Yanı Başımızdaki Nağmeler: İran Klasik Müziği

0
The following two tabs change content below.
Sibel Alpaydın

Sibel Alpaydın

keşkeleri keşke demek için değil onları bir sonraki olaylarda kullanmak için tecrübe eder.değiştiremeyeceği şeyler için moralini bozmaz.
Sibel Alpaydın

Latest posts by Sibel Alpaydın (see all)

Asırlardır birbiri ile etkileşim içinde olan; kültürel, sanatsal, siyasi etkileşimin çok sıkı olduğu iki toplum: Türk ve İran toplumları.

Bu yazıda siyasi etkileşimden ziyade kültürel ve sanatsal etkileşim ve özellikle de son zamanlarda yakından tanıma fırsatı bulduğum klasik Fars müziği hakkında bir şeyler yazmak istedim. Şimdiye kadar iki toplumun geçmişte yaşadığı siyasi olaylar nedeniyle ön yargıyla yaklaştığım İran kültürünü aslında ne kadar da tanımadığımı müziğiyle tanışınca anladım.

Popüler kültür akımında sürüklenip giderken neleri kaçırdığımı, nelerden mahrum kaldığımı görmek bir yandan beni üzerken; bir yandan da bu kadar muazzam bir müzik kültürünü tanımaya çalışmanın hazzını yaşıyorum. İlk dinlediğim, Homayoun Shajarian’ın İngilizce adıyla “Heavy Makeup” adlı şarkısından beri dinlemekten kendimi alamadığım bir müzik tarzı haline geldi benim için. Muhteşem gırtlak hareketleri ki bunlardan en ilgi çekici olan “muğam” tekniğini ne kadar denesem de yapamadım. Fars klasik müziklerini dinlerken en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de arada sırada dinlediğim Osmanlı klasik müziğine ne kadar çok benzediği ki birbirine bu kadar yakın ve birbiriyle etkileşim içinde olan iki toplumun birbirinden bu denli etkilenmesi kaçınılmazdır.

Özellikle canlı konser performanslarını dinlemeye dikkat ediyorum. Müzikle az çok ilgilenen bir insan olarak dikkatimi çeken diğer bir önemli nokta da çalınan müzik aletlerinin ilginçliğidir. Doğu kültürünü yansıtan bu müzik aletlerinin çalınan eserler ve birbirleriyle olan ahengi büyüleyicidir.

İran coğrafyasıyla birbirimize bu kadar yakın ve birbirimizin kültürünü bu denli etkileyecek olmamıza rağmen birbirimizden bu kadar habersiz olmamızın elbette bazı dış ve siyasi faktörleri olabilir; ancak bu durumun bahsi geçen güzelliklerden haberdar olmamızı etkiliyor olması oldukça üzücüdür.

Dinlediğim eserlerin anlamını merak ederken bu eserlerin çoğunun güftesinin aslında çok yakından tanıdığımız Mevlana, Hafız gibi zatlara ait olduğunu öğrenmek ve günümüzde müzik olarak addedilen şarkı sözleriyle kulaklarımıza ne kadar eziyet ettiğimizi tekrar hatırlattı.

Farsça müzikleri dinlerken sanki her an anlayacakmışsınız gibi hissettiren bir havasının olması kültürel yakınlığı destekler niteliktedir doğrusu. Müziklerini dinledikçe İran sosyal yaşamına dair de merakım oluşmaya başladı ve araştırmaya başladım. İran toplumunun bizim onlara bakış açımızın aksine Türk toplumuna olan hayranlığını duyunca oldukça şaşırdığımı söylemeliyim.

Biz insanlar, popüler kültür akımında boğulurken, siyasetin ve dış etkilerin soğuk ve gri duvarlarına bakarak vakit geçirirken; aslında yanı başımızdaki güzellikleri nasıl da kaçırdığımızı fark edemiyoruz bile. Müzikle hissettiğimiz duygular da aslında hayal gücü misali derin bir derya ve bunun özellikle 21. yüzyıldan sonra ne kadar da sığlaştığını fark edemiyoruz. İran müziği bunun sadece tek bir örneği, daha da acı verici olan: Değil İran kültürü, kendi kültürümüzden bile bihaber ve uzak yaşıyor olmamız.

Bir milletin sağlam durması için köklerinin sağlam olması çok önemlidir. Bu kökler gelenek, görenek, kültür sanat vs. gibi birçok unsurdan oluşmaktadır ki müzik de bu köklerden birisidir. Kendi müziğimizle beraber yanı başımızdaki müziğin verdiği ve hissettirdiği güzellikleri kaçırdığımızın farkına varmak bu noktada önemlidir. Umarım nesiller ilerledikçe toplumlar birbirlerini negatif ön yargılarla değil; kültürlerinin, sanatlarının ve insan olmalarının güzellikleriyle tanır.

Paylaş

Yazar Hakkında

Sibel Alpaydın

keşkeleri keşke demek için değil onları bir sonraki olaylarda kullanmak için tecrübe eder.değiştiremeyeceği şeyler için moralini bozmaz.

Yorumlar kapalı.