Yananistan

0
The following two tabs change content below.

Soner Kaya

Latest posts by Soner Kaya (see all)

Üçüncü dünya ülkelerindeki çalışma saatlerine bakınca hâlimize şükür eden bizler,  Avrupa’daki çalışma saatlerine ise gıpta ediyoruz hâliyle. Gerçekten Avrupa’daki çalışma saatleri de tıpkı kazançları gibi insana yaraşır düzeyde. İnsan   “Keşke benim olsa!” demeden edemiyor. 😉  Ancak her şeyin olduğu gibi rahatlığın da fazlası zarar. Çünkü çalışma saatlerinin fazla esnek olması zamanla üretimi ciddi şekilde etkiler. Ve üretim olmayınca bir süre sonra ekonomik kriz olur. Kriz olunca yeni yatırımcı gelmez hatta var olan yatırımcı da arkasına bakmadan kaçar. Örnek: Yunanistan.

Elbette Yunanistan’daki krizi sadece buna bağlayamayız. Ama beş altı sene önce Yunanistan ile aynı durumda olan ancak Yunanistan’dan farklı olarak büyük sözü dinleyen Portekiz, İspanya ve İtalya’nın rahatlıklarından biraz taviz verince düze çıktıkları da bir gerçek.

Eşekten düşenin hâlinden eşekten düşen anlayacağı için onları çok iyi anlıyoruz. Kriz nedir, ne değildir ortalama her Türk vatandaşı size bunu anlatabilir. Çünkü ekonomik krize yeterince aşinalığımız var. Nitekim 2001 yılına gelene kadar irili ufaklı birkaç kriz atlatmıştık. 2001 yılında daha önceki krizlerde kendini gösteren üretememe ve ürettiğinden daha fazlasını harcama gibi yapısal sorunların yanı sıra bir de karar verememe sorunu ortaya çıkmıştı. Bunun sonucunda Cumhurbaşkanı, Anayasa kitapçığını Başbakan’a fırlatmıştı. 2001 krizi böylece patlak verse de bu olay, bir sebep değil aslında sonuçtu.

Krizin götürülerini çok iyi bildiğimizden olsa gerek Yunanistan’a yardım etme isteği doğdu içimizde. Bu istek önceleri “Yunanistan on iki adayı versin, gerekli parayı Cuma çıkışı toplarız.” gibi dâhiyane esprilerle dışa vurdu kendini. Bir süre sonra iş ciddiye bindi ve yardım etme fikri milletvekillerince bile dillendirildi. Sonuçta komşu, yardım etmek lazım. 😉

Şayet yardım edersek, büyük bir jest olur. Şık da olur. Uzun vadede AB yolunda da bize katkısı olur. Ama fırsattan istifade edip düşen komşudan onu daha zora sokacak büyük karşılıklar beklemek de komşulukla pek bağdaşmıyor.

Dışarıdan bakılınca Çipras’ın Avrupa’nın teklifini reddederek sandığa gitmesi, halkın fikrini alması hatta referandumdan “Hayır” çıkması için çalışması bile kahramanca görünüyor. Ancak bence bu sorumluluktan kaçmaktan başka bir şey değil. Nitekim Avrupa’nın teklifinde borçların ödenebilmesi için tasarruf var, çalışmak var; rahatlık yok, lük yaşam yok! Ve vatandaş elindekinden olmak yerine Avrupa’nın onlara çok daha iyi bir çözüm sunacağı hayalini kurmayı tercih ediyor.

Bu noktada bir konuya daha değinmek istiyorum. Ekonomileri kötü olabilir ama demokrasi kültürlerine saygı duymamak elde değil. Bu hâlde bile bir hafta içinde referandum kararı aldılar, referandumu yapıp sonuçlarını da aynı gece açıkladılar.

Yunan halkı bir dizi özelleştirmeye ve zamma, emekli ve memur maaşından kesintiye, KDV’nin yüzde 13’ten 23’e çıkarılmasına, Yunan adalarının vergi avantajının kaldırılmasına “Oxi” yani “Hayır!” dedi. Başka bir deyişle borçlarını ödemek için ellerini taşın altına koymak yerine “Ben vermem, Avrupa vesin!” dediler. 😉

Avrupa ile Yunanistan’ın ilişkisi size de tanıdık gelmiyor mu? Bu ilişki Türk sinemasında defalarca işlenen zengin baba-şımarık çocuk ilişkisini anımsatmıyor mu size de? Avrupa şımarık oğluna söz dinletemeyen çaresiz zengin bir baba gibiyken, Yunanistan nerdeyse bütün suç kendinde olduğu hâlde suçu ebeveynlerine atarak sorumluluk almak istemeyen şımarık çocuk gibi… Bu gün Yunanistan’ı birtakım nedenlerden ötürü haklı görenler olabilir belki… Ama o filmleri izlerken hepimiz “şımarık çocuğu” bir güzel pataklamak isterdik, değil mi? 😉

Ben zengin bir babanın şımarık oğlunu her şeye rağmen sırtlaması gibi Avrupa’nın da Yunanistan’ı sırtlayacağına inanıyorum… Tıpkı bundan yaklaşık yüz sene önce Kurtuluş Savaşı’nda defalarca başarısız olmasına rağmen Yunanistan’a destek oldukları gibi… 😉

Paylaş

Yazar Hakkında

Cevap Yaz