaşlarının 6.5 milyonunu öldürdü. Öldürülen Museviler kendi vatandaşıydı. Gidip İngiltere’deki Fransa’dakileri öldürmedi. Bu yüzden komşularıyla ilişkilerini de yeni yeni sağlamlaştırıyor. Alman malının ihracatının %76’sı komşu ülkeleredir, Hollanda, Belçika, diğer Avrupa ülkeleri… Bunlardan da çıkar sağladığı için bütçeye para veriyor.

İyi çocuk olmak zorunda diyorsunuz.

İyi çocuk değil ama birşeyler de vermeden almak Allah’a mahsus diyorum.

Hocam Avrupa’daki Türkler hakkında çalışmalar yapıyorsunuz, onlara da değinecek olursak şu anki konumları nedir? Ülkemizin onlarla ilişkileri ne durumda?

Şimdi AB sınırları içinde 5 milyon 600 bin Türk kökenli göçmen yaşıyor. Bu birçok ülkeden daha büyük. Fakat Türkiye’nin hiçbir zaman bir göçmen politikası olmadı.

Peki onlar hala Türk mü?

Hala Türk ama nasıl Türk? Almanya’daki Türklere sen sorarsan sana şöyle der ‘ben Essen’li bir Türk’üm’ , ‘ben Duisburg’lu bir Türk’üm’. Doğduğu bölgeyle özdeşleşir fakat ülkesi olarak Almanya’yı görmez Türkiye’yi görür. Almanya bunu beceremedi.

Göçmen politikasına dönersek göçmen politikası ne durumda hocam?

Göçmen politikasında AB ülkeleri İslam’a ve Türkiye’ye karşı oldukları için göçmen politikasında Türkiye’nin masaya vurma şansı şimdiye kadar hiç olmadı, kullanamadı. KPK diye bir kurum vardır açılımı Karma Parlamento Komisyonu. Bu yılda 2 kere toplanan  12 AB’li parlamenter 12 Türk parlamenterin oturduğu komisyon. Bugüne kadar 60 kere toplanmışlar 59’unun gündemini AB Parlamentosu üyeleri belirlemiş. Bir kere benim zorlamamla 94’te Deniz Baykal, Bülent Akarcalı ve bir de MHP’li politikacı vardı ismi aklımda yok, onlar Türklerin sorunlarını getirdi masaya. Yani biz bu kadar sahipsiziz.

Ben biraz Türkmenlerle uğraşıyorum 11,2 milyon Türkmen yaşıyor Irak ve Suriye’de biz bunlara hiç ilgi göstermiyoruz, neden? Zira bu Türkmenlerin %65-70’I Şii. Mesela Türkiye  4-5 yıl evvel Türkiye, Yurdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı kurdu. Yurdışındakilere sahip çıkmak için mi? Hayır, sadece akraba topluluklara burs verip Türkiye’ye getirtip Türkiye’ye kazandırmak için. Halbuki benim dünya üzerinde 7 milyon göçmenim var. Bu nüfusun %9’u bizim onlar için bir politika oluştumamız lazım.

Son olarak Türkiye-AB-Almanya üçgeninde gelecek öngörüleriniz nelerdir?

Türkiye’nin şu andaki geleceği çok açık değil. Türkiye 2004-2011 yılları arasında kümülatif toplam %43’lük bir büyüme hızıyla Çin ve Hindistan’dan sonra en fazla büyüyen ülke olma yolunda gitmiştir. 2013 Gezi’den sonra Türkiye’de büyük bir düşüş başladı ve Türk ekonomisi ciddi bir yara aldı. Herhangi olumlu bir gelişme olmazsa geleceğimiz karanlık. AB’ye gelirsek, bu şekilde yürümeyeceklerini onlar da görüyorlar. En büyük korku İtalya, İtalya’dan kötü bir sonuç çıkarsa AB’yi tartışmaya açmak lazım. Ben çıkmamasını istiyorum, hala AB’ye ve Türkiye’nin bunun içinde yer almasına çok inanmış bir insanım ama bu inanmakla olmuyor.

İnandığınız şey tam olarak nedir? Bir Avrupa Birliği değerleri var ama özellikle mülteci krizinde bu birliğin ne kadar insani değerlere sahip olduğu sorgulandı. Sizin inandığınız şey birliktelik mi?

AB’nin bize yararlı olabilecek 5 ayağı var. İlk olarak, AB bir politik katılımdır. Ben tam üye olursam benim de onlar gibi AB Konseyi’nde 29 oy hakkım olacak ve İngiltere, Fransa gibi 74 parlamenterim olacak. Almanlarınki 99. İkincisi, AB bütçesine para vermek, para almak. Geçen yıla kadar bizim için çok yararlı olacaktı üye olsaydık, zira para alacaktık. Üçüncüsü, Gümrük Birliği ama bugünkü Gümrük Birliği değil. Taşımacılardan vize isteniyor, iş adamlarından vize isteniyor, tarımsal ürünlere, bankacılık sektörüne sınır çekiyorsun bunların kalkmış olması lazım. Dördüncüsü, serbest dolaşım hakkı. Beşincisi, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği. Ben üye olursam bu beşinde de söz sahibi olacaktım. Onun için ben olmasında yarar görüyordum. Fakat şu anda ne AB ne de biz böyle birşey düşünmüyoruz.

Yani inanç konusunda Türkiye’nin girmesini değil de Avrupa Birliği’nin devamını kastediyorsunuz…

Devam edecek. Avrupa Birliği çökmez; bu şekilde de gitmez daha bir sınırlı, sorunlu olur. Yani mali bütçenin gayri safi milli hasılaya %3’lük bir farkını Almanya bile yerine getirmiyor. Bunun orta yolu bulunacak ama AB çökmeyecek zira hiçbir ülkenin başka alternatifi yok.

 

GBİ Dış İlişkiler Direktörlüğü adına:

Serkan ÇEÇEN                    Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Esra KUZU                           Yeditepe Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Büşra MULLAOĞLU         İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler

Paylaş

Yazar Hakkında

Genç Barış

Cevap Yaz